Kalleşliğe inat umut yeşeriyor Kobanê’de

IŞİD hepsini bitirdi ama şimdi savaşa karşı toprak rengarenk, gelincikler, papatyalar açtı, kuşlar geri dönmeye başladı, kırlangıçların yaptığı yuvalarda yumurtalar çatladı, sabahları bülbül sesleri var artık... Ağzından bu sözler düşmeyen Sinoplu Karker Rıfat umutlarını Kobanêlilere emanet edip gitti... Şimdi hayat vasiyetini yerine getiriyor, umutlar büyüyor Kobanê’de...

20 Temmuz 2015 Pazartesi, 14:25
Abone Ol google-news

Muhammed beyaz gömleğini giymiş, Fehime saçları yapılı, makyajlı, birbirlerini sıkıca kavramış, elele yürüyorlar. Bir yaz günü, deniz kıyısında yürür gibi... Barut tozunun toprağa karıştığı, yıkılmış ağaçlarla dolu parkın, taş üstünde taş kalmamış evlerin, dükkanların, Qada Azadi’nin (Özgürlük Meydanı) yanından geçip gidiyorlar. Her şeyin yolunda olduğu sıradan bir pazar günü gibi, Kobanê’de savaşın kıyısında yürüyorlar...

O pazar Dilovan ve Azeddin de çocuklarla gezintide. IŞİD çetelerinin Kobanê’ye ilk giriş yaptığı Halep karayolu boyunca vurulmuş tankların, intihar saldırısında kullanılmış kamyonların, tank tamirhanelerinin yakınlarında, terk edilmiş hastanenin yanındaki boş alanda piknik yapıyorlar. Hurda tankın üzerinde çocuklar oynuyor. 

Dilovanlar’ın evi yok artık ama hemen bitişiğinde bir süredir kaldıkları akraba evi, oturma odasının aynasındaki ve duvarlarındaki bariz mermi izlerine rağmen sağlam. Dilovan endişeli, dizilerden öğrendiği özenli Türkçesiyle “Ya yine gelirlerse, bu bir kabus, bunu tekrar yaşamak istemiyoruz” diyor. Biraz ileride, devasa minaresi sokağa devrilmiş caminin karşısındaki tamirhanede yatıp kalkan Ermeni komşuları, geceleri ateş yakarak ısınıyor.

Halep yolunda, kentin giriş kapısının üzerindeki “Hûn bi xêr hatin Kobanê” (Kobanê’ye hoş geldiniz) yazısı düşmüş, yol kenarına dağılmış. “Kobanê” bir yerde, “Hoş” bir yerde, “geldiniz” bir başka köşede. Hemen yolun karşısındaki kulübede bir adam, boşaltılmış hayalet hastaneye doğru güvercinlerini uçuruyor. Tekerlekli sandalyeler, sedyeler, hasta yatakları, doktor, hemşire önlükleri, yurt dışından gelmiş yepyeni ortopedik malzemeler hepsi enkaz halinde. 

Burası aynı zamanda şehitliğin yolu. Savaşçı cenazeleri şehir merkezinden kaldırılıp konvoylarla ilerlerken, her kilometrede katılımla birlikte acı ve öfke de artıyor. Cenazeyi duyup gelenlerin sıralandığı, her iki tarafı da yerle bir olmuş yol, burada alabildiğine yıkıcı bir savaş olduğunu hatırlatıyor. Şehitliğe gün boyu mezarları sulayan, yapma çiçeklerle süsleyen birileri gelip gidiyor. Acılı aileler bir taraftan ağıt yakarken bir taraftan da ziyaretçilerin ceplerini şeker ve kurabiyeyle doldurmaktan geri kalmıyorlar. 

Kobanê merkez özgürleştirilmiş, geri dönüşler başlamış. YPG/YPJ güçleri kentin merkezinden çekilmiş ancak cephelerde savaş devam ediyor. Kentte kayda değer bir hayata dönüş çabası ve isteği var. Fırınlarda sıcak pide çıkıyor, hatta önlerinde kuyruk oluyor. Sade pide de değil, peynirlisi, zahterlisi... Artık her gün gelinlikçi, haliyle de kuyumcu açıyor, renkli çamaşırlar yıkıntılara karşı kurutuluyor, çocuk bisikletlerinin tekerleri dönmeye başlıyor, atölyelerde mermiler temizleniyor, savaş mühimmatı bakkallarda enerji içecekleriyle yan yana süs olarak sergileniyor, patlamış havan topu mermileri kapı ağırlığı ya da saksı olarak kullanılıyor... Demokratik Gençlik Merkezi’nden Cemile yıkık kültür salonlarını yeniden hayata geçirmek için gençleri toplantıya çağırıyor. Toprakla doldurup çiçek diktikleri havan toplarını suluyor, savaştan geriye kalan hiçbir şeyi atmıyor, yaşananları unutulmaması gereken ve umuda dönüştürecekleri lanet bir hatıra olarak hayatlarına kazıyor Kobanêliler. 

Savaş nedeniyle kentte üç yıldır elektrik yok ve ancak jeneratörü olup karaborsa mazot almaya gücü yetenler elektrik kullanabiliyor. Çarşıda dört kardeşin işlettiği baklavacı dükkanı, ışıl ışıl vitriniyle sanki savaş sırasında bile tatlı üretimini durdurmamış izlenimi veriyor. Geceleri sokak aralarında ateş yakılmasa, araçların farları olmasa kent zifiri karanlık. Karanlığa rağmen herkes umutla yeniden sokaklarda. Kobanêli esnaf kapısız, penceresiz dükkanının başında. Berber, baklavacı, bakkal, humusçu tam kapasite çalışıyor. Hiç boş durmayanlar da tamirhaneler. Araba galerisinin yıkıntısı içinde oturan genç, molozlar altında ezilmiş, sıfır arabalarına bakarak çayını içerken söyleniyor: “Onca yaşam yitti gitti, dükkanım yıkılmış ne fark eder.” 

Mücadele sadece yetişkinlerin değil çocukların da işi. Lime lime olmuş binalardan sarkan kabloları salıncak yapmış sallanıyor çocuklar. Birkaç adım ötede çürümüş IŞİD’lilerin uzuvları ve kaldırımlarda ne kadar silinse de çıkmayan kan izleri var. Duvarlarda Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, iki kat arasında sıkışmış bir tencere, molozların arasında bir sahilde çekilmiş yırtık birkaç fotoğraf, cephesi yıkılmış evin iç duvarında yan yatmış resimsiz çerçeveler... Parmak kadar bir çocuk kendine hurdadan yaptığı kızağı saatlerce kentin sokaklarında sürükleyerek hurda topluyor. Eviriyor çeviriyor, ne işe yaradığını anlamaya çalışıyor, eline aldığı, üzerine bastığı patlar mı bilmiyor, umursamıyor. Hurda olmuş kentte savaştan arta kalan ne hurda varsa. 

Muhammed tavanı ve duvarları patlatılmış, yıkık okulu Mekteb- i Reş’te tek başına dolanıp siperlerden bakıyor, yerdeki mermileri topluyor. Duvarda kimin yazdığı belirsiz İngilizce bir yazı: “Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir”. Şehit Osman Okulu’nda ise mermilerin delik deşik ettiği sınıfta, savaşın başlamasıyla son anlatılan ders tahtada kalmış, yeni bir başlangıç için öğrenciler öğretmenlerin gözlerinin içine bakıyor. Okulun koridorlarına yerleştirilmiş siperler, etrafa saçılmış kimisi artık hayatta olmayan öğrenci ve öğretmen kimlikleri, kırık bir maket iskelet, bir çocuğun çizdiği Fırat kıyısında Kobanê resmi öylece duruyor. Okulun bahçesinde yapılan beden eğitimi sırasında arkalarında eski IŞİD karargahı yer alsa da, savaşı geçmiş bir felaket olarak unutturmak için öğretmenlerde büyük gayret var.

Kentin yıkıntıları arasında IŞİD’in girip müzik aletlerini paramparça ettiği kültür merkezi Çand u Huner’den kırık sazlar, tefler, erbaneler, gitarlar getirilip artık kullanılmayan banka binasına yerleştirilmiş. Dolap dolusu evrakların arasında çocuklar zaman geçirip müzik eğitimi görüyorlar. Yan odada bir öğrenci Kobanê resmi yapıyor, kent yıkık ama çimenler yeşil. Kobanê’nin sevilen müzisyeni Şahin her gün çocukları burada topluyor. Çocuklar şarkılarını hem doğalarından gelen militan bir tonda hem de bir süredir üzerlerine çöken bir hüzünle söylüyorlar. Kobanê’de şarkıcıyken savaşa giden Delila ve Nergiz’in hikayesi kulaktan kulağa dolaşıyor. Şarkıları herkesin ve çocukların dilinde: “Kobanê bugün kederlidir. Yanıyor canı, yaralıdır. Gözyaşlarını akıtıyor. Ah Kobanê! Gençleri silahları kuşandı. Topla, tüfekle saldırdılar. Yüreklerinde kurşun deliği açtılar. Yaşayın siz savaşçılar. Ah Kobanê!”.

 

 

Sinoplu Karker Rıfat

Gece yarısı meydandaki ızgaracı, çengele asılı ciğerden kesip kesip mangala atıyor. Mutfaktaki televizyondan gerilla şarkıları duyuluyor. Gün içinde en kalabalık lokanta Runahi. Tavuk çevirme, odun ateşinde lahmacun ve cacık var. Masayı paylaştığım kişilerle selamlaşıp tanışıyorum. Biri öğretmen Ruken, diğeri kendini “Karker Kobanê” diye tanıtan, sonradan asıl adının Rıfat Horoz olduğunu öğrendiğim, 60 yaşlarında YPG’li bir asayiş görevlisi. İsminin başında bir de Arnavut var, hatta Sinoplu Arnavut. Karker Kürtçe’de “işçi” anlamına geliyor, yani isminin anlamı “Kobanêli işçi”. Ona baktıkça Kobanê’nin hemen karşısında, Türkiye tarafında Suruç’un Mizeynter köyünde gördüğüm, aynı açık mavi tonda gözlere sahip adamı hatırlıyorum. Kobanê’de savaş sürerken, sınır hattında direniş nöbetinin tutulduğu köylerden biri olan Mizeynter’de tarihi kümbet evleri, saman ve çamurdan yaptığı harçlarla onararak komünal yaşamı canlandıran, kitap kampanyası başlatarak, Kader Ortakaya Kütüphanesi’ni ve Arin Mirxan Şehitler Müzesi’ni kuran oydu. Kobanê’deki savaşı ve sınır hattındaki direnişi hatırlatacak boş mermi kovanları, şarapnel parçaları, sınırda atılan gaz bombaları gibi materyaller topluyordu. Köylerde her sabah kurulan insan zincirlerinde ve çetelerin sınır hattından sızmalarına karşı her akşam tutulan nöbetlerde de hep o vardı. Savaşta yaşamını yitiren Zinar adlı gencin anısına, Rojava kantonlarını örnek alarak Şehit Zinar Sosyal Bilimler Akademisi projesine başlamıştı. 

Kent merkezinin IŞİD’den temizlenmesinin ardından Kobanê’ye gelince adını “Karker Kobanê” yapmış. Artık bir işçi o, verilen mücadeleye yakışır bir şekilde kentin yeniden inşası ve bir kısmının da açık savaş müzesine dönüştürülmesi için çalışmalara başlamış. Heyecanlıydı, bir gün herkesin Kobanê’yi görmesini ve savaşın yıkımını hissetmesini istiyordu. Ayrıca YPG/YPJ güçlerinin savaştığı cepheleri, kullandıkları kap kacağı, fotoğrafları da göstermeyi planlıyordu. “IŞİD tarımı, hayvancılığı, hepsini bitirdi ama şimdi savaşa karşı toprak rengarenk, gelincikler, papatyalar açtı, kuşlar geri dönmeye başladı, kırlangıçlar gelmiş yuvalarını yapmış, yuvalarda yumurtalar çatladı, sabahları bülbül sesleri var artık Kobanê’de...” dedi. “Ekolojik ve komünal bir yaşam” hayal ediyordu. “Halkla birlikte inşa edilecek. Bundan sonra yaşamın, eğitimin nasıl olacağına halk karar verecek. Eğitim artık Arapça olmayacak. Kendi kimliği, rengi, dili ve kültürüyle, eşitlikçi bir yaşam olacak. Bu bir mühendislik projesi değil. Amaç halkı ve zanaatkârları bir araya getirerek, burayı birlikte inşa etmek”. 

 

MÜZE İÇİN ÇALIŞIRKEN...

Karker Rıfat müze için topladığı malzemeleri Kanton idare binasının yakınındaki bir alana yaymıştı. Kobanêliler artık enkazlarda dolaşan bu adamı tanıyor ve gördükleri savaş malzemelerini ona haber veriyordu. “Mayınları toplarken iki arkadaşımız şehit düştü, tuzak varmış. Enkazlarda patlamaya hazır canlı bomba yelekleri var, ince tellere, duvar rengiyle aynı parçalara dikkat etmek gerekiyor, geldiğimde ben de acemiydim...” diyor. Karker Rıfat ile arkadaşı öğretmen Ruken zaman zaman Fırat Nehri kıyılarına evleri onarmak için kerpiç getirmeye gidiyorlar. 25 Haziran’da IŞİD’in Kobanê merkezde gerçekleştirdiği katliamda öldürülenler arasında Karker Kobanê de vardı. Sabah silah seslerini duydu, yine bir köy özgürleştirildiği için kutlama yapıldığını sandı, kerpiç taşıdığı kamyonetiyle YPG’li sandığı grubun yanına yaklaştı. Onu arabadan indirip vurdular. Mal varlığını satmış, elde ettiği geliri destek kampanyalarına bağışlamış ve Gebze’deki evini Kobanê’li bir aileye bırakmıştı. Karker’in abisi Kobanê’ye geldi, kardeşinin vasiyetine ve Mizeynter köylülerinin ısrarlarına uyarak mezarını Kobanê’de bıraktı, Sinop’a sadece bir avuç toprak götürdü. Ruken yoldaşının mezarının üzerine taşlarla Rıfat yazdı, onun üzerine de kendi isminin baş harfini. O katliamda Ruken birçok genç öğretmen arkadaşını, Apê Nemir oğlunu, Cemile abisini, Dilovan ve Azeddin ise Ermeni komşularını kaybetti. Kobanêli öğretmenler bu yaz okullar kapandığında, öğrencilerine daha yararlı olabilmek için kendi aralarında bir yaz eğitimi düzenlemişlerdi. Katliamdan sonra bu eğitimin kapsamı değişti. Şimdi ilkyardım ve silah dersi alıyorlar. Dört nöbetçileri var, bir de subay öğretmen. “Ne yapalım hayata tutunacağız. Gerektiğinde kalem, gerektiğinde silah taşıyacağız. Kürt halkının kaderi bu...” diyor Ruken ve konuşmasını Kürtçe sürdürüyor: “Dile me wek zinar u kendalan be”. Anlamını merak ediyorum, cevap veriyor: “Yüreğimiz taş gibi sert olmalı.”

 

Âpe Nemir

67 yaşındaki YPG savaşçısı Apê Nemir’i Kobanê’de tanımayan pek yok. Üç oğlu da yıllardır savaşta. Asıl ismi Hasan Osman, kod adı Apê Nemir yani “Ölümsüz Amca”. Savaş sırasında Dicle Haber Ajansı ekranlarından gençlere yaptığı çağrıyla ve vurulup hayatta kalmasıyla da lakabı yer etmiş. Sokakta onu gören durdurur, hikayesini anlattırır: “Özellikle Amed halkına, sonra da bizim Kobanêli gençlere ‘Yurdunuzu bu kirli ellere bırakmayın’ diye seslendim. Savaşçı gençler çağırdı, iki gündür yemek yememişsin, açlıktan öleceksin, kavurma yaptık dediler. Yiyemiyorum, dişlerim yok, yemekleri de biraz sert, Türkiye tarafından gelmiş. Çay teklif ettiler, Türkiye çayı içemiyorum, dedim. Yukarı çıktım, yönüm doğuya dönüktü. Sigara paketine uzandım, kolumda bir sıcaklık hissettim. İkinci mermi de koluma saplandı. Üç defa daha sıktılar, ben duvara iyice yanaştım. IŞİD’li tetikçi tam o delikten kanasla vurdu beni. Aradık bulduk onu sonra, adam ağacın üzerinden savaşıyormuş bizimle.”