Kalp ait olduğu yeri tanır

Türkiye’nin önde gelen kalp ve damar cerrahlarından Profesör Gökçen Orhan ile ilk romanı Emanet Kalp için buluştuk. Orhan ile kitap, yemek. bolca da hayattan söz ettik…

03 Nisan 2021 Cumartesi, 18:20
Abone Ol google-news

Türkiye’nin önde gelen kalp ve damar cerrahlarından Profesör Gökçen Orhan ile ilk romanı Emanet Kalp için buluştuk. Gökçen, gerçek vakalardan etkilenerek kurguladığı kitabında, yapılan her organ bağışının tükenen çarelere, yeşeren hayatlara nasıl vesile olduğunu ve hayatın bize bağışlanmış büyük bir armağan olduğunu anlatıyor. Orhan ile kitap, yemek. bolca da hayattan söz ettik…

Türkiye’nin önemli kalp cerrahlarından birisiniz ve çok yoğun tempoda çalışıyorsunuz. Doktorlara baktığımızda çoğu sanatla da iç içe... . Kitap yazmaya neden ve nasıl karar verdiniz?

Hepimiz yaşamımızda kendimize ait bir yol çizmeye çalışıyoruz. Biz doktorların sanatla ilgilenmesi galiba yoğun stres altında çalışırken sanatın dinginliğine kaçmamızdan. İnsanları iyileştirirken yüklendiğimiz stresi sanatla düşürmeye, bir şekilde kendimizi iyileştirmeye çalışmamızdan dolayı. Bu romanda en iyi bildiğim iş olan kalp cerrahisi ve kalp nakliyle ilgili bir hikâye anlattım. Bir kalp cerrahı her gün yeni hikâyeler ile başlar gününe, her hasta kendi hikâyesiyle girer odamıza. Onu anlamak, hastalığının içinden alıp ona yepyeni sağlıklı bir hayat vermek için çalışırız. Okumak ve yazmak Galatasaray Lisesi’nin bana bir hediyesi. Her sıkıntılı anımda okumaya kaçtım, kitapların kahramanları zorlu ameliyatlardan sonra arkadaşlık ettiler bana. Adrenalin ile yüklendiğimiz zorlu ameliyatların ardından, kitapların hayali kahramanlarının eşlik ettiği öykülerle huzur buldum. Bir gün kendi kitabımın kahramanlarına can vermek de bu yorgun anlarımda aklıma düştü. Cerrahın başarma azmi ve koyduğu hedeflere ulaşma isteği de bu kitabı yazmamı tetikledi belki de.

Yazarlar ilk romanlarında genellikle yaşadıklarından hareket ederler. Emanet Kalp’in ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek?

Her yaptığımız davranışın altında bizi biz yapan anılarımız, yaşanmışlıklarımız ve deneyimlerimiz var. Bu romanda da yaşadıklarım tabii ki yerlerini aldılar. Kahramanlar kurgusal olsalar da aslında benim hayatımda bir şekilde var olmuşlardı. Hayatımıza giren her insan bize fark ettirmeden izler bırakır, kimi yaralar açar, kimi hoş bir gülümseme kimi de aşk acısı bırakır. Romanımın ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek diye düşününce benim de aklıma sana ve okuyuculara bir soru sormak geldi, acaba her birimizin yaşadığı hayatın ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek? (gülüyor)

Romanda bir genç kızın kalbi mafya babasına nakil ediliyor. Oldukça hüzünlü bir hikâye aslında. Kalp naklinden sonra karakter değişimi ne kadar gerçek?

Organ nakli yaşayan insanlar, diğer ameliyat geçiren insanlara göre farklı bir deneyimin içinde buluyorlar kendilerini. Hepimizin en doğal iç güdüsü hayatta kalmak ve kalp nakli beklerken yaşamla ölümün arasındaki çok ince bir ipin üzerinde duruyorsunuz, hayatınız maalesef başka birinin yapacağı bağışa bağlı. Nakille değilse bile bu süreçte mutlaka hayata bakışınızda, geri kalan zamanınızı geçirme isteğinizde bir değişiklik oluyor.

Seçimlerimizi beyinle mi kalple mi yapıyoruz?

Bir kalp cerrahı olarak bunu söylemek istemezdim ama beyinle yapıyoruz. Kalbimize çok anlam yüklesek de sadece kastan oluşan bir pompa kendisi.

Peki kalp kimi seveceğini bilir mi? Tanır mı?

Kesinlikle. İnsan duygularının merkezi hep kalp olarak görülmüş. Şarkılar, romanlar, masallar hep kalbin seçimiyle ilgili sözlerle dolu. Kalbi hep ‘aşk için atar’ diye tarif etmişlerdir. Tabi ki bizler aklımızla severiz ancak işin içinde kalp yoksa, ruh yoksa âşık olunamaz ki. Kalp ait olduğu yeri tanır.

Roman kahramanlarından en çok etkilendiğim Özge. Özge’nin değişim ve dönüşüm yolculuğunda kendinin bile farkında olmadığı travmalarının etkisinden bahsedelim mi?

Özge, aslında hep görülmek isteyen biri. Ailesinin görülmeyen kızı. Özellikle annesi tarafından, arkadaşları tarafından, toplum tarafından. Değişim değil de içinde var olanın ortaya çıkması olarak tanımlıyorum ben Özge’nin yolculuğunu. Çocukluk ve gençliğinde bastırdıkları günü geldiğinde, fırsatını bulduklarında ortaya çıkıyor. Travmaları ile baş etmiş gibi kendiyle barışık gibi görünen, bir kadının küllerinden doğuşu bu yolculuk.

Organ nakli koordinatörü bir anne, kızının ölümünden sonra bütün ailenin yas yükünü sırtlanıyor. Bir erkek olarak bir kadının özellikle bir annenin ruhunu çok iyi yansıtmışsınız. Gerçek hayatta yaşadıklarınızın hikayeleriniz üzerine etkisi oldu mu?

Hepimiz acılarımızı farklı yaşıyoruz. Özellikle evlat kaybı çok büyük bir acı. Ben buna hem özel hem de meslek yaşamımda defalarca şahit oldum. Bu durumda kadınların çok daha güçlü olduğuna, çok daha sorumlulukla kalanları toplamaya çalıştığını gördüm. Erkekler ise bu konuda daha başarısız oluyorlar. Kadın hayatın getirdiği her tür acıya daha dayanıklı. Maalesef fiziki olarak daha güçlü olmasa da ruhen daha güçlü olan da yasın o ağır yükünü sırtına almak zorunda kalıyor.

BAR SANDALYESİYLE AMELİYATA GİRDİM

Biraz daha yakından tanımak istiyoruz sizi. Geçirdiğiniz kazalar, sonrasında ameliyatlar, hayata tekrar tutunmanız müthiş umut verici. Yaşadıklarınızdan sonra hayatınıza farklı bir açıdan mı bakıyorsunuz?

Yedi sene önce geçirdiğim kazalar sonucu dört kez ortopedik ameliyat geçirdim. Cerrahi hayatım belki de bitmişti. Ama yılmadım. Savaştım. Saatlerce fizik tedavi oldum. Ameliyattan üç ay sonra bir bar sandalyesini modifiye ettirip bastonla yürüyerek ameliyathaneye girip bu sandalyeye oturarak ameliyatlara girmeye başladım. Pes etmeyi asla kabul edemiyorum. Hayat aslında her gün başlayan yeni bir savaş. Bu savaşta ancak pes edersek yeniliriz. Bu süreç bana cerrahi dışında da tutunmam gereken alanlar olması gerektiğini hatırlattı. Hayata daha sıkı sarılmamı, yalnızca çalışmayı değil hayatı güzellikleriyle yaşamam gerektiğini öğretti. Bir de daha az gelecek korkusu duymama neden oldu. Fark ettim ki dün anılarım, gelecek hayallerim, gerçek olan ise yalnızca bugün. O zaman her günüme daha sıkı sarılmalıyım dedim.

Organ Nakli’nin önemini her fırsatta dile getiriyorsunuz ve romanda da önemli bir noktanın altını çiziyorsunuz. Neden organ bağışında yeteri kadar iyi değiliz?

Ülkemiz maalesef organ bağışında sınıfta kalmış durumda. Bunun birçok sebebi var. Ama bence en önemlisi beyin ölümünün geri dönüşümsüz olduğunu net bir şekilde anlatamamamız. Beyin ölümü sonrası o kısıtlı sürede henüz organlarımız canlıyken 72 saatlik süreçte bağışlanacak organların organ bekleyen binlerce insana umut olacağını, onları yaşama tutundurarak ailelerine bağışlayacağını unutmamalıyız. Buradan yakınlarının organlarını bağışlayan insanlara bir kez daha teşekkür etmek isterim. Onlar bu dünyadaki en ulu en yardımsever insanlar.

Şahane bir kızınız var. Kız babası olmak nasıl bir duygu ? Kızınızdan etkilendiğiniz karakter oldu mu?

Tek kelimeyle mükemmel bir duygu. Bana şu hayatında en gurur duyduğun, seni en mutlu eden şey ne diye sorsanız cevabım kızımdır. Babaları ile kızları arasında çok ayrı, özel bir bağ olduğuna inanıyorum. Kızınızı büyürken, kendi ayakları üzerinde duran bir kadına dönüşürken izlemek çok keyifli, eğlenceli, bir o kadar da sorumlulukla dolu bir süreç. Aslında romanda yer alan birçok karakteri yaratırken kızımdan fazlasıyla etkilendim.

KARNIYARIK AMA FIRINDA...

Kalbimiz için sağlıklı beslenmek zorundayız. Bunu bilsek de kaçamaklar yaptığımız bir gerçek. Biraz sofranızdan bahseder misiniz? Doktorlar ne kadar sağlıklı besleniyor?

Keşke beslenebilseydim. Ne demişler doktorun dediğini yap yaptığını yapma. Daha genç iken etçil ve karbonhidrat ağırlıklı besleniyordum. Ama artık özellikle geçirdiğim kazalar sonrası beslenmeme dikkat etmeye başladım. Sebze ağırlıklı, zeytinyağlıların hâkim olduğu bir diyetim var. Şekerli gıdaları olabildiğince hayatımdan çıkardım. Ama ne yalan söyleyeyim yine de haftada birkaç kez kaçamak yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

En sevdiğiniz anne yemeği ve tarifi rica edeyim...

Ben çocukluğumdan beri karnıyarık çok severim. Uzun yıllar yatılı okuduğum dönemde annemin pişirdiği karnıyarık burnumda tüterdi. Şimdi kendim de yapıyorum. Ama yağda kızartarak değil, fırında.

"NEŞTER EDEBİYATI"

Emanet Kalp için tıbbi roman diyebilir miyiz?

Financial Times’ta yine bir doktorun yazdığı kitabın eleştirisinde Neşter Edebiyatı tanımlamasını okumuştum. Çok hoşuma gitmişti.