Karantina Ekranı: ‘Snowpiercer’ ekspresi yola çıktı

Netflix’in yeni dizisi “Snowpiercer” başladı. İlk iki bölümü yayınlanan 10 bölümlük dizinin başrollerinde Jennifer Connelly ve Daveed Diggs var.

28 Mayıs 2020 Perşembe, 23:31
Abone Ol google-news

En son “Parasite” adlı filmiyle hem Cannes’da Altın Palmiye alan, hem de En iyi Film ve En İyi Uluslararası Film dahil olmak üzere 4 dalda Oscar kazanan Güney Koreli sinemacı Bong- Joon-ho’nun 2013 tarihli filmi “Snowpiercer”ın uyarlaması olan aynı adlı dizi Netflix’te izleyiciyle buluştu. Aslında Bong- Joon-ho’nun filmi de 1982 tarihli Fransız çizgi roman “Le Transperceneige”den uyarlanmıştı ama tabii dizi filme oranla çok daga uzun soluklu olmak zorunda olduğu için bazı yeni ögeler eklenmiş ve en azından ilk bölümlerde vurgu sınıf çatışmasından uzaklaşarak cinayet soruşturmasına doğru kaymış.

Dizide tren dedektifi Andre Layton rolünü Daveed Diggs canlandırıyor

Açıkçası Bong Joon-ho’nun tüm filmografisi içinde “Okja” ile birlikte en zayıf halka olarak gördüğüm “Snowpiercer”ı dizinin ilk bölümlerini izledikten sonra bir klez daha seyrettim ve belki de hazsızlık yapmış olabileceğime kanaat getirdim. En azından diziyle karşılaştırıldığında çok daha karanlık bir tonu ve güçlü bir sinematografisi var ve içerdiği mesajlar bakımından da bir hayl,i sert bir söyleme sahip Bong Jonn-ho’nun uyarlaması. Öte yandan belli kilit noktalarda farklılık gösteren diziyi de hemencecik harcamak için çok erken diye düşünüyorum doğrusu.

Jennifer Connely dizinin önemli karakterlerinden Melanie Cavill rolünde.

1001 vagonlu Snowpiercer treni tüm dünyanın buzula dönüştüğü bir çağda çok zengin bir adamın belli zümreleri kurtarmak adına yaptığı bir araç ve tren hiç durmaksızın dünyanın çevresinde dönüp duruyor. Aslında tipik bir kıyamet/tufan ve Nuh’un Gemisi hikâyesi var dizinin temelinde. Bunu çevre meselesine bağlamak da elbette günümüz dünyası için kaçınılmaz bir senaryo, ve aslına bakarsanız çok da muhtemel bir senaryo. Fransız çizerler Jacques Lob, Benjamin Legrand ve Jean-Marc Rochette bu hikâyeyi 80’li yıllarda tasarlarlarken hikâyenin 2021’de geçtiğini yazmışlar ve belki de onlara yeterince uzak bir gelecek gibi görünmüş bu tarih ama tabii biz 2020’de henüz böyle bir çevre felaketinin olmayacağını anlayabiliyoruz ama öte yandan bir virüs yüzünden tüm dünyanın eve hapsolduğunu düşünürsek, neden olmasın… Tabii asıl mesele, bu trenin ön vagonlarıyla arka vagonları arasındaki sert sınıf farkı ve kapitalist sistem için oluşturduğu metaforla ilgili. Bong Joon-ho’nun filmi hikâyenin bu yanına vurgu yapıyor ve tüm senaryoyu bunun etrafında şekillendiriyordu ama dizide esrarengiz bir cinayetle başlayan (ve başka cinayetlerle devam eden) bir kurgu var ve trenin arkasında, Kuyruk denen bölümde yaşayanların örgütlediği direnişin liderlerinden biri olan Andre Layton’ın aslında bir cinayet masası dedektifi olması da işleri biraz “Snowpiercer Ekpresi’nde Cinayet” hikâyesine dönüştürüyor.


Elbette diziyi filmle kıyaslamaya devam ettiğimiz taktirde hep film lehine bir sonuç kalacak elimizde ama filmi izlemeyenlerin de keyfini bozmamak adına daha fazla kıyaslamaya gitmeyelim ve “Snowpiercer”ın çok sağlam bir başlangıç yapmasa da kimi olumlu nitelikleri olduğunu söylemekle yetinelim. Bir kere trenin kendine ait bir ekosistemi olması fikri tabii çok etkileyici ve bunu da güzel ayrıntılarla zenginleştirmişler. Birinci sınıfta seyahat eden (ya da yaşayan demeli belki, ne de olsa varılacak bir yer yok) ve dünyanın en zengin %1’lik kesimini temsil edenlerin yaşadığı lüks hayatın nasıl üretildiğine dair ayrıntılar (hayvan yetiştirilen vagonlar, Okyanus vagonu vb) ve aslında sınıf farkını vurgulayan davranış kalıpları, suçlara uygulanan cezalar gibi dramatik anlamda diziyi derinleştiren unsurlar atlanmamış ve aksiyon sahneleri de fena kotarılmamış. Tabii işin sonu nereye varacak ve cinayet soruşturmasıyla birlikte devam eden kuyruktakilerin isyanı ne olacak, dizi ilerledikçe göreceğiz. Sınıf çatışmasının üzerine biraz daha gidilmesi ve tüm hikâyenin polisiye bir tondan kurtulup ağırlığın sisteme dair eleştiriye kayması sanki daha hayırlı olacak. Hele ki bunu soruşturmanın bir parçasına dönüştürüp, yani cinayetleri bu sınıfsal çatışmaya dayandırmanın bir yolunu bulabilirlerse çok daha iyi bir yerlere de çıkabilir “Snowpiercer”.