Kendini hesaba çekmektir yılbaşı

Bu ölçüsüzlük çağında yazarlık mesleği üstüne daha çok düşüneceğim. Gerçi bu konuda kafa patlatmadığım gün yoktur. Yazmak kader midir tercih mi?

31 Aralık 2019 Salı, 12:05
Kendini hesaba çekmektir yılbaşı
Abone Ol google-news

1. Yeni yıla nasıl girilir? Doğrusu bir yılın bitip, diğerinin başlaması takvimde sıradan, sayısal değişiklikten başka anlam içermez. Yine de bunu fırsat bilip, düşünsel bir döküm yapmak mümkündür. Geçen on iki ay boyunca ne yapıp ettiğinin hesabını verebilir kişi kendine. Kutlamaları pek anlamlı bulmasam da bu türden bir oyun neşe verir. 

İlkin hep yaptığım gibi temizlik işine girişirim. Yaşamdan eksilterek yalın, bilge hale ulaştığımıza inanırım. Zaman daralınca daha rafine ilişkiler kurmak gerek. Öyleyse? Artık görmeye katlanamadığımız kimselere, zorunlu ilişkilere son vermek zamanıdır. Eğer hâlâ defter olarak bir rehber kullanıyorsa kişi, bunun incelmesiyle mutluluk oranının artacağını fark etmeli. İki çift lafı anlamlı edemeyen kimselere verilecek selam kalmadı bende de! Söz Ferhangi Şeyler’den, sevgili Şensoy’a aittir. “Merhaba” demenin kıymetini bilmeyen birine harcamamak gerekir doğrusu sözü.

2. Ertelenen her tasarı sorundur ilerleyen zamanlara dair. “İçimde kaldı” cümlesini sıkça duyar oldum, soruyu kendime yönelttim. Zaman yoksulluğu içinde kıvranır olmak fena! Yine de “neyi erteledim?” derken, bir yandan da kendimi talihli sayıyorum. Yazı yazmaktan öte mutluluk bilmeyen biriyim. Elbet okumakla birliktedir bu tutku. Tadına varmayan bilemez. Geçen hafta okumak için ayrılan, bir türlü sıra gelmediği için vicdan azabı çektiren kitaplardan söz ettim. Mesela bundan sonra yaşamında birinci sorunu kitaplar olmayan kimselerle görüşmemek iyi fikir! Kitapsızlara ne laf edeyim ki! Peki, sahiden neyi erteledim ki ben?

3. Sıkça anı, yaşamöyküsü okuyorum. Tuhaftır, ilerleyen yaşlarda bu türlere ilgi artıyor. Bir de elbette tarihe… Kuram okumaktan yoruldum sanırım. Başkasının yaşamı insana kendisininkini de düşündürür. Bir de, elbette sevdiğimiz kimseleri yakından, fazlasıyla bilmek heyecan verir. Marx’ın yaşamını boyutlu onca kez okumama karşın yeni, yine okumalara niyetliyim. Yordam Yayınları’ndan çıkan Mary Gabriel imzalı “Aşk ve Kapital” yeni yıla kaldı. Beethoven yılındayız, şahane biyografi tutuyorum elimde. İş Bankası Yayınları’ndan çıktı, yazarı Lewis Lockwood. Hemen okuyacağım. Bir yandan da eski kafalı olarak albümlerimi sıraya koyup tüm külliyatını sindirerek yeniden dinleyeceğim bestecinin. Kimselere verecek aklım yok benim, ama okuyan biriyle karşılaşırsam, tartışmak zevkli olur bu yapıtları.

4. Murakami’nin “Mesleğim Yazarlık” adlı kitabını sevmedim ama içimde tartışma yarattı. Bunu daha önce not ettim. Bizim ülkede nedense yazarlık meslekten sayılmaz, heves olarak görülür. Bundandır belki, önüne gelen kişi kalem oynatmak ister. Kitap endüstrisinin gelişmesi bir yönüyle umut oldu, kültürel gelişimi, çeşitliliği artırdı; öte yandan, ciddi bir ölçüt sorunu çıkardı ortaya. Bu konuda Ahmet Oktay ne güzel yazılar yazdı, bir de kitap oldu. Aklıma gelmişken Oktay’ın hatıratına “Gizli Çekmece” adını vermesini hep kıskanırım, ben bulmak isterdim. İnsan kendi kendine konuşurken bulur bazen, yazarlığın bir yanı da budur, meçhul okura seslenirken, söyleştiğin kişi içinde biridir! Diyeceğim, bu ölçüsüzlük çağında yazarlık mesleği üstüne daha çok düşüneceğim. Gerçi bu konuda kafa patlatmadığım gün yoktur. Yazmak kader midir tercih mi?-

5. Profesyonel yazarlığın bir ölçüsü de yayıncının senden kitap istemesidir. Sözleşme ile bağlanmak iyidir. Zorunluluk bir disiplin de getirir insana. Çok meşhur olunca “ne yazsam gider” diye düşünene rastlanır elbet. Oysa yazarlık, her gün düzenli bu işi yapmayı gerektirir. “Bir yazarın, bir yılda kaç kitabı yayımlanmalı?” adlı sıkı bir sorumuz, sorunumuz var orta yerde. Güncelerimi düzenli tutuyorum, yayımlanmasından da sanırım hoşlanıyorum. Demek bir kurgu, bir de kurgu dışı yapıt ortaya çıkıyor. 2020’ye bu vaatle giriyorum. Kim merak eder, o ayrı soru. Ama kaç zamandır üzerinde durduğum, notlarını aldığım roman bu yıl yazılacak. Günce zaten sırada… -Her yazdığını nimet sayanlarla mücadele sürmeli ayrıca. Üstelik kitapların kolay basılması, çeşitliliği artırdı mı, o da ayrı mesele!-

6. Roman için tüm hazırlıklar tamam gerçi, ancak sağlık meselesi önemli. Geçen seneyi ameliyat olarak kapadık, bu yılı da ameliyatla açacağız. Demek yazarın bedenini de zihni kadar diri tutması gerekli. Beden ihmale, özensizliğe gelmiyor. Ocak bir süre yatakta geçecek. Hastane beyazını sevmek mümkün değil, yine de şikâyet etmeyeceğim. Erken teşhis, hele de rastlantısalsa büyük talih! Şiir kitapları da ihmale gelmez. Bu yıl biraz daha şiire bulaşmalı. Kimseler ilgilenmiyor artık, ne tuhaf, şairleri küskün memleketim. Herkesin kendini şair sayması ayrı dert! Bazı heveskârlar parayla kitaplarını bastırır, geçmişte bunun gerekçesi vardı, şimdi insanlar sömürülüyor. Bu dolandırıcılığı iş edinen sözde yayıncılarla savaşmak gerek! Hayatın her alanında esiriz bayağılığa, vasatlığa…

7. İnsan başına ne iş geleceğini önden kestiremez, yine de tasarıya göre yurtdışında olacağım yılbaşı akşamı. Uzakta kutlamalar nasıl bilmiyorum. Fark ettim ki çok az şeye hevesim kalmış. Yeni yerler görmek peşinde değilim, ancak güzel bir mimari yapıyla karşılaşmak, çağdaş bir sergi gezmek ve güzel mekânlarda konser izlemek heyecan verici hâlâ! Ötesi? Sevdiklerinle olmak güzeldir. Bir de içinde güz olan romana başlamak… Daha ne olsun!