Keskin bir manifesto!’

Tuğrul Keskin üretken bir şair; sadece şiire değil aynı zamanda düzyazıya da çalışan, disipliniyle kuşağı içinde ayrı bir yerde duruyor. Yeni kitabı Karanlığa Kalma’yı (Everest Yayınları) oluşturan ilk metin “Edebiyatın Geleceği, Geleceğin Edebiyatı” ile kitabın son metni “Ah Şu Kadim Topraklar” çerçevesinde yer alan düşünce diziliminde, şair ilerici, devrimci bir duruş sergiliyor. Yazıların tümünde toplumsal yaşam ile edebiyat /sanatın hayatın içindeki devinimini ele alıyor. Karanlığa Kalma, Tuğrul Keskin’in sanata/edebiyata ilişkin poetikasını da çiziyor.

07 Mayıs 2021 Cuma, 00:05
Abone Ol google-news

‘YAZI YAZMAK ŞİİRDEN ZAMAN ÇALMAK GİBİ!’

- İki bölümden oluşan kitabın içindeki yazılar bir yandan doğrudan şiirin ve edebiyatın içinden doğmuşken, bir yandan da toplumsal yaşam ve politikayla ilişkileniyor. Karanlığa Kalma, yazın yaşamının manifestosu gibi de okunabilir… Ne dersin?

Kuşkusuz yazılar poetik duruşumuzu da ele veriyor. Yazık ki ülkemizde bir eleştiri kurumu, mekanizması, artık adına ne dersen, öyle bir yapı olmadığı için şair, kendi poetikasını da açığa vurmak, şiirlerinin iz sürdüğü mecraları da imlemek durumunda kalıyor.

Buradan bakılırsa evet kuşkusuz, yazı yaşamımın manifestosu olarak okunabilir. Hatta yalnızca yazı yaşamım değil, kitabın içindeki kimi yazılar, şiirimin de beslendiği kaynakları en açık biçimde ele verdiği için şiirimin de manifestosu olarak okunabilir...

- Açılış cümlesinde belirttiğin şiir ile düzyazı gerilimi üzerinden kurduğun cümlelere ilişkin; şiir düzyazıyı pratiğini geliştirirken, düzyazı şiirin enerjisini çoğu zaman şairden alır. Bu dengeyi nasıl koruyorsun?

Evet, kimi şiirler yazıya giden yolu kısaltır ama yazı yazmak şiirden zaman çalmak gibi… Kitabın girişinde de söylediğim; bir yılda yüze yakın yazı oluşurken, bir tek şiirin yazılması korkunç gelmişti bana! Çünkü yazı yazmak, sürekli güncelin içinde dolanan bir aklı gereksiniyor.

Oysa şiir öyle mi? Güncelde boğulmadan, geleceğe ilmek atmaktır biraz da şiir! Zaten bu ‘hasetliğimden’ tuttum, o bir yıl içinde yazdığım tek şiirin adını bu kitaba verdim; Karanlığa Kalma!

Ve kitabı da o şiirle açtım; yazılara da soluk aldırdı sanki o ‘tek’ şiir; ‘Hızlandır adımlarını karanlığa kalma/ Gölgeler büyüdükçe insan küçülüyor’ ne de olsa…

‘TÜM İZ BIRAKANLAR POLİTİK BİRER KİMLİK!’

- Sanat politika ilişkisine sıklıkla vurgu yapıyorsun; bunun özel bir nedeni olmalı diye düşünüyorum… Genelde sanat ve özelde şiir/iktidar ilişkisinin neresinde duruyorsun?

Hep konuşuruz ya “İnsan politik bir varlıktır ve şairin kullanacağı bütün araçlar daha en baştan politize olmuştur. Günümüzde ne yaparsak yapalım ne kadar uzak kalmaya çalışırsak çalışalım, sonunda politik arenanın bir parçasına dönüşüyor olmamız bundan” diye.

Geriye dönüp baktığımda da gördüğüm; acıtan, kahreden doğruları söylemek çoğu zaman şairlerin işi olmuş... Bundan dolayıdır ki, dünya tarihi yahut kendi tarihimizde, edebiyata yön vermiş, kalıcı eserler bırakmış bütün şair / sanatçıların taraf olduklarını ve bütününün politik birer kimlik olduğunu görüyorum...

Bu bağlamda, senin de ‘Sanat ve İktidar’ kitabında söylediğin gibi; “… Sanat, politikadan elini eteğini çekince, politika sanatın bıraktığı boşluğu doldurdu ve ekonomi, estetiğin tüm birikimini ele geçirip yönetmeye başladı…”

Günümüzde eğer bu senin söylediklerinin de aksi için üretecek/savaşacaksa şair, kuşkusuz politik bir özne olmak durumundadır.

Geriye dönüp tekrar tekrar bakmalar her zaman iyidir. Şöyle küçük bir hatırlatma da yapmak isterim; inandığı yoldan “dönen dönsün ben dönmezem…” diyerek, güzelim başını cellada veren Pir Sultan şairdir.

Yahut “Cehennem, acı çektiğinizi kimsenin duymadığı yerdir…” diyerek dara çekilen Mansur bir düşünürdür. “İki cihanı içine sığdırıp da, kendisini bu kötülüklerle dolu cihana sığdıramamak…” inancıyla, derisi yüzülen Nesimi şairdir.

Yahut İspanya’da “kahrolsun faşizm” diyerek kurşuna dizilen Lorca bir şair bir kuram insanıdır. Yahut Şili’de Pinochet faşizminin gitar çalmasını engellemek için ellerini kestiği Viktor Jara; bir ozan, müzik insanı ve devrimcidir.

Bence bütün bunlar şair/sanatçının bu dünyadaki varlığını açıklayan kimi örneklerdir ve insanlığın vicdan esaslı etik/estetik/poetik birikiminin özeti de bu tavırda gizlidir.

‘YETMEZ AMA EVET’ İÇİN ÖZÜR ÇAĞRISI!

- Kitap, sadece geleneksel direnç noktalarına ve karakterlerine vurgu yapmakla sınırlamıyor kendini. Çağdaş sorunlardan gündelik sıcak konulara da açılıyor. ‘Yetmez ama Evet’ için “özür” çağrısı yapıyorsun. Sanatçı öngörüsü için söyleyeceklerin olmalı…

Kuşkusuz bu ‘Yetmez Ama Evet’ meselesi gibi gündelik sıcak konulara ilişkin cümle kurmak da bir itiraz dili gereksiniyor. Çünkü son yıllarda hani neredeyse toplumca, garip bir konuşma hatta yazı üslubu edindik. Her söz afaki, her eylem de. Özneler yok olmuş sanki boşluğa konuşur gibiyiz...

İşte tavır insanı/sanatçısı/yazarı olmak burada da kendini hissettiriyor! Özellikle kimi ‘aydın’, ‘şair’, ‘romancı’ titri taşıyan insanların o süreçteki ihaneti ve onların karşı cephede biriktirdiği sinerji, bizlerin derin yaralar almasına neden oldu. Yoksa bu gerici güruhla bin yıldır baş ediyoruz, bin yıl daha ederiz de…

Şimdilerde yeniden mahalleye dönüp top oynamak istiyorlar, fakat ‘Yetmez ama Evet’ imzacıları/çağrıcıları açık bir biçimde özür dilemedikçe, nasıl gönül ferahlığıyla yeniden top oynayabilirler ki bizimle, haksız mıyım?

‘YÜZYILIMIZIN SIKINTISI KİBİR!’

- Yazınsal serüveninde belirgin olarak dikkat çeken gelenekle tarih bilincini önemsemendir. Bu tutum kitaba açıkça yansımış. Nesimi’den Enver Gökçe’ye, Namık Kemal’den Hasan Âli Yücel’e kadar geniş bir anımsama yapıyorsun. Hafızanın üzerine gidiyorsun…

Açık söyleyeyim; yeni yüzyılımızın sıkıntısı kendi kibri belki de! Kimse kendisinden önce yazılana hak ettiği saygıyı göstermiyor; bu ortaya konan yapıtlarda da apaçık kendini belli ediyor.

Oysa üretme sürecinde, hafıza her şeyidir bir üreticinin. Bundan ötürü ki her zaman bir hatırlatıcı olmayı sürdüreceğim, bunun için çalışacağım.

- Son olarak; masanda olanlardan da kısaca bahseder misin?

Yeni bir düz yazı kitabı hazırlığım var. Sonra ‘Yaralı Refikler’ adlı bir değişik çalışma, hem şiir hem yazı hem tarihsel bilginin harmanlandığı bir iş. 490’lardan 1600’lere kadarki on civarında halk hareketini şiirin olanaklarına yaslanarak incelediğim bir çalışma... Ve elbette son şiirlerimden oluşan yeni bir kitap; sanırım 2022 başlarına yetişir.