Kimi kaportacı kimi sanatçı, kimi mekancı. Sonuçta aynı boya kokusunu soluyorlar

İstanbul’un Maslak ve Levent Sanayi sitelerinde havalı mekanlarla esnaf lokantaları, plaza çalışanlarıyla kaportacılar yan yana yaşıyor. İstanbul’un karışık ruh hali buna müsait, ancak sanayinin eskilerinde hafif bir tedirginlik de yok değil.

20 Nisan 2015 Pazartesi, 15:02
Abone Ol google-news

Şipşak hareketlerle önüme şekerlik ve küllük iterken göz ucuyla şöyle bir bakıp “Hayırdır’’ diyor Gülüm’ün emektar garsonu. Çayımdan bir yudum alıp “Sanayi’nin değişimi ile ilgili işte’’ diyorum, “ne bileyim, eskiden kaportacılar, camcılar geliyordu buraya köfte pilav yemeye. Şimdi ressamlar, heykeltıraşlar... Öyle değil mi? Sanayi değişmedi mi?’’ Sesini az küçültüp, “Doğruyu söyle, tahliyeler başladı, sanayi boşaltılıyor değil mi, onunla mı ilgili bu haber?’’ diyor. “Yok’’ diyorum. “Yani bilmiyorum başlayıp başlamadığını, ben sanayinin değişi...’’ Irgalanmıyor bile. “Bir çay daha?’’ 

 

O sanatçı, bu kaportacı ayrımı yok burada

Gözüm içeri takılıyor. Tozlu lacivert tulumuyla, üzeri ızgaralanmış sivri biberli köfte patates çatallayan heykeltıraş, ticarisinin karşıki farcıda hazır olmasını beklerken çayını yudumlayan küçük işletmeci, nerede kaldı bizim portakallı revaniler diye söylenirken sigarayı yolda içmenin hesabını yapan telaşlı plaza çalışanları yan yana. Maslak Atatürk Oto Sanayi, uzun  süredir hem etrafında pıtraklaşan plazalar hem de dükkan kiralarının uygun olması sebebiyle atölyesini buraya taşıyan sanatçılarla bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Dönüşüm devam da ediyordu. Ama sonra bir şey oldu. Önce söylentiler çıktı, sanayi kalkacak dendi, dükkan sahipleri telaşlandı, kiralar arttı, taşınanlar oldu, nihayetinde herkesin bir tadı kaçtı. Şimdi sanatçısı da kaportacısı da, aynı tedirginlikle bekliyor: Acaba sanayiye ne olacak?

Gülüm’de çayımı içtikten sonra, bu soruların cevabını aramak üzere ilk olarak Sanayi’nin ilk ‘havalı esnaf lokantası’ Sanayi Lokantası’na doğru gidiyorum. Ama az evvel düşündüklerimi doğrularcasına, dükkan kapı duvar. Koca camlara türlü kargo şirketi çalışanlarınca üst üste asılmış ‘geldik bulamadık’ notları bir tür enstalasyona dönüşmüş. Yan dükkanın önünde sigara içen gence, “Kapandı mı burası, yoksa taşındı mı?’’ diyorum. “Bilmiyorum’’ der gibi dudak büzüyor. Camın tozunu silip içeri bakıyorum. Raflarda bardaklar dizili. Köşede dükkanın tabelası duruyor. Tabelada 212’li numara ama muhtemelen artık kullanılmıyor. Etrafta Sanayi Lokantası’nın türlü anlaşmazlıktan dükkandan çıktığı konuşuluyor. Benim niyetim, lokanta sahiplerinden durum dinlerken sakız enginar yemekti aslında, hep duyardım zeytinyağlıları acayip güzeldi, onların ellerine benim karaciğerime sağlık olacaktı ama nasip değilmiş. 

Yol boyunca kime durumu anlatıp az laflamak istesem, mealen ‘ne gerek var’ diyor. Herkeste bir ‘olan oldu, olacak olan da olur’ havası. Kapısında paslanmış demirden dev harflerle ART yazan bir atölyeden başımı uzattığımdaysa bambaşka bir dünyayla karşılaşıyorum. Dört köpek, bir adam, bir soba, bir sürü heykel ve bol bol Paskalya çikolatası ihtiva eden şahane bir yerdeyim. Heykeltıraş Hüseyin Arda ayın yarısını Berlin’de, yarısını da Sanayi’deki bu küçük atölyede geçiren bir sanatçıymış. Aynı zamanda hem orada hem burada ders veren bir hoca. İşbu sebepten olsa gerek, sanki ödevime yardım edermiş gibi bir tatlılıkla anlatıyor: 

 

O sanatçı, bu kaportacı ayrımı yok burada

Burası çok değişti. Soylulaştırma projesinin bir parçası oldu artık. Bunda biz sanatçıların da payı var muhakkak. Ama bizler buraya, kiralar artsın, burası değişsin, ruhunu kaybetsin diye gelmedik. İmkanları uygun olduğu için geldik. Burada malzeme bumak çok kolay. Polyestere mi ihtiyacınız var, hemen yan dükkanda. Metal mi lazım, her yerde. Gürültü mü çıkaracaksın, her zaman... Biz burada dayanışma içinde yaşıyoruz. Birbirimizin ihtiyaçlarına koşuyoruz. Ve sandığınız gibi o sanatçı, bu kaportacı gibi bir ayrım yok. Burada herkes elleriyle birşey üretiyor ve herkes herkese saygı duyuyor. 

Hüseyin Arda, Berlin’deki meşhur işgal evi Tacheles’in kurucularından. İki yıl evvel kapanan, sanat merkezi olarak kullandıkları binayı kaybedişlerini anlatırken İstanbul için de umutlu olmadığını söylüyor. “Burası, herkesin iştahını kabartıyor. Baksanıza etrafımız bize bakıp ağızlarından salya akıtan dev binalarla dolu. Biz tam ortalarında güdük kaldık. Burası öyle ya da böyle soylulaştırmanın kurbanı olacak, ben umutlu değilim’’ diyor. ArtProTacheles’in mobil projesi için en fazla üç yıl daha buradaymış. Sonra başka yerler... “Berlin’de de kovulsak, İstanbul’da da biz üretmeye devam edeceğiz.” 

Kaportacıya, camcıya, farcıya, lastikçiye hal hatır sorduğum an, kaşlar bir durum mu var tedirginliğiyle yukarı kalkıyor. Nazif Bey, kaç yıl olduğunu hatırlamıyor ama çok uzun zamandır burada. Yangın tüpü boyuyor. Fıslattığı boya nasıl canlı bir kırmızı, kendisi nasıl yorgun. Hemen yan tarafı resim atölyesi. Komşularını soruyorum. “Aynı boya kokusunu soluyoruz, başka ne diyeyim’’ diyor. Başka lafa ne hacet. 

Sanayi 313, mahallenin yenisi. Los Angeles’ta biri sanat, diğeri işletme okuyan iki kardeş, Enis ve Amir Karavil tarafından bir ay önce açılmış. Menüde somon füme, sultani bezelye, taze kremalı patates var. Sanayi’yi özellikle seçmişler çünkü dükkanlarının herkesten farklı bir yerde olmasını istemişler. Ha bir de İstanbul tükenmiş artık, Karaköy, Galata... 

 

Galeri, restoran, atölyeler, açılsa dünya buraya akabilir. 

Müşterilerinden biri de atölyesi Sanayi’de olan sanatçılardan Seçkin Pirim. İnternet sitelerinde Pirim’e sormuşlar: Sizce 10 yıl sonra Sanayi nasıl bir konumda olacak? Pirim yanıtlamış: Nasıl bir yer olacağını bilemiyorum. Türkiye gibi bir ülkede yarın ne olacağını bilmezken bu soruya cevap vermek çok ütopik olur. Nasıl bir yer olmasını istediğim hakkında konuşabilirim ama. O kadar güzel bir yer olabilir ki. Burada galeriler, restoranlar, atölyeler, dükkanlar açılsa dünya buraya akabilir. Benim en büyük hayalim atölyemin olduğu binadaki tüm üst katları almak, aradaki duvarları yıkmak ve çok geniş bir atölye yapmak. Ahşap, demir, kağıt atölyeleri yan yana.

Burası kedileri köpekleri, toplanmış Ladaları, gıcır gıcır Broadwayler’i, 25 bin liralık sehpa satan dükkanları, iki çeşit yemek, kemalpaşa, ayran ve çayın 15 lira tuttuğu esnaf lokantaları, karışık tost bekleyen çırakları, geceleri düzenlenen kapalı partileri, çekiç sesleri, yorgun insanları, enerji dolu girişimcileri, ufoyla ısınan yedek parçacıları, yemeğini evden getiren ustalarıyla herkesin bir şekilde ekmeğini kazanmaya baktığı kocaman bir yer. Gelecekte neye dönüşür, nasıl bir yer olur bilinmez ama işte kimin önce eleneceğini, gönderileceğini, süpürülüp silineceğini tahmin etmek için kahin olmaya da gerek yok. 

 

Fotoğraf stüdyoları, sanatçı atölyeleri, yeni restoranlar ve hatta spor salonu var. 

Sanayi’yi sonradan mesken tutanlar ve orada olma nedenleri...

P BLOK / Fethi İzan

Kaderinin değişeceği belli 

Benim yaptığım iş reklam fotoğrafçılığı. Ürün fotoğrafı çektiğim için büyük alanlar gerektiren mekanlara ihtiyacım vardı. Bunun için de en uygun yer Maslak’tı. 2010’da geldim. Kirasının da uygun olması açısından burayı tercih ettim. Maslak’ın enteresan bir tarafı var, gece terk edilmiş bir şehir gibi, gündüz çok kalabalık, çeşitli iş kollarının bir arada olduğu büyük bir arasta. Buradaki mekan çeşitliliğin Sanayi’yi renklendirdiği bir gerçek. Kapitalizm çok acımasız. Neticede insanlar çoğaldıkça, iş yapacak alanlar azaldıkça bu tür tek katlı sanayi merkezleri dönüştürülerek çok katlı hale getiriliyor. Burasının kaderinin de kaçınılmaz olarak böyle olacağı belli. 

 

IF / Serhat Sidal

Sanayide arabaları biz de insanları...

Bizim hedef kitlemiz makyajla spora gelen, aynada kendini izleyenler değil. Sanayiyi seçme nedenimiz ise bambaşka. Biz bunu yapan Türkiye’de ilk salonuz. Çünkü bizce öğrenci öğretmeni bulmalı. O yüzden reklam yapmadık, duyuru dağıtmadık ve tabelamız bile yok. Bizi gerçekten araştırıp, spor yapmaya karar vermiş kişilerin olmasını amaçladık. Sanayiye baktığınızda arabalar tamir ediliyor, eski arabalar modifiye ediliyor. Yani mekanik sistemleri kusursuz bir şekilde onarılıyor. Biz de insanlarla çalışırken kusursuz bir postüre sahip olmaları için çalışıyoruz.

 

KOLEKTİF HOUSE 

Kolektif House’u, 4.Levent Sanayi’de 50 yıllık bir döneme tanıklık etmiş, eski bir konfeksiyon fabrikasının otantik yapısını koruyarak inşa ettik. Sanayi Mahallesi konsept olarak kendimizi yakın gördüğümüz bir yer. Burada herkes üretiyor ve işini severek yapıyor. Aynı bizim gibi. Şehrin ortasında konumlandığı halde yeni yeni gelişmeye başlayan Sanayi’ye bizim de katkımız olsun istedik. 

 

ZUHAL MÜZİK 

Daha önce müzik mağazasına  girmemiş insanlara yakınız 

 

Zuhal olarak Maslak’ta olma fikri, yıllar içerisinde değişen satın alma alışkanlıklarından doğan dezavantajları nasıl avantaja dönüştürebileceğimizi düşünerek ortaya çıktı. Yapmış olduğumuz uzun süreli gözlemlerden yola çıkarak artık insanların birçok markayı bünyesinde bulunduran ve satış sonrası da destek verebilen bir kompleksten ihtiyaçlarını karşıladığını gördük. Maslak, İstanbul’un son yıllarda en çok gelişen semti. Ülkemizdeki müzik kültürünü ve müzik mağazacılığını bir adım daha ileriye taşımak, müziğe yeni başlayanları da dershanemiz, stüdyomuz ve servisimiz ile desteklemek ve müziği sevdirmek adına böyle bir yatırım yaptık. Ulaşmakta zorluk çektiğimiz daha önce hayatında hiç müzik mağazasına girmemiş insanlara artık daha yakınız. Müzik ve sanatı bir araya getiren Uniq İstanbul’da müzik severlere yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

 

DERYA ÖZPARLAK

Burada kendini, hayatta kalmaya çalışan küçük bir uygarlık gibi hissediyorsun

Üç yıldır Maslak Atatürk Oto Sanayi sitesinde atölyemde yaşıyorum. Burada aklınıza ilk gelen sanayi algısı yoktur ve hemen hemen her sokakta bir sanatçı atölyesi ile karşılaşabilirsiniz. Otomotiv ve motor sektörü esnafının da bakış açısı ve duruşu da gayet iyidir. Burası özellikle gece saatleri ve pazar günleri çalışma açısından oldukça verimli. Sanayide değişim iki türlü gerçekleşiyor. İlki, buranın çehresinin her geçen gün daha kaliteli olması, ulaşılabilirlik imkanlarının artması. İkincisi ise buranın ortadan kaldırılacağına dair hoş olmayan seslerin kulağımıza gelmesi. Burada yıllardır oturmuş bir sistem ve bununla yaşamını sürdüren binlerce kişi var. Değişimle ilgili ilk girdiğimiz sene de aynı sözleri duyuyorduk. Sanırım bizim kulaklarımıza bazı bilgiler fısıldayıp kabullenişi kolaylaştırmak istiyorlar.