Köy öğretmenin uzun yürüyüşü

Temelini Fransız filozof Albert Camus’nün ‘Sürgün ve Krallık’ kitabındaki ‘Misafir’ hikâyesinden alan film ‘Başka Sinema’ salonlarında.

21 Ağustos 2015 Cuma, 10:22
Abone Ol google-news

1954’te Cezayir’de, dağların arasında, ücra ve çorak bir arazideki gecekondumsu bir ilkokulda tek başına yaşarken Arap çocuklarına da hocalık eden, o yörede doğmuş, büyümüş ve Fransız ordusunda binbaşılığa kadar yükselmiş, karısını da 10 yıl önce kaybetmiş, Endülüs asıllı, Fransız köy öğretmeni Daru’ye (Viggo Mortensen), buğdayını çalmış kuzenini öldürmekle suçlanan Muhammed’i (Reda Kateb) mahkemeye çıkarılacağı Tinguit kasabasına götürmek gibi, kabullenmekte zorlandığı bir görev verilir. Hem sömürgeci Fransızlarca hem de özgürlük mücadelesine girişmiş Cezayirlilerce yabancı sayılarak dışlanan, idealist Daru’yle asi Muhammed’in, engebeli Atlas Dağları’ndaki ölümcül çatışmaların arasından geçtikleri, yağmur ve kum fırtınalarına yakalandıkları zorlu ve zoraki kaçış yolculuğunu konu ediniyor, bugün gösterime giren 2014 Fransa yapımı “Loin des Hommes-İnsanlıktan Uzakta”.

Yönetmen David Oelhoffen’in, unutulmaz “Yabancı”nın yazarı, Cezayir - Oran doğumlu Albert Camus’nün “Sürgün ve Krallık” kitabındaki “Misafir” öyküsünden uyarlayarak senaryosunu bizzat yazıp çektiği, geçen yıl yarıştığı Venedik festivalinde de genelde beğenilmiş “İnsanlıktan Uzakta”, yer yer kuzey Afrika coğrafyasında geçen bir Western filmi izlenimi de veriyor. Sevdiğimiz Danimarkalı aktör Viggo Mortensen’e ayak uydurmuş Cezayirli Reda Kateb’in sivrildiği oyuncu kadrosunun çabaları kadar klasik anlatı yapısı ve hümanist özüyle de belli bir düzeyi tutturan filmin müzikleri de, Nick Cave-Warren Ellis’e ait.

 

Seksenler ve pikseller

Video oyunlarının yaygınlaştığı 1980’lerde bu oyunlarda ustalaşmış çocuklardan Sam (Adam Sandler), günümüzde evlere video kurucusu olarak çalışırken hilebaz cüce rakibi Eddie (Peter Dinklage) şampiyon olmuş, trombik Will’se (Kevin James) ABD başkanlığına yükselmiştir. Donkey Kong gibi klasik video oyunlarını tehdit olarak algılayan uzaylıların, karakterlerden pikselli savaşçılar üretip dünyaya göndermeleri üzerine kahramanlarımız onlarla mücadeleye katılırlar. İlk 2 Harry Potter filmini de çekmiş yönetmen Chris Columbus bu kez abuk sabuk bir uzaylı istilası hikâyesi çeşitlemesi niteliğindeki yeni filmi “Pixels - Pikseller”le eski gişe başarılarının peşinde 1980’lere selam sarkıtıyor ama heyhat! Birtakım sözlü esprilergöndermelerle aksiyonun harmanlandığı, bir de Adam Sandler ile sarışın fıstık Michelle Monaghan arasında çok klişe bir aşka da yer veren bu film, yer yer güldürse de biter bitmez unutuluveren, 1980’lerin “Hayalet Avcıları” tarzında, zırvamsı bir komedi.

 

Haftanın öteki filmleri..

Alexander Bach’ın yönetmenliğinde beyazperdeye taşınan “Hitman: Agent 47-Hitman Ajan 47”, gösterişli aksiyon sahneleriyle dikkati çekiyor. Daniel Stamm’ın yönettiği “13 Sins-13 Günah” kendi halindeki sıradan bir adamın azılı bir suçluya dönüştüğü, orta karar bir gerilim-korku yapımı. 2012 yapımı “Sinister- Lanet”in devam filmi olan, Ciaran Foy’un yönettiği “Sinister 2-Lanet 2” de, yine aile bütünlüğünün tehdit edildiği bir başka korku filmi. “Gus: Petit Oiseau, Qrand Voyage-Minik Kuş”sa Fransa-Belçika ortak yapımı, sevimli bir animasyon.

 

Dokunaklı bir yaşlılık halleri çeşitlemesi

Ha bire hayallerini süsleyen (oysa mektuplarını da hep iade etmiş) Clara’yla diyalog halindeki, anahtar yutmuş kedisi Fannie’yle 40 yıldır aynı evde yaşayan, hep gergin, endişeli haldeki yalnız, ihtiyar çilingir Angelo Manglehorn’un (Al Pacino) kahramanı olduğu “Manglehorn” da, “Hayallerimdeki Kadın” adıyla gösterimde. Baştan sona Al Pacino’nun ilgisiz kalınamayacak oyunculuk gösterisi halinde seyreden, dokunaklı bir yaşlılık halleri çeşitlemesi “Manglehorn - Hayallerimdeki Kadın”. Paul Logan’ın senaryosundan, Amerikan sinemasının gelecek vaateden yönetmenlerinden David Gordon Green’in çektiği film, yanlış kadın tercihi yaptığı takıntısıyla ‘hayatının aşkı’ anılarına gömülmüş, yalancı yetişkin oğlundan bıkkın, hoşlandığı banka memuresi Dawn’la (Holly Hunter) başlattığı romantik ilişkisini de sürdüremeyen, yıllardır birikmiş bütün evrak-ı metrukesini tıktığı arşiv odasını dağıtıp, teknesini elden çıkararak finalde de yaşamının yeni bir dönemine giren, ancak torunuyla mutlu, sevecen dede - yaşlı çilingirin değişimini hikâye ediyor.