Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal'in İzmir'e ikinci gelişi

KONUK YAZAR | Atatürk Araştırmacısı Ahmet Gürel, Cumhuriyet'in Ege'si için yazdı...

31 Mayıs 2021 Pazartesi, 10:49
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal'in İzmir'e ikinci gelişi
Abone Ol google-news

1905 yılının bir gecesinde, Şam’da, Mustafa Kemal, üç arkadaşıyla devrim yolundaki ilk adımını atarak, “Vatan ve Hürriyet Cemiyetini” kurmuştur. Şimdi Mustafa Kemal  bir yandan asker, bir yandan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin lideridir. Artık nereye giderse bu gizli cemiyete yeni adam kazandırmaya çalışıyordu. Doğduğu büyüdüğü ve tanıdıklarının çok olduğu yer Selanik’ti. Gizlice oraya gitme kararını vermişti. Yafa’daki arkadaşları onu yokluğunda koruyacaklardı. Bir Yunan vapuruyla Selanik’e gelmiştir.   

Selanik’te, Mustafa Kemal, ‘Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ne bir hayli üye yapmıştır. Cemiyet üyeleri, Mustafa Kemal’in arkadaşlarının birinin evinde toplanmaktadırlar. İlk ant içme töreni bu evde yapılmıştır. 

Fakat Mustafa Kemal’in Yafa’dan kaçtığı, İstanbul’dan duyulur. Nereye gittiği araştırılması için Suriye’ye, hem de eğer gelmişse yakalanması için Selanik’e emirler verilir. 

Suriye’de üç yıl kadar görev yapan Mustafa Kemal, Makedonya’ya gönderilmesi için bir dilekçe verir. Şam’dan 3. Ordu’ya tayin edilen Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, 16 Eylül 1907 günü, vapurla Selanik’e giderken, bir kez daha İzmir’e uğrar. Bu tayinin amacı, Selanik’teki İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşuna katılmaktı. 

27 Ocak 1923 gecesi, İzmir Hükümet Konağı’nda yaptığı konuşmada, İzmir’e bu ikinci gelişini şöyle anlatmıştır:

“…Bu benim İzmir’e dördüncü gelişimdir. Birinci ve ikinci gelişlerim çok kaygılı ve sıkıntılı günlerde olmuştur. Bunlar sürgüne giderken ve gelirken uğrayışlarımdır. İzmir’i üçüncü görüşümse, yiğit ordumuzun düşman ordusunu sonuna kadar yendikten, dağıttıktan ve yok ettikten sonra, onların peşi sıra, onlara karışarak buraya geldiğim gün olmuştur. Bir de şimdi gelmiş bulunuyorum.

Birinci ve ikinci görüşlerimin bende yer eden izlenimini belirtmek gerekirse diyebilirim ki; bu izlenim çok acılı, çok buruk duygularla doludur. Bilmem, bu duygular o zaman ülkeyi sarıp bunaltan zorbalığın baskısından mı doğmuştu? Yoksa bu güzel ülkede yaşayan insanlar içinde, onlara bayağı hükmedercesine, burnu havada ve çalımlı dolaşan bir takım yabancıları görmemden mi? Hele böylelerinin, ülkenin gerçek çocuklarından daha mutlu, daha varlıklı olduğunu anlamamdan mı ileri gelmişti? Belki bütün bu sebeplerin hepsi yüzünden…”