Mehmet Eroğlu: ‘Tanrı, sonradan zenginleşir!’ Cafer Kurt'un söyleşisi...

Usta edebiyatçı Mehmet Eroğlu, İyi Adamın On Günü, Kötü Adamın On Günü serisine, Meraklı Adamın On Günü romanı ile noktayı koydu! “İyi adam” olarak yola çıkan kahramanı Sadık Demir’in dönüşümü sürüyor. Romanında, orman talanından, kültürel varlıkların yakılmasına kadar güncel konulara da odaklanan yazar, “talanı” bu kez özneleri üzerinden gösteriyor. Koronavirüsün insanlığı getirdiği yol ayrımını da es geçmeyen Eroğlu, yazın dünyasına nasıl bir kapı açacağının ipuçlarını veriyor... Sırada iki romanı ve oyunları olan Mehmet Eroğlu ile romanının yanı sıra bilim, gelecek ve kurgu üzerine konuştuk.

11 Şubat 2021 Perşembe, 00:33
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: NECATİ SAVAŞ

‘GİZEM GÜZELLİĞİN CİLASIDIR!’

- Sadık Demir’in bu kez çıkış noktası “edebi merak.” Bilimin temel motivasyonu olarak kabul edilen “merak” adaleti ne denli sağlar?

Merak, bilimin olduğu gibi aşkın ve serüvenlerin de kılavuzudur. Merak eden, bilmek ister, bilense sahip olmak, sorunu çözmek ister. Kurguda meraksa, ilgi çizgisinin oluşmasını, anlatılanın ya da izlenenin kolayca kavranmasını sağlar. O nedenle edebi metinlerde merak unsurunun olması, olaya gizem katmanın bir yöntemidir. Gizemin, güzelliğin cilası olduğunu da eklemeliyim.

Serinin son kitabı Meraklı Adamın On Günü’nü polisiye olarak okumanın ötesinde, kurgu üzerine uygulamalı bir deneme olarak da ele alabiliriz. Merakla adalet sağlanır mı? Bu tartışmalı bir konu. Ancak şunu ekleyebilirim: Adalet, binlerce kez kökünden koparılmış bir çiçek olsa da, her seferinde yeniden filizlenip çiçek açmıştır.

FELSEFE, MERAK, EDEBİYAT!

- Romanda, aforizma, önerme ve felsefi göndermelerin yoğunluğunu dikkate alırsak, felsefi romanla- polisiyenin başarılı birleşimi var. Bu tespite katılır mısınız?

Bu tabii okurların ve eleştirmenlerin kararı olacak. Ama şöyle bir özet yapabiliriz: Serinin ilki olan İyi Adamın On Günü’nde “iyi kalarak adalet sağlanır mı” sorusuna cevap aranıyordu. Kahramanların, tiplerin karakter özellikleri, Dostoyevski kahramanlarına atıflarla vurgulanıyordu. Sadık, Mişkin ya da Alyoşa’ya gibi eylemsiz kahramanlara benzetilebilirdi. Bu açıdan ilk kitap, iyilik kötülük ve adalet üzerine bir deneme olarak okunabilir.

İkinci kitap, Kötü Adamın On Günü’ndeyse, “adalet sağlamak, sorunu çözmek için değişmek gerekir,” önermesine uygun olarak, Sadık’ın iyi ve adil olmaktan vazgeçerek, kötü birisine dönüşmesini anlatıyordu.

Yine bu kitapta da edebiyat tarihinin en karmaşık karakterlerinden biri, belki de birincisi olan Hamlet üzerinden Sadık’ın iyilikten kötülüğe uzanan acılı yolculuğu açıklanıyordu.

Meraklı Adamın On Günü ise, yıllardır verdiğim kurgu seminerlerinde altını çizdiğimiz noktaların, vurgulamaya çalıştığımız unsurların uygulamada gösterilmesi olarak da değerlendirilebilir.

Her üç kitap da, hem felsefi sorunları olayların akışı içinde irdeliyor, hem de -edebiyatın bir anlamda da olay anlatmak olduğunu vurgulamak için- merak çizgisinin, romanın iç örgüsünün sıkılığının nasıl gerçekleştirilebileceğini ortaya koymaya çalışıyor.

Hatırlayın İyi Adamın On Günü’nde, on günlük sürede tek olay çözülürken, Kötü Adamın On Günü’nde iki, Meraklı Adamın On Günü’nde ise üç ayrı olay çözülüyor.

ADALET SAVAŞÇISI SADIK!

- “Tik Tok” fenomeni Mutena’yı bulmakla başlayan muammalar zinciri, okuru, orman talanı üzerine kurulu inşaat ekonomisi, Balat’ta kültürel varlıkların rant uğruna yakılması gerçeğiyle bir kez daha yüzleştiriyor. Sadık, adalet savaşçısına (Öcal Vigilante) dönüştürken, 4 cinayet işliyor- işletiyor. Sadık’ı isyanını açar mısınız?

Sadık, kısa yoldan köşeyi dönenlere, taşra kültürüne, çocuklara acı veren pedofillilere, “her şeyi hallederiz, merak etme sen,” diyen zenginlere ve zenginliğe duyduğu öfkeyle cinayet işliyor. Olaylar korona günlerinde, dediğiniz gibi çürümüşlüğün, rant yoluyla zenginleşmenin baş rolü oynadığı bir toplumsal çerçeveye oturuyor.

Vigilante olmak isteyen değil, olmak zorunda kalan bir karakter Sadık. Bu üçleme boyunca Sadık’ta izlediğimiz değişim, aynı zamanda karakterler olaylar boyunca değişir önermesine de verilen bir karşılık.

- Mutena’nın, “taşra kurnazlığı” pahalıya mal oluyor, aynı kökten Metelik’e ise şefkat duyuyor Sadık. Metelik’i ayrıcalıklı kılan ne?

Meraklı Adamın On Günü’nün üç ayrı olayın çözülmesini anlatırken, romanın aynı zamanda karakter yaratma ve kurgu üzerine ders niteliğinde notlar taşıdığını bir kez daha belirtmek isterim.

Belki şunu da eklemeliyim: Seriye ilham veren İyi Adam Sadık, sanırım beş yıl önce, düzenlediğim seminerindeki katılımcılara verdiğim, “İyi olmak adaleti sağlar mı, önermesini vurgulayacak bir kurgu yazın,” ödevinden doğup gelişti.

Seminerlerde, çok önem verdiğim, olay anlatma, önermeyi vurgulama, merak/ilgi çizgisi oluşturma, düğüm noktaları gibi konuların üzerinde duruyoruz.

Bu açıdan bakıldığında Metelik, derinlikli bir karakterin sahip olması gereken her şeye sahip: Acılı bir çocukluk, sakatlık, yalnızlık...

Yani kurgu derslerinde tekrarladığımız, “her karakterin dramatik bir sorunu olmalı ve karakter sürekli acı çekmelidir” önermesine uygun bir kahraman Metelik. Acısı, zayıflığı, beklentisi ile iç burkan bir karakter. Aslında ayrı bir roman konusu da olabilirdi.

“Adalet, binlerce kez kökünden koparılmış bir çiçek olsa da, her seferinde yeniden açmıştır” diyor Eroğlu, her gün gözümüze sokulan “dünyanın en zengin kişileri” için de çarpıcı bir mesajı var: “Kişisel zenginlik gezegenin üzerinden silinmelidir.. Bütün dinler önce yoksulların hareketi olarak doğar. Tanrı sonradan, sistemin yanında saf tutar. Solcular, zenginliğe değil, tek elde toplanmasına, eşit olarak paylaşılmamasına karşıdırlar.”

‘SOLCULAR ZENGİNLİĞE KARŞI DEĞİLDİR!

- “Zenginliğin sadece bilim ve sanat için harcandığında mazur görülebilecek bir hastalık olduğunu söylüyorum”, bu cümle Sadık Demir’e ait. Zenginliği hastalıklı kılan nedir?

Zenginlik bulaşıcı ve ölümcüldür. Kişisel zenginlik bu yüzden bu gezegenin üzerinden silinmelidir. Başkasının payını almadan zenginleşmek mümkün mü? Tabii ki değil. Proudhon, zenginliğin kökünde hırsızlık olduğunu söylerken pek de haksız değildi.

Bütün dinler önce yoksulların hareketi olarak doğar. Tanrı sonradan zenginleşir, sistemin yanında saf tutar. Kişisel zenginlik toplumun yoksullaşması demektir. Bir küçük not: Solcular zenginliğe karşı değildir. Zenginliğin tek elde toplanmasına, toplumla eşit olarak paylaşılmamasına karşıdırlar.

‘ŞİMDİLİK POLİSİYEYE BİR NOKTA KOYDUM’

- Sadık Demir ile karşılaşsaydınız onunla ne konuşmak isterdiniz?

Herhalde edebiyat ve kurgu üzerine konuşurduk. Onu ilk romanda enayi yerine koyduğum, ikincisinde ağrı kesici müptelası yapıp, kuyruk kemiğini kırdığım, üçüncüsünde de sıkı bir dayak yemesine neden olduğum için özür dilememi beklememesini, kahramanlarını asli görevlerinin acı çekmek olduğunu söyler, yanına Pınar, Hüso, Zeynel ve Meral gibi eğlenceli arkadaşlar kattığımı da hatırlatırdım. Sadık, yarattığım karakterlerin arasında en çok sevilenlerden biri olduğunu da unutmamalı.

- Sadık’ın bir sonraki durağı olacak mı? Yeni projelerinizi paylaşır mısınız?

Sanırım şimdilik bu seriye, yani polisiye bir nokta koydum. Zaten İyi Adamın On Günü’nden sonraki, Kötü ve Meraklı Adamın On Günü romanlarını editörüm, okurların ve bazı yönetmenlerin ısrarıyla yazmıştım.

Sanırım sıra, yayınlanmayı bekleyen bitmiş diğer iki romanımda: Kendi Hayatında Ölme Vakti ve Ruhun Parmak İzi’nde. İkisi de en az üç yıldır bekliyor.

Kendi Hayatında Ölme Vakti, üzerinde epeyce çalıştığım ve emek verdiğim bir roman. Benim tarzıma daha yatkın. Diğeri ise bir bilim kurgu. Bu roman da, yayınlanmış romanlarımın arasında bir ilki oluşturacak.

Yazmaya başlarken aklımda olan üç şey vardı: Bir ara polisiye ve bilimkurgu yazmak. Bunları gerçekleştirdim. Sırada uygun bir zamanda bir ya da iki oyun yazmak var.

- Sizden ders alma olanağı olmayan ve yazmaya ilgi duyan okurlar için neler önerirsiniz?

Yazmak için önce okumak, sonra yine okumak gerek. İnsan yazmayı okuyarak öğrenir. Ama illa kurgu atölyelerine katılmak istiyorum diyorlarsa, UMAG Vakfı’nın uzaktan, Yazma ve Kurgu seminerlerine katılsınlar.

Salgın yüzünden dersleri online yapmak zorunda kalmamızın, katılımın yaygınlaşması açısından faydası oldu. Seminerlere katılanlar arasında Almanya, İngiltere, Hollanda, Finlandiya gibi Avrupa’da yaşayanlar olduğu gibi, Türkiye’nin dört bir yanından istekliler de var. Oysa salgın öncesinde seminer ve atölyelere sadece Ankara’da yaşayanlara katılabiliyordu, şimdi bu tablo tamamıyla değişti.

- Koronavirüs salgını edebiyatı nasıl etkileyecek, edebiyatçı olarak neler söylersiniz?

Distopik-bilimkurgu romanların artması ihtimal dâhilinde. Sırası gelmişken şunu da belirteyim: İnsanlığın ve ondan bağımsız düşünemeyeceğimiz gezegenimizin geleceği hakkında kaygıları, söylemek istedikleri olan yazarlar, eninde sonunda bilim kurguya başvuruyorlar. Bu alan aynı zamanda felsefi öngörülerin ortaya konmasına tartışılmasına da olanak sağlıyor.

İyi Adamın On Günü / Mehmet Eroğlu / İletişim Yayınları / 260 s. / 2021.