Mehmet Uluğtürkan'dan yeni roman: 'Kayıp Sancak'

Gazeteci yazar Mehmet Uluğtürkan, yeni kitabı 'Kayıp Sancak'ı okurlarla buluşturdu. Mustafa Kemal Atatürk'ün de kahramanlarından biri olduğu kitap için Uluğtürkan, "Kayıp Sancak, 100 yıl öncenin romanı ama bu romana konu olan coğrafyada emperyalistlerin emelleri sona ermiş değil" dedi.

20 Ağustos 2021 Cuma, 14:10
Mehmet Uluğtürkan'dan yeni roman: 'Kayıp Sancak'
Abone Ol google-news

'Madalyasız' kitabıyla ses getiren gazeteci ve yazar Mehmet Uluğtürkan, bu kez yeni romanı 'Kayıp Sancak'ı kitapseverlerle buluşturdu.

'Kayıp Sancak' için, "100 yıl öncenin romanı ama bu romana konu olan coğrafyada emperyalistlerin emelleri sona ermiş değil. O yüzden dingin bir Anadolu için güçlü olmaya ve içerisinde yaşayanların tıpkı bir mozaik tablosunda olduğu gibi tüm renklerle bir arada olma zorunluluğu var" diyen Uluğtürkan, yeni kitabını ve yeni kitabının kahramanlarını Onur Akyıl'a anlattı.

Mehmet Bey, romanınız için sizi tebrik ederek başlamak isterim. Tarihsel gerçekliğin kurgunun, kurgunun da tarihsel gerçekliğin önüne geçmediği, başarılı bir dengede ilerleyen bir roman, Kayıp Sancak. Bu dengeyi nasıl kurduğunuzla ilgili başlayalım isterseniz…

Kayıp Sancak’ta tarihsel gerçeklik daha yoğun. Kurguyu, sadece ana hikâyeyi ara bölümlerle harmanlama ve okuru o yıllara götürme çabası için kullandım. 100 yıl önce Anadolu’da verilen kurtuluş mücadelesinin her anı, bir romanı besleyecek zenginliğe sahip. Zaten az sayıda var olan Kurtuluş Savaşı romanlarımız arasında Kayıp Sancak’ı farklı bir konuma taşıyabilecek en önemli taraf gerçekliğe çok yönlü bakış açısı olabilir. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Anadolu’yu Güney’den işgale başlayan Fransızların ünlü komutanı Binbaşı Pierre Mesnil’in günlüğü ve işgale karşı destan yazan Kuvvacı komutanların dönemin yerel gazetelerine yansıyan anıları kurguya gerek bırakmadı.

Roman kişilerinizin birçoğu gerçek kişiler; gerçek kişilerin bir romanda anlatıya yedirilmesi zor bir süreç olsa gerek. Onlar gibi düşünebilmek, birtakım çıkarımlara varmak ve bunun gibi başlıklar adına… Ne söylemek istersiniz?

Vatanın kurtuluş planlarını 19 Mayıs 1919’dan 6 ay önce Adana’da yapan, 5 Ağustos 1920’de yönettiği Pozantı Kongresi’nde delegelerin önüne koyduğu sandıkla ülkesi için kuracağı sistemi demokrasi olarak belirleyen reformist, vizyoner Osmanlı paşası Mustafa Kemal, Kayıp Sancak’ın kahramanlarından biri. Yanı sıra Cihan Harbi’nde Fransa’nın Almanlara karşı verdiği mücadelede Verdün Cephesi’nin kahramanı Binbaşı Mesnil, Kuvvacı komutanlar Tekelioğlu Sinan (Ali Ratıp), Kara Afat (Hasan Akıncı) ve onlarca kahraman Kayıp Sancak’ın tuğlalarını ören karakterler. Kayıp Sancak, Kurtuluş Savaşı’nın Güney Cephesi’nin az bilinen gerçeklerini içerirken, Kuvvacı Yüzbaşı Tekelioğlu Sinan ve Fransız Binbaşı Pierre Mesnil’in akıl oyunlarını da aktarıyor. Cephede karşı karşıya gelen iki komutanın günlüklerini ve anılarını okuduğumda karakterleriyle ilgili detaylı bilgi edinme imkanı buldum. Askerlik mesleğine aşık, savaş halinde bile birbirleriyle iletişimde nezaketi elden bırakmayan, disiplinli, kararlı bu karakterleri romana işlemek çok zor olmadı.

Okur aslında ilk iki soru ekseninde bile sizin olaylara bakış açınızı kavrayacaktır aslında… Ama yine de sormak isterim kayıp Sancak’ı güncel yapan ne sizce? Ya da Kayıp Sancak güncel bir roman mı, bir tarih romanı olarak…

Anadolu’da yaşamanın, Anadolu’ya sahip olmanın bedeli tarih boyunca ağır olmuş. Hala çok ağır. Zira herkesin gözü burada. Kıskandıran bir stratejik konum, zengin kaynaklar. O yüzden tarih boyunca bu topraklara sahip olabilmek, sahip olunca da muhafaza edebilmek kolay olmamış, olmuyor ve olmayacak. Burada mücadele hiç bitmeyecek. Dün, ticaret yolları, stratejik konum için yapılan savaşlar bugün ekonomiyle veriliyor. Belki yarın su kaynakları için verilecek. Zaman, enstrüman değişecek ama bu topraklarda sefa sürebilmenin bedeli hep ağır olacak. Kayıp Sancak, 100 yıl öncenin romanı ama bu romana konu olan coğrafyada emperyalistlerin emelleri sona ermiş değil. O yüzden dingin bir Anadolu için güçlü olmaya ve içerisinde yaşayanların tıpkı bir mozaik tablosunda olduğu gibi tüm renklerle bir arada olma zorunluluğu var.

Aslında bu bağlamda şu da tartışılmalı belki, son dönemde tarihsel roman dendiğinde azınlıklar etrafında dönen bir anlatı var, azınlıklar nasıl değerlendirilmeli bir romanın içinde yer aldıklarında? Bunu şunun için soruyorum, sürekli bir mağdurluk savunusuna boğulmuş bir tarih arayışı var…

Azınlığın ‘mağdur edebiyatı’ yazın dünyasında karşılık buluyor olabilir. Ancak tarihi roman yazarlarının objektif olma zorunluluğu olduğunu düşünüyorum. Bir romana ‘tarihi roman’ deniyorsa kişi, yer,zaman ve olayların gerçekliğinin ispat edilebilir olması gerektiğine inanıyorum. Kayıp Sancak’ta buna özen gösterdim. Romanda yer alan olayları, çatışma taraflarının teyit ettikleriyle sağlamasını yaptım.

Romanınızı kurarken anlatı biçimi, yöntem, dil ve söylem gibi başlıkları nasıl değerlendirdiniz? Romanınızda tuhaf kahramanlık ifadeleri yok, bu önemli, gerçekçi cümleler daha sık kullanılmış. Oysa zafer anlatılarında karşılaştığımız hep, tuhaf ve gerçeğin dışında söylemler olur…

Anadolu’da canlarını ortaya koyarak bize vatan bırakan bu insanlar olağanüstü. Yaptıkları fedakarlıklara bugünkü koşullarda bakıldığında insanüstü duruyorlar. Bu kahramanların hiçbir abartılı cümleye ihtiyacı yok. Biz onları ne kadar gerçekçi ve yalın anlatırsak büyüklükleri daha çok ortaya çıkıyor.

Bir ayrıntı dikkatimi çekti; teşekkür metninizde romanı okuttuğunuz ve fikrini aldığınız insanların iş unvanlarını da kullanmışsınız, bunun bir önemi var mı?

Ekonomi gazeteciliğinde 32 yılı geride bırakmaya hazırlanıyorum. Doğal olarak çok sayıda iş insanına yakınlığım var. Bunlar arasında kitap kurdu olanları belirledim. Romanı tamamladığımda yayınevimden önce onlara gönderdim. Başarılı iş insanlarının bakış açılarını önemsiyorum. İçerisinde mühendis olanlar da sosyal bilimler eğitimi alanlar da var. Görüşlerinden ve beni telkin eden sözlerinden oldukça yararlandım doğrusu.

Böyle bir eseri memleket okuruna kazandırdığınız için, çok teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Roman raflara çıkalı henüz bir ay olmadan 4’üncü baskısını yaptı. Bu elbette bir yazar için büyük mutluluk. Bana sosyal medyadan bir üniversite öğrencisi ulaştı. Kayıp Sancak’ı okuduğunu, bu vatanın kendisine hangi imkansızlıklara rağmen emanet edildiğini anladığını, bundan sonra derslerine daha sıkı çalışacağını, eğitimi sonrası hangi işi yaparsa en iyisini yapmaya söz verdiğini söyledi. Çok duygulandım. Ben 100 yıl önceki istiklal mücadelemizin çocuklarımıza, gençlerimize yeteri kadar anlatılmadığını düşünüyorum. Kurtuluş Savaşı’nı doğru anlamak, vatanın hangi şartlarda nasıl kurulduğunu bilmek bu ülkede herkesin sorumluluk bilincini artırır diye düşünüyorum. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombasından sonra Japonların vatanlarına sahip çıkma, üretme ve bilime olan sevdası aynı hızıyla devam ediyor. Biz de Kurtuluş Savaşı sonrası aynı olguyu Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla yaşadık. Ama bizim şanssızlığımız; kurtarıcı, kurucu ve reformlarıyla yenilikçi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü erken kaybetmemiz oldu. Kurtuluş Savaşı’mızı doğru anlatan romanlar, filmler, diziler arttıkça vatanımıza olan sevgimizin artacağına, bilim ve üretime daha fazla önem vereceğimize, gelişmiş ülkeler arasındaki yerimizi daha hızlı alacağımıza inanıyorum.