Meltem Yılmaz'dan 'İris'

Meltem Yılmaz, “İris”le sadece yaralı ve yalnız bir kadının mutsuzluğunu, sessiz mücadelesini mercek altına almakla kalmıyor; toplumsal çözülmenin boyutlarını irdeleyip kalıplaşmış değerler üzerinden idealize edilmiş bir dünyayı reddederek okurun kendine ve yaşadığı çevreye dair sorgulamaya girmesine zemin hazırlıyor.

18 Kasım 2016 Cuma, 16:24
Abone Ol google-news

 

Dört mevsim yalnızlık'

 

Meltem Yılmaz, ilk olarak, Bonzai bağımlılarıya yaptığı söyleşilerden oluşan Boş Tarlalar’da Ölü Bedenler adlı kitabıyla okur karşısına çıkmıştı. Ardından ilk romanı Soraya’da, Suriye’deki iç savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan ve burada hiç beklemediği bir aşk yaşayan genç bir kadının hikâyesini kaleme alarak devam etti, Soraya, 2015 Berlin Film Festivali’ne seçilen kitaplar arasına girdi. Bir yıl aradan sonra Yılmaz bu kez, İris’le okura yeniden merhaba dedi. Yazar, romanını yine yaralı bir kadının başına gelenler üzerine kuruyor. “Dört mevsim yalnızlık ve bir kadın” altbaşlığıyla yayımlanan kitap, roman kahramanı özelinde toplumsal konuların arka planına perde aralarken Türkiye’de kadın algısına dikkat çekiyor. Öyle ki İris, çocukken tecavüze uğrayıp yıllarca sessizliğe bürünüyor; sık sık duyduğumuz söylemlerle içten içe kendini suçluyor ve boyunu aşan bu yükle hayatına devam etmeye çalışıyor. Hem karşı cins hem de bu kodlarla yetiştirilmiş hemcinsleri yüzünden, çoğu kez sırf bu psikolojik şiddete maruz kalmamak adına yaşadıkları travmayı hiç yaşamamış gibi davranmaya çalışanlara ekleniyor. Tacizi, tecavüzü meşrulaştıran, mağduru suçlu addeden toplumsal yapıya, cinsiyetçi yaklaşıma henüz on dört yaşında yenik düşüyor. Bu durum, onun bütün hayallerinin yok olmasına, hayatının bambaşka çizilmesine neden oluyor.

 

Meltem Yılmaz, sıradan aile yapısı içinde, bir travmanın ağırlığıyla var olmaya çalışan İris’in duygu durumu ve düşüncelerini, okura onun ağzından aktarırken yanlış bir evliliği de ekliyor olay örgüsüne. Bu noktada da evliliğin toplumdaki yerine atıfta bulunan yazar, iyi bir okulu bitirip iyi bir iş sahibi olup bu sırayı takiben “evlenmek gerektiği” düşüncesine kapılan Emre’yi dâhil ediyor yaralı kahramanının yaşamına. Gelecekten herhangi bir belentisi olmayan genç kadının yalnızlığı artarak devam ederken evliliğinin mutsuzluğundan kendine karşı pencereden bir hayal dünyası kurarak soyutlanıyor. Boşanmayı düşünse de yine bir aile baskısı engel oluyor buna ve bu kez dişiliğini ön plana çıkarmak amacıyla yola çıkıyor İris. Sıradan bir mutsuzluk anlatısından farklı olarak Yılmaz, sosyolojik bakışın yanında, polisiye ve gerilim öğeleriyle örüyor romanını. Romanda, çocukluk arkadaşı gazeteci Onur paralelinde ele alınan IŞİD ve Ankara Garı’ındaki terör saldırısı, İris’in yaşamındaki pek çok şeyin yönünü değiştirirken 1990’lar Türkiyesi’nde yaşananlar da babası aracılığıyla yansıyor kitaba. Yılmaz’ın kalemini, toplumsal zeminde, yakın tarihe de perde aralayarak tutmasında şüphesiz ki uzun yıllar muhabirlik yapmasının payı yadsınamaz. Bu noktada, toplumun ötekileriyle yaptığı söyleşilerden oluşan özel haberlerin düşünce dünyası ve üslubuna etkisi açık.

 

Yılmaz, İris’le sadece, yaralı ve yalnız bir kadının mutsuzluğunu, sessiz mücadelesini mercek altına almakla kalmıyor; toplumsal çözülmenin boyutlarını irdeleyip kalıplaşmış değerler üzerinden idealize edilmiş bir dünyayı reddederek okurun kendine ve yaşadığı çevreye dair bir sorgulamaya girmesine zemin hazırlıyor.

 

İris / Meltem Yılmaz / Destek Yayınları / 278 s.