Militarizm taşeron sever!

Donald Rumsfeld 2006 sonunda görevden ayrıldığında, Irak'ta yaklaşık 100 bin özel sözleşmeli asker vardı; yani neredeyse her muvazzaf ABD askerine karşılık bir özel sözleşmeli personel düşüyordu. Erik Prince'in sahibi olduğu Blackwater USA adlı kiralık asker şirketinin devletle yaptığı taahhüt anlaşmalarının rakamı 500 milyon doların üzerine çıkıyordu. Jeremy Scahill’in, Blackwater - Vatanı, Milleti, Bayrağı Olmayan Ordu isimli kitabında vurguladığı gibi; Blackwater yöneticileri, “Haçlıların Müslümanlardan aldıkları toprakları savunma” misyonunu üstlenmek üzere oluşturulan milis gücü Malta Tarikatı’na mensup olmaktan ve 94 ülkeyle diplomatik ilişkilerinin bulunmasından gurur duyuyordu. Bir ABD Kongre üyesinin yaptığı askeri gözleme göre ABD de dahil olmak üzere 9 ülkede konuşlanmış 2 bin 300'ü aşkın askeri bulunan Blackwater, dünyadaki hükümetlerin çoğunu devirebilecek güçteydi. Scahill, kitabında; 11 Eylül trajedisinin ardından, adeta bir gecede ABD'nin açacağı küresel savaşın baş oyuncularından biri olup çıkan ve yönetici havuzunun aslileri arasında eski ordu ve istihbarat yetkilileri yer alan Blackwater USA’in kiralık politikacı ve kiralık askerlerinin dünyaya bilanço ettikleri cinneti sorguluyor.

12 Eylül 2020 Cumartesi, 00:44
Abone Ol google-news

04.04.2004... Necef... Çatışma anı...

- Yerdeki herifi görüyor musunuz?

- Nerede?

- Tam kamyonun önünde, duvarın orada!

Bom... Bom... Ta-ta-ta-ta...

- Fazla mermi var mı?

- Kamyon boş, kamyon boş!

- Kimin mermiye ihtiyacı var?

- Biz de şarjör var, bizde şarjör var.

- S...tiğimin fellahları!

- Vay anasını! S...tr be, amma da havalıymış elindeki ahbap!

- Nişan alın!

- Hey, bu ahmakların hepsi de oradalar.

- Evet, Mehdi dangalağı!

- Ta-ta-ta-ta... Bom... Bom...

- Biri binaya girdi!

- Üçlü bir grup var bizde. Şu anda üçü de koşuyor.

- Keskin Nişancı: Ooo... Bizdekiler bir sürü, beyazlı herifi görüyor musun? Çok hızlı koşuyorlar, şimdi toz oluyorlar! Menzilimizde kalabalık bir grup var. Duvarda sıkışmış durumdalar.

- Ta-ta-ta-ta-ta...

- Gözcü: Vay be, hepsini yere serdiniz.

- Saat 12 yönünde 800 metre uzakta bir grup kötü adam var. 15 kadar adam bize doğru koşuyor. Ta-ta-ta-ta-ta....

- Keskin Nişancı: Kötü adamlar nerede?

- Gözcü: Olumsuz. Zaten hepsini temizledi.

- Vay anasını şu heriflere bakın hele!

- Pekâlâ onlara nişan alalım. Ta-ta-ta-ta-ta-ta...

- Beyler, öldünüz siz!

- Ta-ta-ta-ta-ta-ta-ta....

- Yüce İsa, s...tiğimin hindi avı gibi!

- Ta-ta-ta-ta-ta-ta-ta...


“Bir adam bir ayda, orduda veya bir sivil işte bir yılda kazanabileceğinden daha fazla para kazanabilecekse, bunu elinin tersiyle itmesi zordur. Eğri oturup doğru konuşalım. Piliçler bundan hoşlanır.”

Blackwater USA'nın ilk kurucularından Dale McCellan

LİNÇ!

İçlerinde 4 Amerikalı bulunan 2 Pajero cip Felluce'ye girdiğinde, Iraklı mücahitler, bu 'Camiler Şehri'nde onları bekliyordu. Cipler Felluce'ye girdikten kısa bir süre sonra yavaşladı. Sağda dükkânlar ve sokak tezgâhları, solda ise boş bir arsa vardı. Barikat türü bir şeyle karşılaşmışlardı. Konvoydaki araçlar durunca arkadaki cipe bir el bombası atıldı, ardından makineli tüfek çatırtısı sökün etti. Kurşunlar arkadaki Pajero'nun yan tarafını delip geçti ve içindeki 2 adamı ölümcül şekilde yaraladı.

Amerikalılar kanlar içinde yığılırken, bazı maskeli adamlar silahlarının şarjörlerini ön camlara boşaltarak ciplere koştu. Havayı “Allah-u Ekber!” sesleri doldurdu.

Çok geçmeden, yakındaki bir kebapçının önünde dolaşıp duran bir düzineden fazla genç de bu cinnete katıldı. Öncü araçtaki Amerikalılar kaçmaya çalıştılar, ama artık çok geçti.

İlk saldırganlar Felluce'nin ara sokaklarında gözden kaybolurken, kalabalık 300'ü aşkın insanın oluşturduğu bir kalabalığa dönüştü. Alevler cipleri hızla sararken, Amerikalıların kavrulmuş cesetleri çıkarıldı; her yaştan insan vardı ve cesetleri parçalıyorlardı.

Kalabalık Amerikalıların kömürleşmiş cesetlerini Fırat'ın üzerindeki bir köprüden sallandırdı; cesetler bu şekilde 4 saat asılı kalacak ve televizyon aracılığıyla dünyanın her tarafında izlenen korkunç bir ikonik imge haline gelecekti.

Herkes şoktaydı... Haberlerde, isyancıların Ekim 1993'te Mogadişu'da 2 Black Hawk helikopterini düşürdüğü, 18 Amerikan askerini öldürdüğü, bazılarını sokaklarda sürüklediği ve böylece ABD'yi ülkeden çekilmek zorunda bıraktığı olaya atıfta bulunularak, Somali sık sık örnek gösteriliyordu.

Ama Somali'nin aksine, Felluce'de öldürülenler ABD ordu personeli değildi. Ancak haber kanallarının duyurduğu gibi sivil de değillerdi. Gizli bir paralı asker şirketince Irak'a gönderilmiş, bir hayli eğitimli özel askerlerdi (Süper Güç ABD kendi ordusuyla yeterince işgal edememişti zahar!)

Şirketin adı Blackwater USA idi ve intikamları acı olacaktı!

Bu uğurda Necef'i ve Felluce'yi kana bulayıp binlerce insanı katleden askerleri, 4 Amerikalının sallandırıldığı Fırat'ın üzerindeki köprünün adını Blackwater Köprüsü olarak değiştirecek ve köprü kirişlerinden birinin üzerine siyah keçeli kalemle şöyle yazacaklardı:

“2004'te burada katledilen Blackwater'ın Amerikalı adamları anısına. Sonsuza dek sadık. Not: Hepinizi s...ceğiz.”

Onları oraya gönderen ve Jeremy Scahill'in Blackwater - Vatanı, Milleti, Bayrağı Olmayan Ordu isimli kitabında ayrıntılarıyla incelediği süreci anlamak adına, şimdi bu olaydan tam 3 yıl öncesine, Bush yönetiminin ilk yılına, 11 Eylül trajedisinin yaşanmak üzere olduğu tarihin bir gün öncesine dönelim...

MİLİTARİZM TAŞERON SEVER!

Yıllanmış siyasetçi, Soğuk Savaş dönemi uzmanı, militarizmin santranç ustası (ki hiçbirisi insanlığın hayrına sonuçlanmadı) Donald Rumsfeld, o Eylül günü, savunma taahhüt işlerinde pastadan en büyük payı alan, Halliburton, DynCorp ve Bechtel gibi şirketlerin denetiminden sorumlu Pentagon yetkililerine sesleniyor ve hararetle bir “düşman” tarifi yapıyordu:

“Bu düşman kulağa eski Sovyetler Birliği gibi gelmiş olabilir, ama o düşman öldü. Bugünkü düşmanlarımız daha kurnaz ve acımasız. Dünyanın bir ayağı çukurdaki son diktatörlerinden birini tarif ettiğimi düşünebilirsiniz. Ama onların da devri kapandı, kapanıyor ve sözünü ettiğim düşmanla ne güçte ne de boyutta boy ölçüşebilirler. Düşman evlerimize daha yakın. Sözünü ettiğim, Pentagon bürokrasisidir.”

Rumsfeld'in konuşmasının ertesi günü Pentagon saldırıya uğradı. Amerikan Havayolları'na ait 77 sefer sayılı Boeing 757, binanın batı duvarına çakılmıştı. Rumsfeld enkazdan ceset çıkartılırken kurtarma görevlilerinin yanında boy boy poz veriyordu. 11 Eylül ekmeğine yağ sürmüştü, zamanlama kusursuzdu.

Scahill'in kitabında da imlasına kadar vakıf olunduğu üzere, Pentagon yönetiminde toptan değişim çağrısı yapan, Rumsfeld'in tüm bu yaygarasının sebebi eski Savunma Bakanlığı bürokrasisinin yerine, yeni ve özel sektöre dayalı bir model kabul ettirme hırsından başka bir şey değildi.

Yeni Pentagon politikasının ağırlıklı olarak özel sektöre, taşeronlara dayanmasını, gizli eylemlere, ileri teknoloji ürünü silah sistemlerine, özel kuvvetler ve girişimcilerinden daha fazla yararlanmaya ağırlık vermesini sağlamak için artık daha sağlam bastırabilirdi. O şok günlerinde birkaç cılız ses dışında pek karşı çıkan da yoktu zaten.

Tabi ya, Amerikan savaşlarını neden zamanında kendisinin de bizzat hizmetler verdiği özel sektör de yürütemesindi, neden bu alanda dönebilecek devcil rant potansiyelinden mahrum bırakılsındılar.. Hem fena mıydı Amerikan güçlerine omuz vereceklerdi. Binlerce top, tüfek, bombanın ervahıyla verdiler de Allah için!

Öte yandan Bush ekibinin iktidara gelişiyle birlikte Pentagon, hali hazırda Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Zalmay Khalilzad ve Stephen Cambone gibi ideologların yanı sıra Savunma Bakanlığı Müsteşarı Pete Aldrige (Aerospace Corporation), Kara Kuvvetleri Bakanı Thomas White (Enron), Deniz Kuvvetleri Bakanı Gordon England (General Dynamics) ve Hava Kuvvetleri Bakanı James Roche (Northrop Gunman) gibi çoğu büyük silah üreticisi şirketlerden gelme eski yöneticilerle doldurulmuştu.

VE BLACKWATER SAHNEDE!

Bu yeni kadro iki amaçla iktidardaydı; stratejik konuma sahip ülkelerde rejim değişikliği yapmak ve ABD ordu tarihindeki en geniş çaplı özelleştirme ve taşeron kullanımına yöneltme operasyonunun düzenlemek yani askeri alanda bir devrim yapmak. 11 Eylül'den sonra kim tutardı onları?

Rumsfeld ve ABD yönetimi için petrol bazlı “Neo-kon Haçlı Seferi”nin en önemli hedeflerinden olan Irak'a girmenin tam zamanıydı.

Bu bağlamda hızla evrilen Rumsfeld Doktirini çerçevesinde “teröre (!) karşı açılan küresel savaşa” katılmak üzere ilk çağrı alanlar arasında, faaliyetlerini Kuzey Carolina'daki Great Dismal Swamp yakınlarındaki özel bir askeri eğitim kampından yürüten, adı pek duyulmamış bir şirket de bulunuyordu; Erik Prince'in sahibi olduğu “Blackwater USA”.

Sadece birkaç yıl önce vücut bulmuş bu şirket, 11 Eylül trajedisinin ardından, adeta bir gecede ABD'nin açacağı küresel savaşın baş oyuncularından biri olup çıkacaktır.

Ve ABD tankları 2003 Martında Irak'a girerken, o güne dek bir savaşta konuşlandırılacak en kalabalık özel sözleşmeli personel ordusunu da beraberinde götürecekti.

Rumsfeld 2006 sonunda görevden ayrıldığında, Irak'ta yaklaşık 100 bin özel sözleşmeli asker vardı; yani neredeyse her muvazzaf ABD askerine karşılık bir özel sözleşmeli personel düşüyordu. Rumsfeld görevden ayrılmadan önce, savaş endüstrisini pek sevindirecek dev bir adım daha atarak, özel sözleşmeli askerleri ABD savaş makinesinin resmi sınıfı haline getirecekti.

HÜKÜMET Mİ DEVRİLECEK? BİZİ ARAYIN!

Blackwater'ın devletle yaptığı taahhüt anlaşmalarının rakamsal toplamı 500 milyon doların üzerine çıkıyor ve denilen o ki ABD istihbarat ajansları ya da özel şirketler/bireyler ve yabancı hükümetler adına yaptığı gizli “kara bütçe” operasyonları bu rakama dahil değildir.

Bir ABD Kongre üyesinin yaptığı askeri gözleme göre Blackwater, dünyadaki hükümetlerin çoğunu devirebilecek güçtedir.

Bu arada Blackwater'ın sahibi radikal Hristiyan multimilyarder Erik Prince'in söylemleri de ifadesini tıpkı yakın bir tarihte askeri yetkililerle buluştuğu panelde söyledikleri gibi hayli arpalandığı Kapitalizmin laçkalığından bulmaktadır:

“Teslimatın ertesi gün yapılmasını istediğinizde alelade posta hizmetlerini mi yeğlersiniz, yoksa FedEx'i mi? Şirket olarak hedefimiz, FedEx'in posta hizmetinde başardığını ulusal güvenlik sistemi için yapmaktır.”

Blackwater öyle alır yürür ki, insan öldürmedeki kusursuz becerileri o kadar hayranlık uyandırır ki Beyaz Saray'ın üst düzey yetkililerinin korunması işi bile (Irak işgalinin ilk yılında Bağdat “müstemleke Valisi” L. Paul Bremer örneğin) 2003 itibarıyla Blackwater'a verilir. Çok az ücret alan muvazzaf askerlerin aksine Blackwater muhafızlarına altı sıfırlı maaşlar ödenir.

Blackwater'ın Bremer’i koruma işini kapması piyasayı canlandırır! Paralı askerler hızla Irak’a akar. Control Risks Group, DynCorp, Erinys, Aegsi, ArmorGroup, Hart, Kroll ve Steel Foundation gibi şirketler de Irak’a binlerce paralı asker sevk etmeye ve gezegen çapında harıl harıl asker toplamaya girişir.

Fortune Magazin sayfalarında şu bilgiyi paylaşacaktır:

“Özel Güvenlik Müfrezesi (PSD-Personal Security Detail) profesyonellerine ödenen günlük standart ücret önceleri 300 dolar civarındaydı. Blackwater ilk büyük işi olan Paul Bremer’i koruma görevi için adam toplamaya başladığında ise bu rakam 600 dolara fırladı.”

Bu bağlamda eski bir Seal olan (konvansiyonel olmayan savaş, anti-terörizm, direkt saldırı ve özel keşif görevlerinde kullanılan özel kuvvet birimi) ve Blackwater USA'nın ilk kurucularından Dale McCellan daha fazla para ve karizma (!) tutkusunun insanı götürebileceği noktayı satırı satırına şöyle özetler:

“Bir adam bir ayda, orduda veya bir sivil işte bir yılda kazanabileceğinden daha fazla para kazanabilecekse, bunu elinin tersiyle itmesi zordur. Eğri oturup doğru konuşalım. Piliçler bundan hoşlanır.”

ÖNCE KADINLAR VE ÇOCUKLAR!

Piliçler! Para! Formül tamamlanmıştır... “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” adına “parraa ve piliçlerr” uğruna ölünnn! Necef, Felluce ve hatta mümkünse topunuz! Ama önce kadınlar ve çocuklar! Ta-ta-ta-ta-ta-ta-ta!!!

Blackwater özel ordusu tek kişinin kontrolünde bir kabus; bu kişi de sadece Bush kampanyalarının değil, daha geniş bir sağ kanat Hristiyan amaçlar silsilesinin de anapara kaynaklarından biri olan, radikal Hristiyan multimilyarder Erik Prince.

Yazar Jeremy Scahill'in kitabında vurguladığı gibi Blackwater yöneticileri, 11. Yüzyıl’daki ilk Haçlı Seferi öncesinde “Haçlıların Müslümanlardan aldıkları toprakları savunma” misyonunu üstlenmek üzere oluşturulan milis gücü Malta Tarikatı’na mensup olmaktan gurur duyuyor.

Kaldı ki “Baba-Oğul-Kutsal Ruh!” adına kurşun sıkan bu askeri tarikat günümüzde uluslararası hukukun, kendi anayasasına, pasaportuna, pullarına ve kamu kuruluşlarına sahip bağımsız bir öznesi olup, 94 ülkeyle diplomatik ilişkilerinin bulunmasıyla da övünüyor.

Blacwater'ın, ABD de dahil olmak üzere 9 ülkede konuşlanmış 2 bin 300'ü aşkın askeri bulunuyor.

Ayrıca, özel kuvvetlerden ve başka sınıflardan ayrılma askerleri ve emekli kolluk gücü mensuplarını kapsayan, anında göreve çağırabileceği 21 bin kişinin dosyasından oluşan bir veri tabanı var.

Saldırı helikopterleri ve bir keşif balonu ünitesi dahil 20'yi aşkın hava aracından oluşan özel bir filoya da sahip.

Blackwater, Moyock, Kuzey Carolina'daki 28 bin dönümden büyük bir araziyi kapsayan merkezi ile dünyanın en geniş özel askeri tesisi konumunda. Her yıl on binlerce federal ve yerel polisin yanı sıra dost (!) ülkelerin askerlerini eğitiyor. Yönetici havuzunun aslileri arasında eski ordu ve istihbarat yetkilileri yer alıyor.

Ayrıca en son Filipinler'deki bir tropik orman eğitim tesisinin yanı sıra biri California'da (Blackwater Batı), biri de Illionis'te (Blackwater Kuzey) yer alan iki tesisin yapımını da sürdürüyordu. Filipinler'deki ve California'daki tesisleri yerel halkın tepkisi üzerine geri çekmek zorunda kaldığını da belirtelim.

YARGIDAN DA MUAFLAR!

Yazar Jeremy Scahill'in de kitabında ayrıntılarıyla gözler önüne serdiği gibi Blackwater’ınki savaş, demokrasilerin ve devlet yönetimlerinin geleceği üzerine bir öyküdür.

Ve, 1996’daki kuruluşundan, “hükümetin ateşli silahlar ve bu bağlamda güvenlik eğitimini taşeronlaştırması yönünde beklenen talebini karşılayabilmek amacıyla”, cinoğlu cin şirket yöneticilerinin özel bir askeri eğitim kampı açmalarına; 11 Eylül sonrasında gerçekleşen ticari anlaşma patlamasına; paralı askerlerinin cesetlerinin bir köprüden sarkıtıldığı, kan gölüne dönen Felluce sokaklarına kadar uzanmaktadır.

Bu özel şirketler safi kâr elde etmektedir adeta para basmaktadır çünkü her şeyden önce sırtından geçindikleri ABD’li vergi mükelleflerine Bush ve taifesi sayesinde hesap vermek gibi bir yükümlülükleri yoktur. Ne vergi mükelleflerine ne yargıya!

İşin ikinci kısmı da Iraklılarca “yeni Saddam” olarak nitelenen, “İşgal çirkin bir sözcük ama bir gerçek” ifadesiyle de aymazlığa tüy diken Bremer’in 28 Haziran 2004’te “Beni buradan çıkarın. (...) Tercihen tek parça olarak” sözleriyle Irak’tan sıvışmadan önceki (ki o gün itibarıyla ülke sınırları içinde 20 binden özel asker olduğunun altını çizelim) son icraatıyla mümkün kılınır.

Iraklı ve ABD’li kitlelere söz konusu bu Bremer kazığı kutsal kitap cüzlerini anıştırırcasına “17’inci Emir” diye bilinen, Irak’taki sözleşmeli personeli kovuşturmadan muaf kılan genelgedir.

Öyle ki ABD askerleri Irak’ta işkence ve adam öldürme suçlamalarıyla kovuşturmaya tabi tutulurken, Pentagon çok sayıdaki özel personeline aynı standartları uygulamaz.

Aynen, bir oturumda, Savunma Bakanlığı’nın sözleşmeli personelden sorumlu ihale ve tedarik biriminin direktörü olan Shay Assad’ı sorgulayan Kongre üyesi Dennis Kucinich’in Assad’ın kem kümleri karşısında verdiği tepkide dile getirdiği gibi; “Vay canına! Demek ki bu sözleşmeliler cinayet işleyip sonra paçayı kurtarabilir. Anlaşılan, sözleşmeli personel kendi yasalarını uygulayabilecek yetkiye sahip.”

Yazar Scahill de bu kitabı yazdığı sırada yani kısa süre öncesine kadar, Irak’ta işlenen suçlardan ötürü hala tek bir özel sözleşmeli ABD askerinin kovuşturulmuş olmadığını vurguluyor.

BOZUK ASKER PAZARI!

Mayıs 2004’te Blackwater yeni bir birimi sessizce tescil ettirir; Greystone Limited. Birim tüzel kişi olarak sınıflandırılmak üzere Karayipler’deki ada ülkesi Barbados’ta offshore olarak kaydettirilir.

Tanıtım broşürlerinde, potansiyel müşterilere yurt dışındaki aniden zuhur edebilecek ihtiyacın karşılanması için kiralayabilecekleri etkin muharebe timleri önerilmektedir.

Greystone dünyanın her yerinde her an göreve hazır eski özel harekât, savunma, istihbarat ve polis görevlilerini içeren toplama bir işgücüyle övünür. Kaldı ki adam topladıklarını iddia ettikleri ülkeler - buraya dikkat! - çoğunlukla insan hakları sicilleri bozuk olan Filipinler, Şili, Nepal, Kolombiya, Ekvator, El Salvador, Honduras, Panama ve Peru’dur.

Mesela Blackwater’ın Irak’taki paralı askerlerinin arasında hayli sayıda bulunan Şililerin çoğu Pinochet döneminde eğitim almış ve görev yapanlardan seçilir. Varın gerisini, Irak’a kesilen yıkım ve ölüm bilançosunu siz düşünün!

Bu arada geldikleri son şovenist noktada bir adım daha ileri gidiyor Blackwater; başlangıçta tıpkı Deniz Piyadeleri ve Kara Kuvvetleri gibi ordunun bir kanadı olmayı amaçlamış olsalar da bugün geldikleri bollukta (!) Birleşik Devletlere tabi olmaktan pek de memnun olmadıklarını yazıyor Jeremy Scahill.

Ülkeye bağlılık sözü ve yurtseverliği baki ise de Blackwater aslında bağımsız bir ordudur ve bir NATO veya BM gücüne alternatif güç olarak çatışma bölgelerine zuhur etmek istemektedir.

Niye istemesinler ki? Para çuvalla geliyor... Hem dedikleri gibi, hadi kabul edin; “Piliçler bundan hoşlanır!”

Blackwater'ın sahibi Erik Prince'e gelince; “Gönlüm rahat ve ne yaptığımızı biliyorum. Doğru şeyi yapıyoruz, dolayısıyla üzülemem. Gayet huzurlu, mışıl mışıl uyuyorum. Bir suçluluk da hissetmiyorum.” diyor.

Ne denir? Huzur (!) içinde yatsın! Rüyasında beşiğinde kafası uçmuş Iraklı bebekleri görecek değil ya!

Blackwater - Vatanı, Milleti, Bayrağı Olmayan Ordu / Jeremy Scahill / Çeviren: Meral Delikara Üst / April Yayıncılık / 599 s.