NBA’de sezonun ilk ayı nasıl geçti?

NBA'de sezonun ilk ayı tamamlandı. Bu süreçte ligde neler yaşandı, hangi takımlar ve oyuncular öne çıktı?

20 Kasım 2018 Salı, 07:30
Abone Ol google-news

LeBron alışma sürecinde

2018 yazının lig adına en önemli olayı, kuşkusuz LeBron James’in yeteneklerini Melekler Şehri’ne taşımaya karar vermesiydi. Yazın geri kalanında LeBron’a uygun bir takım kurmakla uğraşan Los Angeles Lakers GM’i Rob Pelinka, bu amaçla Rajon Rondo, Micheal Beasley, Lance Stephenson ve JaVale McGee’yi takıma kattı. Halihazırda takımda olan Kyle Kuzma, Josh Hart, Brandon Ingram ve Lonzo Ball’u da bu denkleme eklediğimizde karşımıza geniş kadrolu ama aynı zamanda epey karışık bir takım çıkıyor. ‘Kral’ James’in bu ekibe alışmasının hemen gerçekleşmeyeceği ortada. Büyük hedeflerle sezona giren Lakers, sezonun ilk 16 maçında 9 galibiyet alarak orta şekerli bir başlangıç yaptı. Ayrıca Cleveland ve Lakers’ın tempo farkının da LeBron’u ilk etapta zorladığını da söylemek mümkün. Koç Tyronn Lue’nun son derece yavaş bir tempoyla oynattığı Cavs’ten Luke Walton’ın takımı sürekli koşturduğu Lakers tarzına adapte olmak kolay olmayacak. Ama burada ligin en iyi oyuncusundan bahsediyoruz. Alışacaktır, alışınca da bu takımın tavanı yükselecektir. Yine de Lakers açısından bu seneyi bir geçiş senesi olarak görmekte fayda var. Maaş boşluğunun da verdiği özgürlükle serbest oyuncu piyasasına girecek olan takımın 2019 yazında yapacağı hamleler, organizasyonun orta vadedeki geleceği açısından son derece önemli olacak. Bu sene Batı Finali’ne çıkmak Lakers için ciddi başarı olur.

Jimmy Butler sorunsalı

NBA’in ilk ayında açık ara en çok konuştuğumuz konu Jimmy Butler oldu. Önce sezon başlamadan önceki son antrenmanda yedek oyunclardan kendine bir takım kurarak 5’e 5 çalışmada eski takım arkadaşları Towns ve Wiggins’in de bulunduğu aslar takımını yenerek amiyane tabirle ‘racon kesti.’ Daha sonra ise Minnesota’daki bazı maçlara keyfi sebeplerle çıkmadı. En sonunda yaklaşık 1 hafta önce koçu ve GM’i Thibodeau’nun inadını kırdı ve Robert Covington+Dario Saric+1. tur draft hakkı karşılığında Philadelphia 76ers’a takas oldu. Sene sonu serbest kalması kesin ve takım kimyasında sorun yaratan bir oyuncu için ne alınsa kar, o sebeple Minnesota’nın bu takastan epey mutlu olduğunu söyleyebiliriz. 76ers tarafında bu takasın değerlendirilmesi içinse henüz erken. Ama Simmons ve Embiid gibi eforlu oyuncularla Butler’ın sorun yaşaması çok da olası değil. Hatırlanacağı üzere Butler’ın KAT ve Wiggins’le sıkıntısı, bu iki oyuncunun yeterince çaba göstermediklerini iddia etmesiydi.

 

Bucks’ın ilacı Budenholzer

Yunan yıldız Giannis Antetokounmpo, Eric Bledsoe ve Khris Middleton gibi görece birbirine uyumlu ve ortalamanın epey üstü bir çekirdeğe sahip olmasına rağmen geçen sene Milwaukee Bucks’tan beklenen çıkışı görememiştik. Fırtınalı bir dönemin ardından koç Jason Kidd’le yollarını ayıran ve bu sezon başında eski Atlanta Hawks koçu Mike Budenholzer’la anlaşan Bucks, şimdilik beklenen patlamayı yapmış görünüyor. Sezonun ilk 15 maçını 11 galibiyetle geçtiler ve ligin sayı ortalamasında 1., ribaund ve asist ortalamalarında 2. sıradalar. Öncelikle Budenholzer’ın Bucks’tan modern bir takım yarattığını görüyoruz. Fiziksel olarak adeta bir canavar olan Antetokounmpo’nun etrafına dizilen şutörlerle hücum verimliliği konusunda ligin en başarılı ekiplerinden biri oldular. Atlanta Hawks macerasında da bir süperyıldızı olmadan yarattığı takımla 60 galibiyet alan ve o sezon Ocak ayını 19-0’la geçerek bir ilke imza atan Budenholzer’ın takım olma olgusunu oyunculara aşılama konusundaki becerisini gösterdiğini görüyoruz. Tabii, bütün bunlara ek olarak ‘Greek Freak’ Giannis Antetokounmpo’nun her geçen gün daha da dehşetengiz bir hal alan performansı var. Sezonun ilk 15 maçında 25.6 sayı, 12.7 ribaund ve 5.5 asist ortalamaları tutturan 24 yaşındaki oyuncu, takımı da bu form düzeyini sürdürürse MVP’nin 1 numaralı adayı olabilir.

Wizards rezaleti

Arka alanda John Wall-Bradley Beal ikilisi, kanatlarda Otto Porter ve Morris gibi şutuna güvenebileceğiniz isimler. Pota altında da Dwight Howard gibi en iyi günleri geride kalsa da hala savunam görevlerini ifa edebilecek bir eski yıldız. Normalde böyle bir ekibin, Doğu Konferansı’nda play-offa kalmasını, hatta şampiyonluk hedefleyen takımlara epey zorluk çıkarmasını beklersiniz. Ancak, Wizards sezona korkunç başladı. Sezonun ilk 12 maçında sadece 3 galibiyet aldılar. Orlando ve Cleveland’a karşı alınan galibiyetlerle kıpırdanma hissi verseler de daha sonra 2 maç daha kaybettiler. Otto Porter ve Morris’in sezona biraz yavaş başlamaları bir yana, asıl sorunun takım liderinde olduğunu düşünüyorum. John Wall, ligin en etkili oyuncularından biri olsa da, hem saha içinde hem de saha dışında uyumlu bir karakter değil. Aslında arızalı karakterlerin, güçlü bir koç figürüyle takımlarına uyum sağladığını pek çok defa gördük ama Scott Brooks, yıllardır bize o isim olmadığını kanıtlıyor zaten. Özetle, bu takımda bir şeylerin değişmesi gerektiği aşikâr. Koç değişikliği en kolayı gibi görünüyor. Ama son gelen haberlere göre, Wizards organizasyonu Wall ve Beal da dahil olmak üzere çekirdek kadrosu için takas görüşmelerine başlamış. Yine de Wall gibi epey yüklü kontrata sahip olan bir oyuncuyu nasıl gönderecekler, orası hala muamma.

Bambaşka bir Toronto

Yaz aylarının başında takımı yıllardır taşıyan iki ana oyuncusundan biri olan DeRozan’ı San Antonio’da mutsuz olan Kawhi Leonard için gönderen Raptors, ilk 1 aydaki performansı göz önünde bulundurunca oldukça karlı çıktı. DeRozan’ı Leonard’la değişmek hem takımın tavanını yükseltti, hem de savunmadaki sertliğini arttırdı. Bunun yanında geçen sene rotasyonda kendine yer bulan Pascal Siakam’ın gösterdiği inanılmaz gelişim de Raptors hanesine yazılacak bir artı. Koç Nick Nurse’e de bir parantez açmak gerekiyor. Siakam, Ibaka ve Lowry gibi takımda olan oyuncuların verimini arttırmasının yanında, Leonard ve Green’i sisteme çok iyi monte etti. Nurse’ün, Valanciunas’ı ilk 5 dışına iterek Ibaka ve Siakam’a güvenip, bunun karşılığını alması da Toronto’nun sezona çok iyi başlama nedenlerinden birisi. DeRozan’ın gidişiyle beraber, an itibariyle ligin asist kralı olan Kyle Lowry’i de daha organizatör bir rolde görüyoruz. Geçen senelerde 7-8 asist bandını zor gören Lowry, bu senenin ilk ayını 10.4 asistle kapattı. Sezona başlarken çoğu otorite Boston’ı Doğu Şampiyonluğu için bir numaralı favori olarak görüyordu ama Toronto’nun bu formu işleri epey değiştirmiş gözüküyor.

Batı’da büyük rekabet

Sezona girmeden önce bu sezon Batı Konferansı’nın tarihin en rekabetçilerinden biri olacağı zaten konuşuluyordu. Sezonun ilk ayında bu tahminin boşa çıkarılmadığını görüyoruz. Şu ana kadar Phoenix hariç galibiyet yüzdesi %40’ın altında olan bir takım bulunmuyor. Dallas, Sacramento ve Memphis gibi alt sıralarda olması beklenen takımların da sürpriz yapmasıyla konferansta hedefsiz tek takım Phoenix kaldı. Özellikle Sacramento’da Cauley-Stein ve De Aaron Fox’un performansları herkesi şaşırttı. Fox, 19.0 sayı ve 7.0 asistle oynarken, Cauley-Stein ise 15.3 sayı ve 8.3 ribaundla oynuyor. Eski Fenerbahçeli Bjelica da ‘top yönlendiren forvet’ olarak takımın hücum şemasında çok önemli bir yer tutuyor. İlk 5’in diğer isimlerinden Buddy Hield da saf şutörlüğüyle katkıda bulunuyor. Hield, an itibariyle maç başına 18.8 sayıyla oynuyor ve yüzde 42’yle üçlük atıyor. Takıma geldiği gün kendisi hakkında ‘uzun Curry’ betimlemesinde bulunan Kings Basketbol Operasyonları Başkanı Vlade Divac’ın yüzünü kara çıkarmadığını söyleyebiliriz. Memphis’te ligin ‘baba’larından Conley ve Gasol’ün adeta ikinci bir bahar yaşıyor olmaları etken olurken, Dallas’ta ise Euroleague MVP’si süper çaylak Doncic takımı taşıyor.