Ne zamandır duymamışım: İç ses

Uzun, yorucu, gergin bir dönemin içindeyken kulak veremediğim, gerçek bir ses. Bana doğruları fısıldayan, değerli olanın, güzel şeylerin varlığını anlatan bir ses. Kendi iç sesim...

19 Mayıs 2021 Çarşamba, 13:45
Abone Ol google-news

Hayatımıza dolan sesler fazlasıyla yüksek. 

Gün boyu karşımızda bağıran bir televizyon, elimizdeki akıllı telefon, gözümüzün ayrılmadığı bilgisayar ekranı.

Dünya kadar insan bir sürü alet üzerinden bize devamlı bir şeyler anlatıyor.

Neyi, nasıl yapacağımızı söyleyen videolar, haberleri daha fazla tık ve izleyici için dramatize eden kanallar, hemen her konuda yorum yapabilen kifayetsiz “uzmanlar”, bilgiçlik taslayan akıl hocaları, yaşam koçları, güya dost nasihatleri, takipçiler ve takip ettiklerimiz...

Kulaklarımızdan içeri sızan daimi bir gürültü.

Gürültünün arzu ve taleplerine göre yaşamak için gün gün savurduğumuz bir hayat. Dakikaları yaşamadan tükettiğimiz ve günün sonunda “Bugün nereye gitti” dediğimiz boş hesaplaşma...

TELEFONU BİR KENARA ATTIM

Çoğumuz yapmıyoruz o hesaplaşmayı. Gün de saymıyoruz. Gürültü giriyor, çıkmıyor ve biz onun ortasındaki ahenksiz çarpışmada öylece duruyoruz.

Çoğu konuşma iletişim anlamına gelmiyor. Geçenlerde ufak bir sağlık durumu nedeniyle birkaç gün süresince konuşamadım. Telefonda, internet üstündeki toplantılarda, dışarıdaki basit karşılaşmalarda harcadığım enerjiyi düşündüm. Birilerine nefes tüketerek ulaşma ve bir şeyler anlatma çabasını.

Madem ben konuşamıyordum, o zaman gürültünün de içeri sızmasına engel olabilirdim. Telefonu bir kenara attım, televizyon ve bilgisayarı kapattım, bekledim.

Sadece kitap ve müziğe izin verdim. Çalan telefonlara bakmadım, mesajlara dalmadım ve haberlere kulak asmadım. Sonra o sesi duydum. İnce, derinden gelen bir tını. Bir çeşit mırıldanma, tellerin uyumla titreşmesi gibi.

GERÇEK SESE DÖNDÜM

Uzun, yorucu, gergin bir dönemin içindeyken kulak veremediğim, gerçek bir ses. Bana doğruları fısıldayan, değerli olanın, güzel şeylerin varlığını anlatan bir ses. Kendi iç sesim.

İçinde yaşadığım gürültü yüzünden kısmak zorunda kaldığım, başkalarının seslerinin onu bastırmasına izin verdiğim, sahte yankı odalarına hapsettiğim sesim.

Konuşmayarak onu tekrar duymak, onu duymak için gürültüyü engellemek gerektiğini sıklıkla unuttuğum kişisel sedam.

Çocukken içimizi kaplayan, büyüdükçe başkalarının sesleri nedeniyle geriye ittiğimiz benliğimiz. 

Mutlak sessizlikte ortaya çıkan, ego, para, başarı, ihtiras, iktidar, her ne ise hayatın boş amacı, onu yüzünüze ince bir fısıltıyla çarpıp sizi alaşağı eden bir güç. Belki de o yüzden hayatımızı kuru gürültülerle doldurmayı seçiyoruz.

GÜRÜLTÜ BÖYLE BAŞLAR

O sesi derinlere bastırarak susturmak, olduğumuz kişi, yaptığımız iş, artık savunamadığımız değerlerimiz açısından daha kolay olduğu için. Hayallerimizden süratle vazgeçişimizi, masumiyeti gönüllü olarak kaybedişimizi, “Aşk, şiir, idealler ve diğer ince şeyler karın doyurmaz” diyerek koşa koşa gürültüye teslim oluşumuzu anımsatarak acı çekmemize neden olduğundandır.

O sesi dinledikçe efsunlanarak, hayatın bir kanat çırpışı kadar kısa olduğunu kavrayıp neme lazım daha iyi bir yaşam için harekete geçme fikrinden zangır zangır titrediğimiz için de o sesi terk ederiz.

Başkalarının sesleri, başkalarının güya harika hayatları, haberler, işler, geçim derdi, hiç bitmeyen politikalar, dünyanın sonsuz acıları toplaşarak gürültü bulutu şeklinde nefesimizi tıkar. Biz de onu hayatımız sanırız. Sesimizi unuttuğumuz için.

İç sesim bu birkaç günlük sohbette bana küçük bir çocukken istediğim şeyleri anlattı. Dedektif olma hayalimi, uzaya çıkma projemi ve dünyayı değiştirme idealimi. O anlatırken ciddiyetle dinledim. En uçuk hayaller, en ciddi yaklaşımı hak eder. Onu küçümsemek gürültüye teslim olmak demek.

Ve bir anlaşma yaptık. Arayı açmadan yeniden sohbet etmeye karar verdik. O bana beni anlatacak ben de dinleyeceğim. Gürültünün hayatımdaki hâkimiyetini sessiz darbelerle yıkacağım.