Nicelik avcıları

Ticaret yapar gibi satın aldığımız sevgilerin göstergesi oldu like’lar. Seninki kaç? Benimki çok. Bir şey tanıtır gibi, bir şeyin reklamını yapar gibi duruyoruz birilerinin arasında.

29 Ağustos 2021 Pazar, 10:25
Nicelik avcıları
Abone Ol google-news

Nicelik avcıları olduk. Kaç kişiyi tanıyoruz, bizi kaç kişi tanıyor? Takipçimiz ne kadar? Arayanımız? Ya öylesine soranımız? Yaş günü pastamızın arkasında duranımız? Fotoğrafa sığmaya çalışanlar, ısrarla tutunmalar. Sınırı olmayan sıkışıklıklar. Aynı sandalyeye oturanlar.

Ticaret yapar gibi satın aldığımız sevgilerin göstergesi oldu like’lar. Seninki kaç? Benimki çok. Bir şey tanıtır gibi, bir şeyin reklamını yapar gibi duruyoruz birilerinin arasında. Bakın en büyük sevgi bende diye yazıyoruz balona. Oysa onlar sadece tanıdık. Bilmek istemiyoruz. 

En çok sevilenler, takdir edilenler. Paylaşımları çok beğenilenler. Hikayesi çok gözlenenler. Ne mutlu değil mi? Başkasının paylaşımını kimler beğendi diye tıklayanlar. Karşı komşuya gelenler. Kapı deliğinden dikizleyenler. Sürekli arkadaşlarından bahsedenler. Minik şeyleri kocaman gösterenler. Az olanlara çok diyenler. Rafya ile bağlayacaklar sizi, hiç kopmayın diye. 

Yüzünü hatırlamadığımız isimler duruyor rehberlerimizde. Bulunsun diye aldığımız. Belki ararız diye konuştuğumuz. Hemen samimi olduğumuz, hemen bir şey yaşadığımız. Bir sofrada tesadüfen karşılaşıp, haftaya program yaptığımız. Adını hatırlamadığımız yüzler görüyoruz caddelerde. Bir yerlerden diyoruz içimizden, bir yerlerden. Albümlerimizde varlar. Konuşmuşluğumuz değil, yediğimiz içtiğimiz kişiler onlar. Eski dostlar değiller. Bizim kalabalıklarımız. O kalabalıkta sanki dolu dolu yaşamışlığımız. Kaldığımız yerden devam ettiklerimiz değil. Bir yerde aslında başlayamadıklarımız. Sanıyor olduklarımız. Yani sandıklarımız. Hafızalarımız yorgun. Ne unutmuşuz. Ne hatırlıyoruz. Hayatımıza direterek aldığımız geçici kalabalık onlar. 

Kürek çekip sakin sakin süzülecekken denizin üzerinde. Dinleyecekken suyun ufak şırıltısını. Parmakla saydık. Doldurduk kayığı. Gitmedi battı. Kafamızı kaldırıp da tepesini bile göremezken, o koca vapurun dümenine geçmeye çalıştık. Yolcu fazla. İçerisi çok. Biz çoku, çok hoş gördük. İyi sandık. Kollarımızı açtık. Her kafadan bir ses çıktı. Biri ağladı, biri güldü. Birinin bir isteği vardı. Biri adın neydi dedi. Dün tanıştığın evine geldi. Eski tanıdığın gözünden kaçtı. Öbürü küstü, diğeri haklı gördü.  Sen, ne yaşadığının içinde kaldın, ne dışında. Kalabalığın ortasında oradan oraya. Anlamadın işte sana yettiği kadarını. Çok göz yaşı dökeni, çok üzüldü bilen gibi oldu yanılgın.

Defalarca aynı hikayeyi dinleyip sohbet ettiğiniz dostlarınız var mı? Sözünüzü kesmeyenler, sonuna kadar dinleyenler, araya girmeyenler. Üç beş kişiden oluşan, tek bir çerçevede büyüyenler. Büyüdüğünü unutup, çocukça gülenler. Yanında sessizleşebilenler. O karmaşayı hissettirmeyenler. Bırakın bu nicelik avcılığını. Fazlalıkları, ruhunuzdaki yılgınlıkları, kırgınlıkları ve hep bir şey yaşamışlıkları. 

Selam verin tanıdıklara, yolda yürürken karşılaştıklarınıza. Sonra sokağı yürüyün geçin. Kalmayın ayakta, almayın hafızanıza. Bazı insanlar sadece tanıdıktır, bunu kabul edin. Hepsini sofranıza buyur etmeyin. Kalabalıktan geçmişler iyi bilir. Gürültüden kimsenin sesi duyulmaz sonra.