Nikola Tesla'yı merkeze alan bir roman: Jean Echenoz’dan “Şimşekler”

Nikola Tesla, tarihte hayli ilginç biçimde anılan bir isim. Başlayıp bitiremedikleriyle, başkalarının sahiplendiği buluşlarıyla ve özgün kişiliğiyle dikkat çekiyor. Jean Echenoz da “Şimşekler”in kahramanı Gregor aracılığıyla Tesla’yı esprili bir dille anlatıyor.

22 Ağustos 2014 Cuma, 14:08
Abone Ol google-news

Tek eli cebinde bir dâhi

Bugün elektrik ya da elektronikle ilgili kullandığımız hangi alet edevat varsa altından bir şekilde Nikola Tesla çıkıyor. Çıkmasa da izine rastlanıyor. Telsiz, vericiler, uzaktan kumanda, radar, radyo, füze, röntgen cihazı… Tüm bunlarda Tesla’nın bir biçimde parmağı var. Ama her ne kadar onları Tesla tasarlasa da patentini hep başkasına kaptırmış. 

Babası papaz, annesi ise sıradan bir kadın olan Tesla’nın, yaratıcılığını annesinden aldığı söylenir. Çünkü annesi, çevresinde “pratik ev araç gereçlerinin mucidi” diye anılır. Ağabeyini erken yaşta kaybetmesinin etkisiyle şizofreni benzeri belirtiler her geçen gün Tesla’yı rahatsız eder. Ama öbür taraftan da dâhiliğe giden yolda bazen zihnini açar. Takıntılı ve asosyal kişiliği onu çalışmalarına yoğunlaştırsa da ileride epey fazla şey kaybettirecektir.
Nikola Tesla, şimdilerde yeniden keşfedilmesine karşın yakın geçmişte hakkı tam anlamıyla teslim edilmemiş bir isim. Üstelik yaptığı çalışmalar ve deneyleri de sırtı sıvazlanıp tokatlanmış bir dâhi. Onun takıntıları, değişik kişilik yapısı ve insanlarla kolay iletişim kuramaması dâhiyle hasta arasında bir yerlerde gezinmesine neden olmuş.

Edison’un rakibi, J.P. Morgan’ın dostu ve insan yapımı ilk şimşeğin altına imza atan Tesla, hep ilgi çeken ama aynı oranda da kenarda tutulan önemli bir tarihi figür. Jean Echenoz, Şimşekler’de işte tüm bunları yan yana getirerek Tesla’yı anlatıp bir anlamda ona hakkını teslim etmeye uğraşıyor.

TESLA’NIN KUŞLARI

Tesla’yı zihnimize kazıyan, onun şimşekler arasında oturduğu; adeta onlarla oynadığı fotoğraf. Şimşek, Tesla için hayli özel bir yere sahip. O, “zihnimde çakan şimşekler çoğu zaman bana yol gösterdi” derken bunların geometrik şemasını ve teoremini de oluşturmuş biri. Echenoz da buradan hareketle Tesla’yı Tesla yapan o muazzam olayı kitabının merkezine oturtup başlığı haline getirmiş.

Dünya tarihinde bir yığın isim, belli bir zamana dek çok fazla ilgi görmemiş, çoğunlukla bir işaret fişeği ya da sarsıcı bir son beklenmiş. Nikola Tesla, Echenoz’un metnindeki adıyla Gregor, bu ikisine de sahip aslında. Ama sözü geçen ilgisizliğin kaynağı, o kişinin kendisini kapatmasında da gerçekten anlaşılmamasında da aranabilir. Tesla için bu ikisi de geçerli. Echenoz, Tesla ya da romandaki adıyla Gregor’a bahsi geçen yanlarıyla da bakıyor.
Echenoz’un, Gregor’un hikâyesine girişi hayli ilginç. Çünkü doğum günü ve saati, aynı anda büyük telaş yaratan fırtına yüzünden güme giden bu “şanssız” çocuk, ileride hem o fırtınanın yeryüzünü döven şimşeklerini hem de o zamansızlığı bir mesele haline getirecek. Hiçbir şeyle ilgili not almama veya hiçbir şeyi tarihlememe alışkanlığı belki de o ilk günden miras, kim bilir. Belki de o tedirgin ortam, Gregor’u ileride kırılgan, kuşkucu, kibirli, alıngan, öfkeli ve takıntılı biri haline getiren etkendir, o da bilinmez. Duvar ve kol saatlerine karşı geliştirdiği yoğun öfke ve takıntı da aynı nedene; zaman meselesine bağlanabilir. Gürültü ve her türlü sese aşırı duyarlılığı da yine o fırtınalı günün bıraktığı bir iz olsa gerek. Tüm bunlardan kaçıp rahatlamak için seyre daldığı ve hikâyesinin sonunda bir kez daha sahne alacak kuşlar da Gregor’un hayatında hep en önde. Dâhiliğe doğru hızla geçilen yolun kilometre taşları bunlar.

Gregor’un bütün bu özellikleri, keskin zekâsı, zaman zaman hortlayan asosyalliği arada patlayan kendine özgü hırsı, onu Thomas Edison’la rakip, J.P. Morgan’la ahbap yapıyor. Gregor’u, onunla yakın kılan nedeni Morgan’ın “çok düşün, az konuş, hiçbir şey yazma” düsturunda aramak da mümkün.
Echenoz, süratle yükselişini, yükselirken yediği kazıkları da anlatırken Gregor’un keşfedilen, yararlanılan, yavaş yavaş saygı duyulan ve dikkat çekmeye başlayan dehasını çabucak uyum sağladığı Amerika günleriyle paralel biçimde işliyor.

“ŞARLATAN” DAMGASI

Echenoz’un anlattığı ve Nikola Tesla’yı temsil eden Gregor, ABD’ye uyum sağlıyor sağlamasına ve pek çok insanla ilişki halinde ama takıntıları peşini bırakmıyor (daha doğrusu o, takıntılarına tutunuyor). Bahsi geçen ilişkiler, bu yüzden hep bir noktaya kadar sürüyor. Soğuk ve asık suratlı Gregor, elektrikle ilgili deneyler ve teorilerde ne kadar başarılıysa insanlarla arasına mesafe koyma konusunda da aynı oranda başarılı. Ancak öbür taraftan, kendini övüp gazetelerde olur olmaz boy gösterdiğinden etrafındakilerin önemli bir bölümü Gregor’u “şarlatan” diye damgalıyor. Çalışmaları ve elektrik üretmek için Niagara Şelalesi’nin yolunu tutması ise aynı kitleyi susturmaya yetiyor.

Echenoz’un anlatımında dikkat çeken şey, Gregor’un takıntılı ve sıkıntılı haline benzer şekilde, metni hızlı geçişlerle götürmesi: Bir bakıyorsunuz dostlarıyla yemek yiyen Gregor aniden odasına çekilmiş tırnaklarını kesiyor ya da kendisini laboratuvara kapatarak deneylere gömülüyor. Bir bakıyorsunuz her şeyden kopmuş biçimde yürüdüğü kaldırımın taşlarını sayıyor, hemen arkasından mikroptan arınmak için aşındırırcasına ellerini yıkıyor.

Gregor’un önemli bir kusuru daha var: Tam anlamıyla icat yapmıyor ama bir icada giden yolda dâhice fikirler geliştiriyor. Bunun sonucu ise belli: “Diğerleri onun fikirlerini sessizce alacak, o ise hayatını kafasında fikir kaynatarak geçirecektir.”

Kaynattığı o fikirler, dahil olduğu ya da aslında tam anlamıyla giremediği cemiyette sürekli heyecan yaratsa da Gregor’u hiçbir zaman bütünüyle tatmin etmez. İşte bu yüzden dev laboratuvarını yerle bir eden insan yapımı ilk şimşeği yaratır. Gizemli olmayı ve dikkat çekmeyi seven Gregor için bu olay bulunmaz bir fırsat. İyonosfer’in taşıyıcı ve iletici özelliğine büyük ilgi duyan; elektrik enerjisi, radyo, ses ve elektromanyetik dalgaların kablosuz taşınımına kafa yoran Gregor, bir yandan da yüksek frekans cihazlarını kullanırken bir elini cebinde tutuyor. O müthiş sarsıntı anında da öyle miydi bilinmez ama Gregor, eli cebinde bir dâhi, orası kesin.

ZIRNIK KOKLATILMAYAN TESLA

Şüphe götürmeyen bir başka şey Gregor’un, gerek finansal gerek kişisel özellikleri nedeniyle üst üste çuvalladığı. Odaklandığı esas konu deneyleri fakat onun gibi deneyler yapan pek çok isim ürettiklerine patent alarak ya da becerileriyle maddi güçlükleri aşarak kolayca ilerleyebiliyor. Gregor’un bu yönü zayıf. Ancak bu zayıflığını hiç umursamadığı gibi alışkanlıklarından da vazgeçmiyor; daha da kibirli hale gelip rakiplerini enikonu küçümserken acı bir gerçekle de yüzleşiyor: “Gregor, ütülmüş olması bir yana, alternatif akımdan telsiz telefona, bu arada X ışınlarına kadar sadece ona ait birçok icatla geçinen çok sayıda şirketin, ona zırnık koklatmadan kâr edip yürüdüğünü görüyor içi yanarak.” Aslında bu, onun hayatını özetleyen bir belirleme. 

Gregor’un, yani Nikola Tesla’nınki, başladığı gibi şimşeğe benzer biçimde hızla geçen bir ömür. Bir yanıyla pek çok insanın gıpta ettiği bir yanıyla da ıskalanmış onca şeyi barındıran bir yaşam. Nereden bakarsanız bakın, kopardığı fırtınalara ve yarattığı şimşeklere rağmen hayli tekdüze bir hayat. Echenoz da bunu, hem ironik ve esprili hem de etkileyici bir üslupla anlatıyor.

[email protected]

Şimşekler/ Jean Echenoz/ Çeviren: Mehmet Emin Özcan/ Helikopter Yayınevi/ 110 s.