Nilipek: ‘Mektupları yollamadım, ama şarkı yaptım’

Şarkıcı ve şarkı yazarı Nilipek yeni albümü “Mektuplar” ile sevenleriyle buluştu. İki bölüm halinde çıkan albümde toplam 10 parça var. Nilipek ile yaptığımız söyleşide hem son albümünü hem de hepimizin hayatına damga vuran koronavirüs karantinasını konuştuk.

10 Mayıs 2020 Pazar, 11:59

Nilipek’in beni hep sakinleştiren sesi; kendimi iyi hissettiren, ruhuma güzel gelen bir tarzı olduğunu düşünüyorum. Pırıl pırıl bir ses tonu, şarkı sözlerindeki incelik ve zekâ, onu benzersiz kılan özelliklerinden bazıları. İlk albümü “Sabah” (2015) ve ardından gelen “Döngü” ile kendine günümüz müziğinde özel bir yer açan Nilipek şimdi de iki kısım halinde yayınladığı “Mektuplar” albümüyle karşımızda. Bir süredir olduğu gibi karantina şartlarında, yazılı ortamda bir söyleşi yaptık kendisiyle ve müzikten kadın meselelerine birçok konuya değindik. Kadın Cinayetlerini Durduralım Platfomu’nun destekçilerinden olan Nilipek “Sistem erkekleri kayırıyor” diyor.

Sizi ne zaman dinlesem sesinizdeki, tarzınızdaki sükûnet sarıp sarmalıyor beni. Diyebilirim ki Bülent Ortaçgil’den beri sükûneti bu kadar önemseyen, bu kadar önde tutan biri gelmemişti müzik sahnemize. Sahi, nereden geliyor bu sükûnet?

Çok teşekkür ederim öncelikle Bülent Ortaçgil ile aynı soruda buluştuğum için. Bence sükûneti ön planda tutan, hatta benden daha önde tutan şarkı yazarları ve müzisyenler vardır kesin; ama sektör genellikle sükûneti ön plana çıkaran bir sektör değil. İşin içinde ticari kaygılar olduğunda sakin bir müzik biraz riskli olabiliyor sanırım. Bir yandan aslında ben de özellikle sükûneti öne çıkarıyor değilim, ama gerçek hayatta da bazen sinir bozucu derecede sakin olabiliyorum; sanırım otomatik olarak şarkılara da yansıyor:)


‘OLASILIKLAR BENİ HEYECANLANDIRIYOR’

“Mektuplar” 1 ve 2 önceki kayıtlarınıza çok da benzemiyor sanki. En azından bazı şarkılar çok farklı. Baskın bir şekilde öne çıkan nefesliler (zaman zaman sizin sesinizi bile duymayı zorlaştırıyor hatta), beklenmedik davul girişleri, yaylıların atakları, deneysel denecek denli uçlarda gezinen elektronik soundlar… 2015 tarihli “Sabah”ta da bazı ipuçları vardı ama bu sefer daha bir kopmuş gibi her şey. Düzenlemeler kimin eseri burada, nasıl bir yöne evriliyor müziğiniz?

Ben az çok şarkının nereye gitmesini istediğime dair bir demo hazırladıktan sonra düzenlemeleri, özellikle şarkıların iskeletlerini çoğunlukla grupça çalarak belirliyoruz. Haliyle aslında müzikteki değişim dinlediğimiz müziklerle, canlı performanslardaki değişimlere hatta aldığımız, edindiğimiz, oynadığımız ekipmanlara göre değişip evriliyor. Trombon, Işık Üstündağ’ın gruba dahil olmasıyla müziğimizde önemli bir yer edindi iki yıldır. Stüdyoda istediğimiz kadar, uzun uzun vakit geçirmemizin, bazı şarkılara defalarca geri dönmemizin, bir şeyler çıkarıp eklememizin de etkisi var tabii ki. Berkay (Küçükbaşlar) her zaman cesur davul düzenlemeleri ve ritm değişiklikleriyle geliyor ilk aşamada. Can Aydınoğlu düzenlemelerde, Umut Çetin ise sound konusunda son sözü söyledi, ama ikisi de müziği çok güzel detaylarla tamamladı. 

Belli bir aranjör, bir prodüktör olmadan da ilerleyebileceğimize inanıyoruz son iki albümdür, ve hepimiz şarkıların her aşamasına dahil oluyoruz. Tabii ki bunun getirdiği bir zenginlik ama bir yandan da yer yer tutarsızlık olabiliyor. Bu bir aradalık benim için çok değerli, müzik nereye evrilecek öngöremiyorum, ama olasılıklar beni heyecanlandırıyor.

Kime yazıldı bu mektuplar? Tam da mektup denen o güzel şeyin hayatımızdan neredeyse büsbütün çıktığı şu günümüzde?

Bu mektuplar iki ayrı kişiye yazıldı; çoğu yazarken şarkı olacağını tahmin etmediğim, yazıldığı kişiye asla ulaşmayacağını düşündüğüm cümlelerdi. Nitekim aslında “mektup” olarak asla ulaşmadı da:)

Dijital platformlarda “Mektuplar”ın ilk bölümü 24 Nisan’da buluştu dinleyiciyle. İkinci bölüm de bugünlerde geldi… Öncelikle neden ikiye böldünüz? Ve tabii, nasıl oldu ilgi? Dinleyici en çok hangi parçaları sevdi, bunları tartabildiniz mi?

Dediğim gibi, mektuplar iki ayrı kişiye yazıldı ve iki bölüm iki ayrı hikâyeyi anlatıyor. Uzunçalar olarak yayınladığımızda yine hepsi bir araya gelse de en azından A yüzü-B yüzü gibi bir ayrım yapabilmek istedim önden. Dinleyicilerdeki heyecanı görmek çok güzeldi, tabii bunu aslında bir süre sonra anlayabiliyorum; bir iki yıl sonra, belki beş on yıl sonra da dinlenecek mi, önemli olan o aslında. Şimdilik ilk bölümde “Yaprak” ve “Günebakan” çok sevildi gibi gözüküyor, ikinci bölümü daha bilmiyorum:)

Koronavirüs karantinası etkiledi mi albümle ilgili planları?

Tabii ki:) Planladığımız birçok şeyi yapamadık; klip, turne, lansman, fiziksel albüm planları, merchler, hepsi aksadı aslında. Daha fenası; aslında miksler yapılırken tamamlarız dediğimiz bazı kayıtlar havada kaldı; bir kısımını evde yaptık, bir kısmında eski kayıtları kullandık. Ama bence bu biraz da şu anın imzası gibi oldu bizim için, sonucu seviyorum.


Red Bull Warm Up projesi alternatif sahneden yeni yetenekleri buluşturabilmek için yakında tekrar başlıyor. Siz de bu projede yer alan isimlerden birisiniz. Bu projenin size, müziğinize ne gibi katkıları oldu? Ve tabii katılımcılara ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Red Bull Warm Up, müzik sahnesine girişte iyi bir kalkış sağlıyor diyebilirim. Hem bolca sahne alıyor ve sahne deneyimi elde ediyorsunuz hem de müziğin farklı yanlarını düşünmek ve aslında tüm sisteminizi kurmak konusunda sizi disipline sokuyor. O bir yıl boyunca Red Bull yanımızdaydı, sonraki senelerde de dirsek temasımızın olması iyi hissettiriyor. Katılımcılara da şunu tavsiye edebilirim; öğreneceke çok şeyleri var, tadını çıkarsınlar.

‘ONLINE KONSER ÇOK HEYECANLIYDI’

Siz de online, Instagram üzerinden konserler verdiniz bu karantina sürecinde. Nasıl bir deneyim oldu sizin için? Dinleyiciyle sanalda buluşmak nasıl bir hismiş?

Çok sık olmamakla birlikte zaten canlı yayın açıyorduk aslında; dinleyicilerle bu kadar etkileşimli bir ortamda bir araya gelmek hep çok eğlenceli. Ama karantinanın başlamasıyla birlikte bu canlı yayınlar artık planlanmış konserlere dönüştü; hatta net bir şekilde söyleyebilirim, ilk canlı yayınlarda normal konserlerden daha çok heyecanlandım! En son Red Bull Sunar: Evde Çal konserlerinde yer aldım.

Sizin karantinanız nasıl geçiyor? Bu süreci sizin için ilham verici kılmayı başardınız mı? Yoksa sadece oturup düşünmek, okumak… bunlar mı var hayatınızda şu sıralar?

Albümün çıkış tarihlerine denk gelince aslında karantinam daha çok çalışmakla geçti, onun dışında da birkaç online ders aldım, biraz da çizime ve bir şeyler izlemeye vakit ayırdım… Zaten şu anda bir şeyler yazacak ya da besteleyecek bir akli durumda değilim; albüme çok odaklı olduğum için:)

‘BASİT RUTİNLERİN ÖNEMİNİ ANLADIM’

Nasıl görüyorsunuz bu olup bitenleri? Ne söylüyor bize yaşadığımız çağ sizce? ve buradan neler öğreneceğiz? Siz neler öğrendiniz örneğin?

Hayattaki basit rutinlerin önemi çok ortaya çıktı benim için; özellikle gündelik hayata dair olanların. Yiyeceklerimizin nereden geldiği, herhangi bir şeyin bana ulaşabilmesi için kaç kişinin çalıştığı, bu insanların emeklerinin karşılığını, haklarını alıp alamadığı kafamda dönüp duruyor. Bu özellikle yaşadığımız çağ ile ilgili mi emin değilim; bence insan her çağda bunu unutuyor ve her çağda bunu hatırlatacak bir şey illa ki ortaya çıkıyor.

Neyi özlediniz en çok? Bitince bu izolasyon ilk ne yapmayı istiyorsunuz?

Ailemi ve arkadaşlarımı! Stüdyoda, açık havada, konserlerde onlarla buluşmayı. Bir de uzun uzun yürüyüşler yapmayı.

Okuyucularımıza evde dinlemeleri için bu günlerde hangi albüm/şarkı/sanatçıları önerirsiniz? ya da varsa okuyup size çok iyi gelen kitaplar vs., onları da söyleyebilirsiniz.

Şu sıra ruh halime göre üç kitap arasında salınıyorum; Vandana Shiva’dan “İnadına Canlı”, Banu Özyürek’ten “Poz” ve Füruğ Ferruhzad’ın şiirleri. Albüm olarak da SAULT’un 5 albümüne sardım, bir yandan da dönüp durup Can Güngör’ün yeni albümünü dinliyorum.


‘ÖFKELENDİKÇE SESSİZLEŞİYORUM’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformunun düzenlediği konserde siz de vardınız. Türkiye’de kadınların gördüğü şiddet bir sanatçı olarak sizde hangi duyguları harekete geçiriyor ve en önemlisi siz de hayatınızda herhangi bir şekilde şiddet gördünüz mü?

Şiddet söz konusu olduğunda erkeklerin kayırıldığı bir sistem görüyorum hep, bu kayırılma göz önünde oldukça da yenileri için cesaret artıyor. Şiddet gösteren eşiyle kapanmak zorunda kalmış, günlük işlerinde aniden mahrum kalmış birçok kadının durumunu düşünüyorum, kafam patlayacak gibi oluyor ihtimalleri düşününce. Çok öfkeleniyorum, ama öfkeyi ifade etmek konusunda hiçbir zaman iyi olmadım, bu beni sessizliğe itiyor hep. O yüzden platformun düzenlediği konserde yer almak, bu davaya bir katkıda bulunabilmek benim için çok önemliydi. Ben şiddet görmedim ve bunun aslında bir şans olduğunun farkındayım.