O inandığı sürece büyücülüğe devam

Oğlum dört yaşından bu yana benim bir cadı olduğuma inanıyor. Ben de “Anneler en güçlü cadılardır. Çocuklarının ne istediğini şıp diye anlar” diyorum. İnandığı sürece oyuna devam. İkimiz de inandığımız sürece ben bir cadıyım.

15 Haziran 2021 Salı, 12:26
Abone Ol google-news

Oğlum dört yaşından bu yana benim bir cadı olduğuma inanıyor. Hırçın ve sert bir anne olduğum için değil. Beni bir çeşit büyücü sandığı için. Bir keresinde arkamdayken yaptığı şeyi tahmin edip onu uyarmıştım. (Çıkardığı seslerden ne yaptığı kolaylıkla anlaşılıyordu) O günden bu yana başımın arkasında bir gözüm daha olduğunu ve o gözün sürekli kendi üstünde olduğunu sanıyor. Onun hayal dünyasına ait bu durum beni fazlasıyla keyiflendiriyor.

Benim görmemi istemediği şeyler için evin başka bir yerine saklanmasını, ablasına çocuklara has o yüksek fısıltıyla “Annemin üçüncü gözü bizi görebilir” demesini, arada sırada bu çok adaletsiz duruma isyan ederek “Nerede o göz, aç saçlarını göreyim” diye bağırmasını, peri masallarına has bir hafiflikle yaşıyorum.

Büyüdükçe onun masumiyeti ve saflığı bir daha geri gelmemek üzere kaybolacak. Şaşkın, muzip, inanmakla inanmamak arasındaki muğlak bölgede “Acaba?” diyen o küçük kafa ve yüreğin değişmemesini diliyorum bazen.

Ben de masum değilim elbette. Onun dünyasını deneyimlemek, bana dikkatle bakan kocaman gözlerindeki kuşkuyu içime çekmek, unutulmuş bir çocukluğu onda yeniden yaşamak için bu masalsı oyunu sürdürüyorum.

BAŞKA NE GÜÇLERİN VAR?

Meşgul olduğum zamanlar arkamdan usulca yaklaşıp beni izlemesini, “Anne bil bakalım ne yapıyorum” demesini, sonra içini kemiren kuşkunun son bulmasını istemeyerek ama merakına da yenilerek bana “Anne gerçekten sen cadı mısın?” diye sormasını çok seviyorum.

Başta savuştursam da artık bu sorusuna “Evet bir cadıyım” yanıtı veriyorum. “Peki” diyor hemen ardından “İyi cadı mı, kötü cadı mı?” “İyilere iyi cadı, kötülere kötü cadıyım” diyorum. Yanıtım onu tatmin ediyor. “Başka ne güçlerin var” diye soruyor bana daha sokularak. Küçük eli saçımın ucundaki buklelerle oynuyor.

“Meselaaa” diyorum kelimeyi uzatarak. Ben yanıt vermedikçe yerinde duramayışını, heyecan ve beklentiyle yüzüme bakışını, o kısacık anın onun için sonsuzluğa uzayışını gözlemliyorum. 

“Mesela, küçük çocukların akıllarını okuyabiliyorum” diyorum. “Ne istediklerini ne yapacaklarını görüyorum.” Ağzı hafifçe açılıp gözlerime bakıyor. “Hayır, bunu yapamazsın” diyor bana başını dikleştirerek. “Bunu kimse yapamaz.”

“Ama cadıların güçleri var” diyorum ona. “Cadılar istedikleri her şeyi yapabilirler.” “Peki süpürgen var mı? Uçabiliyor musun? Eminim büyü de yapamazsın. Haydi beni bir kurbağaya dönüştür de görelim” diye meydan okuyor.

EĞLENCELİ BÜYÜ YOK MU?

“Onlar, eski büyüler” diyorum. “Bugünün cadıları farklı çalışıyor. Hiç kimseye hissettirmeden istediklerini elde ediyorlar, akıllarını kullanarak.” O sırada yerinde biraz sallanıyor. “Bak” diyorum. “Ben senin şimdi çişin geldiğini biliyorum. Tuvalete gidip çişini yapman lazım.”

Gözleri kocaman açılıyor. “Nereden bildin?” diyor bana gözleriyle. “Bunu aklımdan mı okudun yoksa” diye soruyor. Gülümseyerek başımı sallıyorum. “Anneler en güçlü cadılardır. Çocuklarının ne istediğini şıp diye anlar.”

Tuvalete doğru koşarken bir an durup bana dönüyor. “Ama bu çok sıkıcı bir büyü. Daha eğlenceli büyülerin yok mu? Mesela bir kediyi kaplana çevirebilir misin?” “Bunun için sihirli değnek gerekli” diyorum. “Ama sihirli değnekleri yapan büyücü çok hasta ve yaşlı. Belki daha iyi hissettiği bir gün beraber gider ona sorarız. Ne dersin?” Gözleri parlıyor. Benim büyücüler dünyasına ait biri olduğumdan emin, koşa koşa gidiyor tuvalete.

Kısa bir süre sonra “Sifonu çekmedin” diye sesleniyorum ona. “Onu nasıl gördün?” diye bağırıyor içeriden. “Bu hiç adil değil” diye öfkeleniyor.

O inandığı ve istediği sürece cadılık görevimi sürdüreceğim. Hayır, düzeltiyorum. İkimiz de inandığımız sürece ben bir cadıyım. Büyük güçleri olan anne bir cadı.