O sınırlar vız gelir bize vız!

Nâzım usta “Cevap” adlı şiirinde “O duvar/ o duvarlarınız vız gelir bize vız!” demiş gerçi ama bugünlerde yurdum insanının Avrupa’ya tüyme maceralarını öğrenince şiirinin ilk dizelerini bu duruma uyarlayıverdik affola...

19 Nisan 2021 Pazartesi, 02:00
O sınırlar vız gelir bize vız!
Abone Ol google-news

Bu topraklarda insan kaçakçılığının tarihi hayli eskidir. Taa 1840’lara kadar uzanır. Çerkesya’dan genç kadın ve erkeklerin “köle” pazarlarında satılması için Osmanlı tacirler Batum Limanı ile Trabzon ve Samsun limanları arasında on yıllarca mekik dokumuşlardır. Padişah Abdülmecid’in ve sonraki yıllarda da Mithat Paşa’nın köle ticaretini önlemek için aldığı önlemler hiçbir işe yaramamıştır. Oldukça kârlı bir iş olan köle tacirliği Kafkasya’nın tümüyle Rusya’nın egemenliğine girmesine kadar kaçak yollardan sürmüştür.

1800’lü yılların sonlarına doğru bu kez de Yeni Dünya’ya göç başlamıştır. Özellikle Harput (Elazığ), o günkü adıyla Dersim (Tunceli) ve Kığı’dan Amerika’ya kitlesel işçi göçü on binlere ulaşınca, hükümet çok sıkı önlemler almış almasına da göçmen kaçıkçılığı yapan şebekeler bu yasakları delmenin yöntemlerini bulmada gecikmemiştir. Trabzon ve Samsun limanlarında önlemler sıkılaştı mı, Beyrut ve Batum limanları var. Hükümet oraları da denetime almışsa Mersin’den Kıbrıs’a doğru çıkan tekneler deniz ortasında büyük gemilere nakletmişler göçmenleri. Ya da bu topraklarda hayli eski olan görevlilere rüşvet vererek çözmüşler işi. Hem babamın hem de annemin dedesi 1912 yılında göçmen kaçakçıları tarafından aparılmış Amerika’ya.

1960’lı yılların sonu ile 1970’lerde ise Almanya başta olmak üzere Hollanda, Belçika, Fransa, Avusturya ve İngiltere’ye kaçak işçi göçü ve bu göçü organize eden şebekeleri biliyoruz. Bu konu pek çok filme, romana konu olmuştur.

12 Eylül darbesinden sonra da siyasi mültecilerin kaçak yollardan Avrupa’ya kaçma öyküleri de çoğunlukla Kapıkule, Meriç nehri ve Yunan adaları üzerinden olmuştur. 

BOSNA’NIN ŞAŞKIN KAÇAKLARI

1996 yılı ekim ayında İlhan Abi (İlhan Selçuk), odasına çağrıp “Bavulunu topla haftaya Saraybosna’ya gidiyorsun” dediğinde beynime yumruk yemiş gibi oldum. Tamam Dayton Anlaşması ile silahlar susmuş gibi görünüyordu Bosna’da ama yine de Sırpların Sniper’le her gün insan avına çıktığını da haberlerden öğreniyorduk. İlhan Abi’yi bu kararından vazgeçirmek “Abi Saraybosna yerine Yenibosna’ya gitsem olmaz mı sonuçta ikisinin de içinde Bosna sözcüğü var” türü zevzeklikler de dahil her yolu denedim. Hiçbiri para etmedi tabii. Sonuçta o yıllarda Saraybosna’ya sefer yapan tek havayolu şirketi olan Top Air’in pırpırlı uçaklarına binip yollandık Bosna’ya.

Saraybosna’ya vardığımızda rahmetli Hüseyin Baş’ın Saraybosna Büyükelçiliği’nde çalışan eşini ziyarete gittiğimde Büyükelçi ile de tanışıp geldiğimi haber verdim. Bir hafta sonra büyükelçilikten arayıp THY’nin Saraybosna’ya ilk seferi nedeniyle havalimanında yapılacak törene diğer yerli ve yabancı basınla birlikte bir davet aldım. Havalimanı binası dediysek bildiğiniz bir depo ya da ambardan bozma prefabrik bir yapı. İşte bu depo gibi yerde bir kokteyl düzenlenmiş ve bu kokteyle basın mensuplarının yanında BM, AGİT ve NATO temsilcileri de katılmıştı. 

BANDO MIZIKA İLE KAÇAKLARI KARŞILAMA

Kokteylde büyükelçiyle sohbet ederken birden THY yer görevlilerinden birinin telaşla “Efendim uçak aprona indi” diye seslenmesi üzerine hepimiz aprona koştuk. Bando takımı marşlar çalarken, THY görevlileri ve büyükelçi ellerinde çiçeklerle uçaktan inecek kafilenin gelişini bekliyor. Biz gazeteciler de fotoğraf makinelerimizle deklanşöre basmaya hazır uçak merdivenlerinin iki yanına konuşlanmışız. Sonunda uçağın kapısı açıldı ama yolcular kafalarını uzatıp geri çekiyor bir türlü inmiyordu. Dakikalar geçiyor ama uçaktan inen yok. Hosteslerin zorlamasıyla hatta biraz da ittirerek ilk yolcular indi. Ama yolcular elleriyle yüzlerini saklamaya çalışıyor ve kendilerine uzatılan çiçekleri bile almadan hızlıca sıvışıyorlardı. Karşılama heyeti de oldukça şaşkındı. THY’nin ilk seferinde iş insanı ve özel davetliler beklenirken şalvarlı teyzeler ile kasketli dayılar inmişti uçaktan.

Yolcular panik içinde Kürtçe birbiriyle konuşuyor ve bir an önce kendilerini karşılamaya gelecekleri bulmaya çalışıyordu. Sonunda anlaşıldı ki, Avrupa’da Türklere vize uygulamayan tek devlet Bosna olduğu için THY’nin bu ilk seferinde uçağa Avrupa’ya kapağı atmak isteyen kaçak göçmenler binmişti. Biraz araştırınca Saraybosna’da kaçak göçmen işi yapan pek çok şebeke olduğunu öğrendik. Vizesiz Saraybosna’ya gelen kaçaklar şebeke tarafından buradan Zagreb’e ordan da Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gönderiliyordu.

Sonuç olarak Türk insanı göçmen kaçakçılığı konusunda kafayı çalıştırmaktaki mahirliğini başka konularda gösterse sırtımız yere gelmez evvel Allah!..