Onlar ‘Bu dünya bizim’ dedi

Gezi Parkı; kapitalist sistemin kendi düzenini meşru kırmak için insanların kafalarında oluşturduğu bütün argümanların birdenbire kırıldığı bir yaşam alanı oldu. Ve bunu halk yaptı. Böyle bir şeyi örgütlemeye kalksanız örgütleyemezsiniz.

22 Ağustos 2014 Cuma, 12:51
Abone Ol google-news

Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilmesine yönelik 28 Mayıs' tarihinde başlayan Gezi Parkı direnişi, 15 Haziran'da polisin sert müdahalesi ile son buldu. Yaklaşık üç hafta boyunca parkı ellerinde tutmak için direnen direnişçiler, Taksim'de komün bir hayat oluşturdu. İmece usulü çadırlar, yağmurluklar, gaz maskeleri edinildi. Çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve bağışçılardan gelen ihtiyaç-gıda malzemeleri, parkta yeni oluşturulan mekanlarda ücretsiz olarak dağıtıldı. 'Devrim Market' açıldı. Revir ve yemekhane Gezi halkının hizmetine sunuldu. Gezici kütüphane açıldı. 'Başka türlü bir hayat'ın olabileceğinin en güzel provalarından biri yapıldı. Direnişin ilk başladığı andan beri alanda olan Müştereklerimiz'den Pınar Ercan ile kim olduklarını, Gezi'deki olayların nedenini ve Gezi hayatını konuştuk.

Müştereklerimiz nasıl oluştu?

 Müşterekler oluşalı yaklaşık bir yıl oldu. İstanbul'da yıllar içerisinde çeşitli konularda söz söylemek isteyen, muhalefet etmek isteyen gruplar oluştu. Herkes kendi alanında belirli bir şeylerin mücadelesini vermeye başladı. Genellikle bu mücadeleler; İstanbul, İstanbul'daki yaşamımızla ilgili... Tabii sadece İstanbul'a sınırla değil bu. Bütün ülke çapında, dünya için kaygı içeren konuları barındırıyor.

Biraz açabilir miyiz bunu?

Örneğin, Ekolojik Kolektif Grubu var Müştereklerimiz'in içinde. 'Çevre' tabirini kullanmıyoruz biz. Ekoloji kelimesini özellikle vurguluyoruz. Çünkü, 'Çevre' tanımı esasen sistemin yarattığı bir tanımdır. Ve bu, yapay bir doğal alana verilen isimdir. Çevrecilik de; herhangi bir politik vizyonu olmayıp sadece bu sistemin tanımladığı çevre kavramı üzerine gösterilen bir duyarlılık kavramıdır.

Neticede çevreci insanların genelde politik bir duruşu, doğa meselesinin aslında politik bir mesele olduğu algısı yoktur. O yüzden de iktidar sahipleri, gerçek ekoloji hareketlerine bile 'çevreci' ismini takarak, bunun içeriğini değiştirirler.

Örnek olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, direnişçiler için çevreciler diyor. Halbuki biz hiç bir zaman kendimize çevreci demedik. Gezi Parkı'ndaki direnişimiz ağaçları korumak üzerinden başladı. Başbakan, bu direnişi sadece 'ağaçların kesilmesini istemiyoruz' noktasında sınırlı tutmaya çalışıyor. Halbuki Taksim Dayanışması'nın olayların başladığı günden beri yayınladığı açıklamalara bakarsak, konu hiçbir zaman ağaçların kesilmesi değil.

Siz ne istiyorsunuz? Neden 'çevreci' tabirini kabul etmiyorsunuz?

Biz her şeyden önce şu soruları soruyoruz: Bu ağaçlar neden kesilmek isteniyor? Neden tüm dünyada sermayenin, sistemin, politikanın durmadan doğal alanlara saldırısı var? Ne elde etmeye çalışıyorlar? Elde ettikleri sonucu nerede nasıl kullanacaklar? Bilmek istiyoruz. Bütün bunları sorguladığımız için, parktaki üç ağaçtan yola çıkıp, bütün dünya politikasıyla ilişkilendirdiğimiz için bu direniş var. O yüzden de çevreci tabirini kabul etmiyoruz. Çevreci yalnızca 'ağaçlarımız kesilmesin'de sınırlanıyor. Bunlar da aslında iyi vatandaşlar, buradaki çocuklar iyi, cici çocuktur iyi niyetli gençlerdir diye... Bu bir kılıftır.

Müşterekler, Gezi Parkı'na nasıl dahil oldu? Direniş nasıl büyüdü?

Müşterekler'in içinden olan arkadaşlar direnişin başından beri bireysel olarak parktaydı. Tabi birbirimizi tanıdığımız için birlikte direndik. Daha sonra ağ içerisinde yayıldı bu. Gelen geldi, istemeyen gelmedi. Kimse de gelmeyene bir şey söylemedi. Gezi'de bir direniş başlattık. Halkın da kısa sürede katkısı oldu. İnsanlar, AKP'nin 10 yıldır uyguladığı dayatmacı ve yaşamlara müdahale edici yönetimden bıkmış durumda.

Parktaki hayat nasıl kuruldu?

Gezi Parkı oluşumunu benimseyen, gidişatını önemseyen insanlar olduğumuz için “buraya ne katabiliriz nasıl yardımcı olabiliriz?” dedik. Parkta yerleşik olarak komün bir hayat kuruldu diyebiliriz. Direnişin ilk günlerinde kendi aramızda, parkta bir an önce hayat başlatmamız lazım, o zaman anlam kazanır diye konuşuyorduk. 'Nasıl yapalım' diye düşünürken halk geldi. Halkın gelmesiyle parktaki yaşam kendiliğinden oluştu. Her gelen bir şeyler kattı. Yanındakine hassasiyet duyarak onun eksikliğini giderdi. İki günde o hayat oluştu. Biz çok şaşırdık. Gezi Parkı; kapitalist sistemin kendi düzenini meşru kırmak için insanların kafalarında oluşturduğu bütün argümanların birdenbire kırıldığı bir yaşam alanı oldu. Ve bunu halk yaptı. Böyle bir şeyi örgütlemeye kalksanız örgütleyemezsiniz.

Parktaki hayat için belirleyici adımlar atmadık. Kendiliğinden gelişti her şey. Gezi'deki her grup parka ne sunuyorsa( destek- hizmet) yeterli mi yeterli değil mi zaman içerisinde bunu anlar hale geldik. Parktaki eksiklerimizi mail yoluyla birbirimize anlattık, bilgilendirdik. 

Peki, Müştereklerimiz'in oluşumunu biraz daha açabilir miyiz? Kimdir Müşterekler?

Müşterekler içerisinde; Ekolojik Kolektif, Göçmen Dayanışma Ağı (GDA), LAMBDA İstanbul, Tarlataban Kolektifi gibi gruplar barındırıyor. Bu oluşumdaki bir çok kişi, birden fazla gruba dahil.

Gruplar nasıl birleşmeye karar verdi?

Bir kişi genelde tek gruptan fazla oluşumda yer aldığı için nerede ne olduğunu biliyordu. Bu grupların varlığından haberdardı. Birbirimizi tanıyorduk. Kimin ne için mücadele verdiğini biliyorduk. Bu durum bir zaman sonra sinerji oluşturuyor. Baktık ki biz aslında bu ilişkinin içerisine girmişiz. Bunu daha derli toplu, bütünlüklü yapalım, daha genel bir tanışma noktasına taşıyalım dedik. Şu anda Müşterekler'in 300-400 üyesi bulunuyor.

Siz hangi gruptan dolayı Müşterekler'e girdiniz?

Tarlataban Kolektifi'nden girdim.