Polisiyelerde kadın gazeteci yok

Sibel Köklü, 'Rüya Keskin Polisiye Serisi'nin ikinci kitabı 'Geçmişe Kapanan Kapılar' ile hem günümüz mafya ilişkilerine gönderme yapıyor hem de bir dış gözle medya dünyasına eleştiri getiriyor.

27 Haziran 2010 Pazar, 09:34
Abone Ol google-news

Rüya Keskin, bir gazeteci. Otuzlu yaşlarında, hırslı ve başarılı bir kadın. Zor olayların peşinden koşuyor, çekinmeden çarpışmayı göze alıyor. Yöntemleri eski, bakış açısı geleneksel. Ancak o, hem sevdiği mesleği yaparak olaylara çözüm arayışının peşinde, hem de kendi hayatını kurmanın. Gazeteci Rüya, aslında bir roman karakteri. Sibel Köklü’nün polisiye serisinin baş kahramanı. Şimdi de bu serinin ikinci kitabı “Geçmişe Kapanan Kapılar”da mafyanın peşine düşerek, Türkiye’deki bu “zengin malzeme”yi ortaya dökmeyi hedefliyor. Kitabın en dikkat çekici tarafı da medyaya getirdiği eleştiri. Köklü’yü de bu türle tatmin eden ayrıntı, dış gözle baktığı medyada gördüğü aksaklıkları özgürce dile getirebiliyor olmak. Köklü’yle Rüya Keskin macerası üzerinden Türkiye panoramasına baktık.

Sibel Köklü, yaklaşık üç yıl önce yayımlanan “Yalan Dünya” ile başladı polisiye serisine. Okuyucunun da Rüya Keskin karakteriyle tanıştığı ilk kitaptı bu. İçi boşaltılan banka, rüşvet yiyen polisler, çözümü intiharda bulanlar ve tüm bu olayların peşindeki bir kadın gazetecinin hikâyesi ile bir Türkiye resmi çizmeye çalıştı Köklü. Karakterinin yapısı yaklaşık olarak ilk romanda çizilmişti. Serinin ikinci kitabı “Geçmişe Kapanan Kapılar”da da karakterin durumu daha da belirginleşmeye başlıyor. Bu kitap da Türkiye’nin gündeminin aslında tam ortasında oturan, zaman zaman ayyuka çıkan, zaman zaman sessizliğe gömülen mafyaya ve mafyatik ilişkilere bir bakışı içeriyor. Derinlemesine bir analiz değil elbette kitabın içeriği. Pek çoğumuzun kafasındaki bilgilerin bir kurgusu. Bunu da özellikle belirlemiş Köklü, anlatıyor: “Aslında Türkiye, bir polisiye yazarı için hikâye zengini bir ülke. Mafyaya bakış atıyorum çünkü bu olgu, hayatımızın tam da içinde. Küçük büyük birtakım suç örgütleri ve şebekeler var. Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede adalet konusunda bir eksiklik var. İnsanlar bir şekilde kendi haklarını, kendi yöntemleriyle çözmeye çalışıyor. Bunun ekonomik ve sosyal boyutları da var. Çeteleşmeler hayatımızın bir gerçeği.”

Köklü, kitabında dolaylı bir anlatımı tercih ediyor. Türkiye’nin en ünlü mafya babası olarak söz ediyor örnekse. Ona isim koymak okuyucuya kalıyor. Ya da şehrin en büyük meydanı diyor. Niyeti ise okuyucuyu kendi kafasında bir isim ya da cisim belirlemesinde özgür bırakmak. Kitapta Köklü’nün kendi yaşamından izler de görmek mümkün. Bunu da özellikle tercih ettiğini söylüyor, bir çeşit imza gibi hayatındakileri de kitaba katarak bir duygu yaratmaya çalışıyor. “Kitapta yer alan Derviş, kedimdi. Kitabı yazmaya başladığımda kaybettim. Çocuğum gibiydi. Onu da bir ana karakter gibi koydum kitabıma. Hayatımdaki kişiler de gerek isim gerekse cisim olarak beliriyor kitapta. Çünkü fantastik bir kitap yazmıyorum. Hayatın içinden hikâyeler bunlar. O yüzden de yaşayan karakterlerden beslenmeyi tercih ediyorum” diyor.

Sibel Köklü, 1993 yılından bu yana gazetecilik yapıyor. Şimdilerde ise serbest muhabir. Kitapta, biraz da onun sıcak haber koşturmacasına duyduğu özlemin kokusu hissediliyor. Diğer yandan medyaya dış gözle bakıp özgürce medya eleştirisi yapabilmek önemli bir tatmin. Anlatıyor: “Gazetecilik şekil değiştirdi. Rüya’nın olayları çözme yöntemlerine baktığınızda, eskiliğini göreceksiniz. Artık geleneksel yöntemler de değişti. Ben bu yöntemlerin sürmesini istiyorum, o eskiliği seviyorum. Kadın-erkek ilişkilerinde de böyle. Teknoloji ve sanal dünyanın içine hapsoluyor ilişkiler. İnsanlar msn’de ayrılıyor. Bu çok insanlık dışı. Sanallık, yorucu ve gereksiz geliyor. İlişkiler gerçekliğini yitiriyor ve çok acımasız hale geliyor.” İlişkiler demişken, Rüya’nın yaşadıklarından da biraz arabesk tad almak mümkün. “Bizim kuşak biraz da böyle” diyor Köklü.

Haber kaynaklarıyla ilişkiler ve internetin masa başı gazeteciliği yaratmasının yanı sıra medyadaki değişimlerden biri olan büyük sermaye gruplarının haberciliğe etkisinden de söz ediyor Köklü: “Reklam ve gazecilik birbirinin içine o kadar girdi ki bu haberciliği de etkiliyor. Haberi yazarken bir çeşit otokontrol mekanizmasına takılıyor muhabir. Bugünkü medyanın bir gerçeği bu. Spor hariç, her serviste çalıştım. Ama bugün kendimi geri çekilmiş ve başka bir yöne gidiyor gibi hissediyorum. Yazarken çok daha özgür ve serbestim. Medyaya dönüp eleştirilerimi rahatça yazıyorum. Evet, bu bir tatmin. Bu taraftan bakıp ağzıma geleni söyleyebilirim.”

Köklü, üçüncü kitabını yazmaya başlamış bile. Rüya’yı bu kez başka maceralar bekliyor belli ki. Köklü, kadınların çıkıp bir kadın gazeteci karakteri üzerinden polisiye gerilime dahil olması ve olayları yazabilmesini önemsiyor.

“Neticede hayatın her alanında, mafyada, teşkilatta, gazetecilikte de kadınlar var” diyor, “Ancak polisiyelerde kadın gazeteci tiplemesi yok. Bunlar kadınlar tarafından yazılabilmeli ve bir şekilde dile gelmeli.”