Prof. Dr. Kasapoğlu: ‘Ankara depreme hazır değil’

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erçin Kasapoğlu, Ankara’nın altında deprem üretecek fay olmamasına karşın, çevresindeki aktif fay hatlarından dolayı deprem riski taşıyan bir şehir olduğuna dikkat çekti. Kasapoğlu, “Ankara, denetimsiz ve çarpık yapılaşmadan dolayı deprem riskinin giderek arttığı bir kent haline gelmiştir. Ankara’nın en riskli bölgesi ise Demetevler bölgesidir. Olası şiddetli sarsıntıda, Demetevler’deki bitişik yapılar çabuk yıkılacak” uyarısında bulundu.

31 Ocak 2020 Cuma, 18:49
Abone Ol google-news

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kasapoğlu, Elazığ’da yaşanan ve 41 kişinin ölümüne neden olan 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından, Ankara’daki deprem riskini ve olası bir depremde Ankara’da yaşanabilecek tehlikeleri Cumhuriyet Anadolu’ya değerlendirdi. Kasapoğlu, sorularımıza şu yanıtları verdi:

- Ankara deprem bölgesi olarak görülmediği için pek konuşulmuyor. Ankara’da deprem riski var mı?

Ankara’nın altında deprem üretecek aktif bir fay yok. O nedenle “Ankara deprem bölgesi değil” deniyor. Doğrudur. Türkiye’nin Deprem Tehlike Haritası’na baktığınızda, Ankara’nın 4. Derecede Deprem Bölgesi’nde olduğunu görürsünüz. Ankara,  jeolojik ve coğrafi konumu itibarıyla kendisi bir deprem bölgesi değil ama çevresindeki depremlerden etkilenen bir kent. Ankara’nın deprem haritasına göre, kentin kuzeyinde 1. Derece Deprem Bölgesi bile var.


- Ankara, etrafındaki fayların hareketlerinden nasıl etkilenir?

Ankara’nın kuzeyinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, güneydoğusunda Kırşehir-Keskin Fayı, daha güneyinde Haymana, doğusunda ise Bala’daki irili ufaklı faylar var. Buradaki depremler Ankara’da genelde hissedilir ama herhangi bir zarar oluşturmaz. Aletsel döneme ait tarihsel depremlere baktığımızda, Kuzey Anadolu Fayı’nın üzerinde 1944’te 7.2 büyüklüğünde Bolu-Gerede Depremi ile karşılaşırız. Bu deprem, Ankara’nın kuzeyindeki Kuzey Anadolu Fayı’nda olmuştur ama Ankara’nın kuzeyindeki ilçeler olan Çamlıdere, Gürün, Kazan ve Kızılcahamam’ı ciddi ölçüde etkilemiştir. Binalar yıkılmış, cami minareleri devrilmiş hatta can kayıpları yaşanmıştır. Ankara, kendisi bir deprem bölgesi değildir ama çevresindeki aktif faylarda olan depremlerden oldukça etkilenen bir kent durumundadır.

‘Tehlike düşük risk büyük’

- Ankara olası bir depreme hazır mı?

 Kesinlikle değil. Halkımız arasında en çok karıştırılan kavramlar, “tehlike” ve “risk” kavramlarıdır. Tehlike, herhangi bir bölgede bir depremin olma olasılığıdır. Bir yerde deprem olasılığı yüksekse orada “tehlike” yüksek demektir. Risk ise, söz konusu depremin olması durumunda meydana gelebilecek olan can ve mal kayıplarının ölçüsüdür. Bir bölgede deprem tehlikesi çok yüksektir. Ama zemin koşulları çok iyi ve yapılan binalar depreme dayanıklı ise risk çok düşüktür. Burada deprem olduğu zaman can ve mal kaybı yaşanmaz, deprem afete dönüşmez. Bu açıdan baktığımızda, kuruluşundan bu yana başkent Ankara’da deprem tehlikesi düşük olmasına rağmen, deprem riski giderek artmaktadır. Bunun da temel nedeni Ankara’daki denetimsiz çarpık yapılaşmadır.

- Ankara’da deprem riski en yüksek bölge neresi?

Ankara’da deprem riski en yüksek olan bölge, Demetevler bölgesidir. Riskin birinci nedeni, Demetevler’in, toprak alüvyon üzerinde olmasıdır. Toprak alüvyon gibi yumuşak zeminler, deprem dalgalarını büyütür. İkincisi neden ise çarpık ve denetimsiz yapılaşmadır. Buradaki en büyük hata binalardaki “bitişik nizamdır”. Elazığ depreminde de yıkılan binaların hepsi bitişik nizam binalardır. Bitişik nizamda iki bina arasında ara duvarlar ya ortak ya da birbirine bitişiktir. Bitişik nizamda bir bina sallanırken diğerini de döver. Binaların birbirini döverek yıkmasına “çekiçleme etkisi” de denir. Demetevler’de öyle çarpık yapılaşmalar var ki, bitişik nizam binaların zemin betonları bile birbirine dek değil. Olası bir deprem esnasında, sallanırken bir binanın taban betonu, diğer binanın duvarına vuracak ve bu da iki binanın da çabuk yıkılmasına neden olacak.

‘Gökçek gülerek yanıt verdi’

- 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından Ankara’da bir önlem alındı mı? Riskli binalar için bir iyileştirme yapıldı mı?

17 Ağustos 1999 depreminden sonra dönemin Ankara valisi bir komisyon topladı. Ankara’da depremle ilgilenen uzman ve akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin katıldığı çok geniş bir komisyon kuruldu. Dönemin belediye başkanı Melih Gökçek de toplantıdaydı. Demetevler’deki durumu ona da anlattım. Bana gülerek, “Hocam haklısınız, Demetevler’in yüzde 80’i kaçak” dedi. “O zaman gereğini yapın” dedim. Bana eliyle “para” işareti yaptı. Hala da Demetevler’deki o evler için bir şey yapılmadı. 2000’lerin başında yapılan bu sempozyumda birtakım önemli kararlar alındı fakat bunların hiçbiri uygulanmadı.

- Yıkımların az olması için, binalar inşa edilirken neye dikkat edilmelidir?

Yer kabuğu statik bir kabuk olmadığı için, “kalp atışı” gibi bir titreşim periyodu vardır. Yer kabuğundaki bu titreşime, “hakim titreşim periyodu” denir. Bu periyodun değeri kayaç zeminlerde biraz daha düşük, toprak zeminlerde daha yüksektir. Bir de deprem sırasında “binanın titreşim periyodu” vardır. O da, pratikte bina katsayısının onda biridir. Örneğin, 7 katlı bir binanın “bina titreşim periyodu”,  0,7’dir. Bina yapılırken zemin etüdlerinin yanı sıra önemli olan, bina titreşim periyodu ile zemin hakim titreşim periyodunun birbirinden farklı olmasıdır. Hangisinin küçük veya büyük olduğu o kadar önemli değildir. Ama bu iki değer eşit olursa “rezonans” dediğimiz olay yaşanır. Yani bu, aynı titreşim periyotlarının üst üste bindiği zaman binanızın ne kadar sağlam olursa olsun, “rezonansa girip” ve yıkılması demektir. O nedenle, öncelikle zeminin hakim periyodunu ölçüp, orada yapılacak binanın kat sayısı ona göre belirlenmelidir.

- Ankara’daki mevcut binalarda “rezonans” yaşanma riski nedir?

Ankara’daki zeminlere baktığımızda, Ankara’nın güneyindeki Gaziosmanpaşa, Çankaya tarafları kayaç zeminlerdir. Kuzeye doğru gittikçe Yenimahalle, Demetevler ve Ankara Çayı’nın civarı alüvyon, yumuşak toprak zeminlerdir. Toprak zeminlerin hakim titreşim periyodu daha yüksektir. 0,5-0,7 arasındadır. Dolayısıyla o bölgede binaların kat sayısının 5 ve 7’den farklı olması gerekir. Ama Demetevler’e bakarsanız, neredeyse tüm binaların 5 ile 8 kat arasında olduğunu görürsünüz. Bunların özellikle 7-8 katlı olanları oldukça “risklidir”. Bu binalar hem sağlam değil, hem de rezonansa girecekleri için sarsıntı anında yıkılması yüksek olasılıklı binalardır.

- Ankara’nın güneyinde durum nedir?

Güneye bakarsak oradaki kayaç zeminin hakim titreşim periyodu 0,1-0,2’dir. Orada da binaların daha yüksek katlı olması gerekir. Çünkü 2 katlı binalar yaparsanız binanızın titreşim periyodu da 0,2 olacak ve değerler eşitlendiği için rezonansa girecektir. Ankara’da tam tersi yapılarak Demetevler’e yüksek binalar, Çankaya taraflarına iki katlı villalar yapılıyor. Ankara’daki çarpık yapılaşmanın temel sorunu da budur. Bu sorunu çözmeden Ankara’yı depreme dayanıklı bir kent haline getiremeyiz. Binaların yapımındaki denetimsizlik de Ankara’daki deprem riskini giderek artırıyor.

‘Yara sarma politikası’

- Türkiye’nin deprem politikasına ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Türkiye’de “yara sarma politikası” uygulanıyor. Bu, “Deprem inşallah olmaz. Olursa da devletimiz güçlüdür. Depremzedelere battaniye, çadır, aş, ekmek göndeririz. Yıkılan binaları yeniden yapar, yaralarımızı sararız” mantığı üzerine oturtulmuş bir politikadır. Oysa gelişmiş ülkelerde uygulanan çağdaş politika ise, “zarar azaltma politikasıdır”. Hedef, deprem olmadan önce alınacak önlemlerle, olası depremin oluşturabileceği zararı en aza indirgemektir. Biz deprem öncesi hiçbir şey yapmıyoruz. 17 Ağustos 1999’dan bu yana 21 sene geçti. Bir arpa boyu yol alınmadı. Göstermelik birtakım senaryo tatbikatlar yapılıyor ama onların hiçbir şeye faydası yok. Halk, senelerdir ödediği deprem vergilerinin hesabını soruyor. Bakan “Duble yol yaptık, hastane yaptık” diye yanıtlıyor.  Böyle depremle mücadele olur mu? Türkiye’nin her tarafı deprem bölgesi. Depremi batıda beklerken, birdenbire doğudan vurdu. Oradaki binalar niye kentsel dönüşüme tabi tutulmadı? 4 Nisan 2019’da aynı yerde 5,2 büyüklüğünde bir deprem oldu. Vatandaş “o zaman binamız hasar gördü, valiliğe, belediyeye başvurduk kimse ilgilenmedi” diyor. O binalar ele alınıp dayanıklı hale getirilseydi bugün o insanlar ölmeyecekti. Depremle mücadele, topyekûn bir mücadeledir. Herkesin taşın altına elini koyması gerekir ama birinci derecede sorumluluk hükümete, valiliklere ve yerel yönetimlere düşer. Bu sorunları çözmeden depremle mücadelede başarılı olmamız mümkün değil. ANKARA