Ramazanla ilgili faydalı bilgiler: Tarım ve din

Kur’an’da da, Tevrat’ta da insanlığın 2 milyon yıllık eşitlikçi ve büyük ölçekli kavga-dövüşten uzak “toplayıcı” yaşam biçimine karşılık gelen bir tasvir, “cennet” olarak karşımızda.

05 Temmuz 2015 Pazar, 00:00
Abone Ol google-news

Tarım Ortadoğu’da başladı. Günümüzden 5500 yıl önceye tarihlenen ilk uygarlık ve devlet olan Sümer de orada, Güney Mezopotamya’da ortaya çıktı. Ve İbrahim Peygamber’den neşet etmiş üç büyük tektanrıcı (semavî) dinin doğuş yeri de Ortadoğu...

Tarım, devlet, tanrılar, krallar, rahipler... Bunların hepsini Ortadoğu’ya borçluyuz. Sıraladıklarımız, aynı zamanda insanlık tarihindeki ilk eşitsizliklerin, ilk tabakalaşma ve sınıflaşmaların karşılığı sayılabilecek başlangıçlar.

Bu çerçevede günümüzden 4 ila 3 bin yıl öncesi gibi geniş bir zaman aralığı içerisinde bir noktada yaşamış olduğu tahmin edilen Hz. İbrahim’in de Ortadoğu’da çok önemli bir tarihsel dönüşümün gerçekleştiricisi olarak belirdiği ileri sürülür. Sümer çoktanrıcılığından tektanrıcılığa evrilme, onun marifetidir. Bu konuda, ismiyle müsemma “çığ” gibi bir bilgi malzemesini önümüze koymuş Muazzez İlmiye Çığ hocanın adını zikretmemek de büyük haksızlık olur (özellikle bkz. M. İ. Çığ, “Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni”, 1995; “İbrahim Peygamber”, 1997).

Ve aynen Sümer politeizminde olduğu gibi “İbrahimî” monoteistik gelenekte de ekonomik-kültürel altyapı olarak karşımızda tarım, daha açık deyişle çiftçilik ve hayvancılık faaliyeti vardır.

İnsanlık tarihine antropolojik bakış, yaklaşık 10 bin yıl önce gerçekleşmiş Tarım Devrimi öncesinde 2 milyon yıllık dönemde avcı-toplayıcı göçebe bir yaşam biçiminin insan varoluşunun esasını oluşturduğunu bize gösterir. Bu, söz konusu tarihin yüzde 99’unu kapsayan bir dönemdir. Üç tektanrıcı semavi din, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm ise insanlığın yeryüzü hayatını tarımla başlatır. Hz. Âdem, çiftçidir. Üstelik tarım, cennetten “Yılan-Şeytan”ın oyununa gelip yasak meyveyi yedikleri için kovulan Âdem ile Havva’ya verilen bir “ceza”dır. Allah, Âdem’i eşi ile birlikte dünyaya “sürer” ve onu “geçimin topraktan olacak” diyerek tarıma “mahkûm eder”:

“Ve Âdem’e dedi: Karının sözünü dinlediğin için, Ondan yemeyeceksin diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetli oldu; ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin; ve sana diken ve çalı bitirecek; ve kır otunu yiyeceksin; toprağa dönünceye kadar, alnının teriyle ekmek yiyeceksin” (Tevrat; Tekvin 3:17-19).

“Zahmetle ondan”, yani topraktan yiyeceksin!.. Allah’ın sözü bu ve “zahmet” de tarım olsa gerektir.

Peki, dinlerimiz insanlık tarihinin yüzde 99’unu oluşturan ve içerisinde eşitlikçi, paylaşımcı, ortaklaşmacı bir yaşam biçiminin sürdüğü kuvvetle muhtemel olan avcı-toplayıcı evreyi es mi geçmektedir?.. Hayır!.. O yaşamın izlerini, özellikle besin toplayıcılığı mahiyetinde, ilk insanın kovulduğu cennette buluruz:

“...Ve Rab Allah, görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasına da hayat ağacını, iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi... Ve Rab Allah adama emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin, çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün” (Tevrat; Tekvin 2: 9 ve 17).

“Ey Âdem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” (Kur’an; Bakara: 35).

“Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır” (Kur’an; Muhammed: 15).

Demek ki Kur’an’da da, Tevrat’ta da insanlığın 2 milyon yıllık eşitlikçi ve büyük ölçekli kavga-dövüşten uzak “toplayıcı” yaşam biçimine karşılık gelen bir tasvir, “cennet” olarak karşımızda.

İnsanlığın yaşam serüveni, onun yaratılış serüveni ile nasıl da mutabık!.. Tarım ve hayvancılık faaliyetinin yoğunlaşmasını müteakiben mülkiyetle, eşitsizlikle, rekabet, çatışma, kavga- dövüş ve savaşla bozulan düzen, adeta bir “yeryüzü cezası” olarak kutsal metinlerde karşılığını buluyor.

Tıpkı ilk “kardeş kavgası”nın da aynı “ekonomipolitik” dönüşümün bir izdüşümü mahiyetinde onlarda karşılığını bulduğu gibi...

Yarın: HABİL-KABİL