Robotlar da şiir yazar

Bager Akbay bir robot şair üretti. Adı Deniz Yılmaz. Kendi kendine şiir yazabilen Yılmaz’ın ‘Diğerleri Gibi’ adlı bir şiir kitabı basıldı.

02 Aralık 2016 Cuma, 18:49
Abone Ol google-news

 

Sanatçı ve yazılımcı Bager Akbay, Deniz Yılmaz adlı bir robot şair yarattı. Sanatçının kendisi yazıda geçen bu ‘yarattı’ lafını pek içine sindiremeyecektir. Çünkü o kendisinin Deniz Yılmaz’ın var olmasında sadece bir araç olduğunu savunuyor. İlk kez geçen ay sonunda Kitap Fuarı’nda okurlarıyla buluşup ‘imza günü’ bile veren Deniz Yılmaz, insan görünümüne sahip şaşaalı bir robot değil. Bager Akbay böylesini tercih etmiş. Teknolojiyi fetiş bir şey gibi kullanmamaya, mükemmeli aramamaya dikkat ediyor. Deniz Yılmaz’ın yazdığı şiirlerden yeni medya kuramcısı, akademisyen ve küratör Ebru Yetişkin bir derleme yapmış ve şair robotumuzun bir de kitabı olmuş... Arka kapağında Deniz Yılmaz’ın Posta gazetesinde şiirleri yayımlanmış 40 kişinin fotoğraflarının birleşiminden oluşan siması da yer alıyor. Deniz Yılmaz’ın anlamlı bir başlık taşıyan “Diğerleri Gibi” kitabı Robinson Crusoe 389, Remzi Kitabevi, İstanbul Akaretler’deki Minoa Cafe, Blok Art Space Çukurcuma, Hikmet Mizanoğlu Arts & Antiques ve Kadıköy’deki İskele47’den edinilebilir. Meraklıları için bugün Koç Üniversitesi’nde 14.00 - 17.00 saatleri arasında düzenlenecek TEDxIstanbul konuşmalarında Bager Akbay’ın Deniz Yılmaz projesini anlatacağını da buraya not düşüp, sizi Akbay’la yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakalım...

-Nereden çıktı robot şair üretme fikri?

Uğraştığım ana konular akıl felsefesi, yapay zekâ ve görsel sanatlar. Bu alanlarda yedi sekiz sene önce araştırmalar yapmaya başladım. İlk başta kendi kendine resim yapabilen, yani ‘kendi kararıyla yapabilen’ bir sistem nasıl yaparız diye düşündüm. Bizler aslında birbirimizin üzerindeki aynalarız. Birbirimizden çok fazla geri bildirim alarak ilerliyor ama zamanla bunları unutuyoruz. Bu işle birlikte robot hakları konusunu öne çıkarmak çok hoşuma gitti. Bunu bilimkurgu romanı olarak da yazabilirdim ama yarı bilimkurgu olarak insanların önüne koyduğun zaman ‘acaba’ demelerine sebep oluyorsun.

-Deniz Yılmaz adını verdiğiniz robotun şiir yazmasını nasıl sağladınız peki?

Önce gazete külliyatları buldum. Sisteme onları girip onlardan dil öğrenmesini sağlamaya çalıştım. Çok basit bir şey aslında bu. Mesela ben seninle bu kadar hızlı konuşurken hangi kelimeyi hangi kelimenin ardından kullanacağımı düşünmüyorum, değil mi? Genelde hep cümleleri önceden kurmuş oluyoruz. Kelimeleri kurmayı öğrendikten sonra o kelimeler kendiliğinden arka arkaya geliyor. Birisiyle telefonda konuşurken anlamadığın kelimeler ya sayılar ya özel isimler oluyor. Çünkü tahmin edemiyorsun arkasından ne geleceğini. Akıllı cep telefonlarında mesaj yazarken de bir kelimeden sonra “Şimdi şunu mu yazacaksın” diye soruyor ya, bu da aynı mantıkla işliyor. Bir kelime seçtiği zaman bir sonrakinin ne olacağını tahminen çıkartıyor. Bir yandan da uyak, vezin nedir, onları girdim sisteme. Dolayısıyla onlara uymayı biliyor, kendisi rastgele seçiyor. 12 bin şiir verdim. Şiirleri analiz etti. Çıkan şiirleri robotlardan anlamayan kişilere göstermek benim için çok önemliydi. Daha çok kayınvalideme test ettiriyordum. Başta çok beğenmiyordu Deniz Yılmaz’ın şiirlerini. Sonra “Bu fena değilmiş, bir tane daha ver” demeye başlayınca “Tamam, şiirler o kıvama geldi” dedim. Mükelleştirme ya da teknolojiyi fetiş bir şey gibi kullanma derdim yok. İnsanlar “Sen yazmadın mı yani bu şiiri” diye soruyor. Tamam diyorum işte, bir insan kadar yapabiliyor olması yeterli.

-Kitabın arka kapağında Deniz Yılmaz’a bir sima belirlemişsiniz. O süreci anlatır mısınız?

Yüzünü, Posta gazetesine yazan 40 şairin yüzlerinin ortalaması oluşturuyor. 30 erkek, 10 kadın şairin yüzlerinin karışımı. Üretim sürecinde ben kendimi de olabildiğince bir robot gibi kullanmaya çalıştım. Deniz Yılmaz’ın var olmasına sebep olan bir araç olmalıydım çünkü derdim buydu. Onun benim aracım olması değil, benim onun aracı olmam gerekiyordu.

-Deniz Yılmaz’ın şiir kitabının satış gelirleriyle bir robot hakları vakfı kurmayı planlıyormuşsunuz. Nedir burada amaç?

Beyaz erkeğin kendini dünyanın lideri ilan ettiğinden beri siyahiler, kadınlar, çocuklar, azınlık gruplar, hayvan hakları gibi konularda verilen, hatta veganların verdikleri mücadele aslında bir politik iktidarın yok olması üzerine. Ben bunu soyut bir yerden ele aldığımda problem çok ilginçleşiyor. Çünkü normalde kuramayacağın özgürlük cümlelerini kurman gerekiyor. Mesela şöyle diyorsun: Bir aleti sadece o aletin kendi varlığı için yapabilir misin? Kimsenin oturmayacağı hatta görmeyeceği bir sandalyeyi sadece kendi kendine güzelce var olsun diye üretmek... Bu gibi bir düşünceyi anlamaya çalışıyorum. İdealize ettiğimiz “hak kavramı” öyle bir şey çünkü. Hani deniyor ya “Buraya demokrasi getireceğim” diye. İşte aslında “Ben sizin kendiniz gibi olacağınız bir sistem getireceğim” denilmeye çalışılıyor. Bunu robot üzerinden anlamaya çalışmak çok ilginç geliyor bana. O yüzden bu süreçte ben kendimi geri çektim. Kitabın hakları, hiçbir şeyi bana ait değil, geliri de bana gelmiyor.

-Vakfa mı gidiyor?

Geliri Blok Art Space’e gidiyor. Bu gelirle Otonom Robot Sanatçılar Vakfı’nı kurmayı amaçlıyoruz, o vakfa aktarmayı planlıyor. Bu vakfın mantığı şu: Kendi kendine bir şey yapan bir sistem yarattın, bunu vakfa bırakıyorsun, vakıf onların haklarını korumaya çalışıyor. O para benim değil çünkü şiirde ne yazacağıma ben karar vermedim ki, kendi kendine karar veriyor. Kitabın yazarı ben değilim, Deniz Yılmaz. Şiirleri derleyen de ben değilim, Ebru Yetişkin.

 

‘Yapay zekâlara ne öğrettiğimiz önemli’

Ebru Yetişkin (Yeni medya kuramcısı, akademisyen):

 Şiirleri okurken şunu fark ettim: Önce Deniz Yılmaz’ı kavramaya çalışıyordum. Ama sonra anladım ki onu değil, aslında onun şiir yazmayı öğrendiği ‘yurdumun şairi’ni anlamaya, kavramaya çalışıyorum. Yapay zekâlar bugün daha ziyade büyük şirketler ve hükümetler tarafından savaş, ticaret gibi amaçlarla kullanıldığı için yapay zekâlara bizim ne öğrettiğimiz çok önemli. Onlara şiir yazmayı, sanattan, barıştan bahsetmeyi, dostluğu çoğaltmayı öğrettiğimiz zaman onlar da yarın bizim hayatlarımıza bunları daha fazla verebilmenin yollarını hem öğrenecekler hem de sunacaklar. O yüzden politik de bir iş bu.”