Şanlı bir şövalye hikayesi: Yeşil Şövalye

Dev Patel’in canlandırdığı Sir Gawain’in kafasını alevler içinde gördüğümüz görkemli bir açılışla başlayan film, hemen ardından sinematografik olarak bir gövde gösterisine dönüşeceğinin sinyallerini vermeye başlıyor.

15 Ağustos 2021 Pazar, 10:30
Şanlı bir şövalye hikayesi: Yeşil Şövalye
Abone Ol google-news

Kelt mitolojisinin efsanevi Camelot kralı, Kral Arthur mitosunun bir parçası olan Yeşil Şövalye (The Green Knight), geleneksel şövalye hikayelerine meydan okuyan bir yorumla David Lowery filmografisine ekleniyor. Bir Hayalet Hikayesi (A Ghost Story 2017) ile rüştünü ispat eden yönetmen, bu etkileyici kahramanlık masalıyla sinema tarihine yeni bir klasik armağan ediyor. 

Sinema tarihi, orta çağ şövalyelerinin epik hikayeleriyle dolu ancak pek azı, David Lowery’nin hünerli elleriyle yaptığı gibi edebi metnin ruhunu, böylesi sanatsal bir hassasiyetle yakalayabilecek kadar yetkin… 14. yüzyıl Kelt mitolojisinin etkileyici romanslarından biri olan Sir Gawain ve Yeşil Şövalye öyküsünü sinemaya uyarlayan Lowery, kahramanlık, cesaret, onur gibi katmanlardan oluşan bu orta çağ fantezisini şiirsel bir biçemle sunuyor. Dev Patel’in canlandırdığı Sir Gawain’in kafasını alevler içinde gördüğümüz görkemli bir açılışla başlayan film, hemen ardından sinematografik olarak bir gövde gösterisine dönüşeceğinin sinyallerini vermeye başlıyor. Filmin geneline sirayet edecek kasvetli ve sisli bir atmosferde, Kral Arthur’un Noel gecesinde Yuvarlak Masa Şövalyeleri’yle yaptığı kutlamaya tanıklık ettiğimiz film, Sir Gawain’in bir Noel oyunu vasıtasıyla Yeşil Şövalye’yle düelloya girmesi ve böylelikle bir yıl sonraki rövanş için yolculuğa çıkması üzerinden şekilleniyor. Yeşil Şövalye’nin bulunduğu Yeşil Şapel’e doğru, daha ziyade içsel bir yolculuğa çıkan Sir Gawain, David Lowery’nin metne sadık kalmak konusundaki zayıf isteği sebebiyle eklemlenen yeni maceralarla bir parça uzayabiliyor. Ancak süre, Yeşil Şövalye’yi izleyenler için oldukça önemsiz, çünkü tasvir ettiği dünya ve şiirsel üslubuyla seyircisinden çok şey bekleyen bu filmin içinde zaman algısı yok olup gidiyor. 

Lowery, yolculuğu boyunca hırsızlarla, hayaletlerle, devlerle karşılaşan ve her bir zorluğun üstesinden gelirken dönüşen bir gencin, mikro düzeyde ahlaki ilkelerle mücadelesini, makroda ise insanın ‘doğa ve yeşille’ olan ilişkisini katmanlarına yerleştiren bu metni modern bir yorumla uyarlarken, dönemin görsel dokusunun filminin ihtişamına katkı sağlamasına da izin veriyor. Alabildiğine karanlık, sürreel tonun baskın olduğu, yer yer rüya izlenimi uyandıran manzaraların yer aldığı film, Andrew Droz Palermo’nun özenli görsel çalışmasıyla büyülenen bir masal halini alıyor. Yeşil, sarı ve gri tonların ağır bastığı renk paletine, Daniel Hart’ın mitsel dünyadan kopup gelen notalarının eşlik ettiği Yeşil Şövalye, Dev Patel’in kusursuz performansı ve Sean Harris, Alicia Vikander, Joel Edgerton gibi isimlerin varlıklarıyla göz alıcı bir deneyime dönüşüyor. 

Kuşkusuz Sir Gawain’in çıktığı yiğitlik destanının zorlu yanları, Yeşil Şövalye’nin görsel ve işitsel seyri için de belirleyici bir durum. Neticede karşınızda, orta çağ şövalye romansının bir enkarnasyonu var. Ve tam da bu sebeple, sinemada görme fırsatı kaçırılmayacak bir başyapıt sizleri bekliyor.