Şebnem Hassanisoughi: Yaşamımızı erkekler belirleyemez

Gain’in yeni dizisi “Metot”ta rol alan Şebnem Hassanisoughi hiç şüphesiz kuşağının öne çıkan oyuncularından. Rollerini titizlikle seçen oyuncuyla Cumhuriyet Pazar için söyleştik. Hassanisoughi ile beyaz yakalıların acımasız dünyasından, kadın sorunlarından ve pandemi odaklı hayattan konuştuk.

17 Mayıs 2021 Pazartesi, 13:28
Abone Ol google-news

Onu ilk kez Çiğdem Vitrinel’in “Geriye Kalan” adlı filminde izledim. Aldatılan bir kadını oynuyordu, sinemadaki ilk deneyimi olmasına rağmen filmi alıp götürüyordu. Aradan geçen 10 yılda Şebnem Hassanisoughi şöhretin ve paraya endeksli bir kariyerin çekiciliğine kapılmaktansa oyunculuğunu zorlayacak, kendisini sürekli geliştirecek projeleri seçmeyi yeğledi. Bugün baktığımızda aslında ne kadar doğru bir şey yaptığını anlamak zor değil... Hassanisoughi ile Metot vesilesiyle buluştuk aklımızdaki soruları sıraladık.

“Metot” aslında bir tiyatro oyunu. Sizin dışınızda oyunda rol alan diğer üç kişi yıllarca bu oyunu sahnede oynadılar ama siz son birkaç hafta onlara katıldınız yanılmıyorsam...

Metot 9 senedir Semaver Kumpanya’nın repertuvarında. Aslında ben oyuna pandemiden bir süre önce dahil olmuştum. Sanırım 6-7 oyun ancak oynayabildik. Oyuna yeni bir oyuncu dahil olması gerekince bana teklif ettiler. Ben de birlikte oynamayı çok sevdiğim arkadaşlarım iyi bir oyunu bunca sene sonra hâlâ oynamak isterken keyifle kabul ettim. Böyle durumlarda ve bence genel olarak hayatta neye odaklandığın da çok önemli. Kaygı, tedirginlik yaratacak yanları düşünmektense oyuna, oyun oynama hevesine ve tabii olası herhangi bir aksilikte çok güvenli bir alanda olduğumu bilmenin avantajına, ekibime güvendim, tadını çıkardım.

Serkan Keskin’i yönetmen olarak nasıl buldunuz?

Arkadaşımı övme fırsatı! Serkan gerçekten biricik bir oyuncu, birlikte oynamaya da izlemeye de doyum olmaz. Metot özelinde hem sahnede hem de dizide yönetmenim oldu ve ben onun yönetmenliğiyle senelerdir oynadığı bir oyunda karşılaştım. Benden gelen yeni önerilere de çok açıktı ve aynı oyunu benim yorumuma da alan tutarak yeniden görebildi.

GÜVEN SARSICI, KIRICI...

“Metot” beyaz yakalı dediğimiz kesime dair bir hikâye anlatıyor. İşi kapabilmek için nasıl gerekirse birbirlerini çiğnemeye hazır olduklarını izliyoruz. Nasıl yorumluyorsunuz oyundaki bakış açısını?

Düzen çok ürkütücü, şiddetli, vahşi. İnsanların varoluşlarına, duygularına saygı duymuyor, alan bırakmıyor ve düzeni düzen kılan, bir yandan da içinde sömürülen, ezilen insanlar. Sistemin böyle kurulu oluşu çok kurnazca, müthiş bir kısırdöngü. Ama gündelik yaşamlarımız, başka olaylar arasında saklansalar da bunların bazen daha sertleriyle dolu.

Dizide psikolojinin bu denli kapitalist sisteme hizmet eder hale gelişi de eleştiri konusu bir anlamda.

Teknolojinin de bilimin de ilerlemesi, gücü elinde bulundurana bağlı olarak çok aleyhimize olabiliyor. Bu kadar saldırgan ve ölüm kalım hissiyle kendine muhtaç bir sistemin bu muazzam dalı kullanmaması düşünülemezdi. Oyundaki durum benim adıma çok güven sarsıcı, kırıcı ve sinir bozucu.

Babanız İran asıllı, ama siz orada yaşamadınız. Yine de İran kültürüne aşina mısınız, meraklı mısınız ya da?

Tabii ki şarkılarına, yemeklerine, yazarlarına, sinemasına, şiirine ve diline küçüklüğümden beri aşinayım. En sevdiğim romanlardan biri, belki otuz senedir, Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı.

Öte yandan İran’da kadınların önemli bir mücadelesi var. Nasıl bakıyorsunuz bu mücadeleye?

Heyecan ve ilham verici. Söke söke alınacak çok kıymetli bir hak mücadelesi. Sadece İran değil, tüm dünyadaki kadın hareketi için çok önemli.

Kadın mücadelesi demişken İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı size ne hissettirdi?

Öfke. Öfke ve dayanışmadan gelen ferah ve yıkıcı bir güç. Kadınlardan ve LGBTIQ +’dan ödü kopan erkeklerin sözü bizim yaşamımızı belirlemeyecek. Bundan sonra hukuk karşısında daha zorlaşmış olsa da birbirimizi yaşatma çabamız, hayatta kalma isteğimiz, belki daha büyük bir birliktelik ve dayanışmayla sürecek.

Pandemi ile aranız nasıl?

Düşünüp durduğum pek çok soru var. Sisteme, doğaya, hırsa, devletlere, sağlık tüccarlığına, eşitliğe, sınırlara, özgürlüklere vs. dair. O yüzden soruyu sağlıklıyken kendimle kalmak, evimizde olmak diye algılıyorum. Ben bir introvert (içedönük) olduğumu biliyordum ama bu kadar uzun süre kendimle kalma pratiğim olmamıştı. Senelerce bir inzivayı denk getirebilmek için uğraştım ama bir türlü yapamamıştım. Şimdi zorunlu olarak bambaşka türlüsünü yaşıyoruz. Kendi okumalarım dışında senaryolarla, hazırlıklarla, şarkı söyleyip kaydederek vs. geçti günler. Bakalım önümüzdeki süreç nasıl olacak. Bir bilinmeze akıyoruz işte. Sağlığımızın yerinde olmasına çaba sarf ederek, şükrederek.

Hassanisoughi, “Metot”ta erkeklerin acımasız dünyasında ayakta durmaya çalışan beyaz yakalı bir karakteri oynuyor. 

SAVAŞ KADINA KARŞI

Oyundaki tek kadın sizsiniz. Kadınların bu dünyadaki var olma savaşına siz oyuncu olarak nasıl yaklaştınız?

Oynadığım rol kişisi ortamdaki tek kadın ve bunun üzerinden türlü imaya ya da davranışa maruz kalıyor. Bunların etkisini zayıflatmak için de sürekli tetikte, uyanık ve güçlü durmak zorunda. Hayatta da kadınların sıkça başına gelen bir durum. Fakat bu kadının varoluş savaşı değil, varoluş zaten bir oluş, yani dışsal şiddetle alakası yok. Şiddet kadına yönelen şey. Savaş kadına karşı. Tabii ki ben bireysel olarak her tür şiddetin karşısındayım.

NELER İLHAM VERİR?

“En çok doğa, sonra sesler, kitaplar, resimler, eski fotoğraflar, eski filmler. Hep dönüp dönüp dinlediğim müzikler var tabii. Hatta olayım dönüp dönüp dinlemek. Düşünüyorum. Uzun bir süredir Egberto Gismonti, Elis Regina’sız haftam geçmiyor. David Bowie, Kate Tempest, Nick Drake, T.Rex, Thom Yorke bayağı sık uğruyor. Bir de ne şans ki hemen her gün duyduğum Ahmet Kenan Bilgiç, gitarı ve besteleri var. Tekrar tekrar okuduğum romansa pek yok ama kitap çok. Ethica’yı, özellikle ihtiyaç halinde çok döndürürüm. Ursula’nın Tao Te Ching’ini de... Bir dönem en çok Sisifos’tu, anlıyorum ki şu an çok daha iyiyim.”

ROL SEÇİMİ

"Her şeyden önce senaryoyu sevmek, paralel hissedebilmek ve kişisel olarak da savunabilmek. Sonra rolü oynamayı canımın çekmesi, burası tamamen sezgisel. Belki buna denk bir şey de ekip. Bir şey üretirken bir olduğum insanlara profesyonel ve bireysel olarak sıcaklık duymaya ihtiyaç duyuyorum. En kötü şartlarda da nötr olmaya.