Şebnem Sönmez Erdal Tosun için yazdı: Mümkünü yok

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Şebnem Sönmez, 30 Kasım’da bir trafik kazasında hayatını kaybeden meslektaşı ve dostu Erdal Tosun için yazdı.

04 Aralık 2016 Pazar, 16:36
Abone Ol google-news

İkisine de delice taptığım doğrudur.

Erdal’la evlenmeyi, Gürdal’a ömür boyu âşık olmayı istediğimi itiraf ettiğim zamanlar var.

İki hınzır kardeşin birinden birini seçmeniz mümkün değildir.

Birinde zerrelerine kadar sempati, diğerinde üstün bir akıla bulanmak desem; birinde zamanı unutur diğerinde her anı not not hatırlarsınız desem; biri delirtir diğeri ilaçtır desem; hangisini kime dediğimi ben bile ayırt edemem.

Ne gidene gitti diye methiye düzüyorum, ne de hakikatli hissimi paylaşabiliyorum.

Bu rezil ifadesizliğin içinde ne halt edeceğimi bilemiyorum.

Sevmekten korkar oldum en sevdiklerimi kaybedeliberi.

Bilmem ki ölümlerden ölüm mü beğenmiyorum ama olmuyor diyorum işte!

Bazı insanlara bazı şeyler olmamalı; o kadar!

Gürdal’ın ölümüne hâlâ çok kızgınım, hâlâ hesabım var O’nunla.

Öyle olmayacaktı işte; O öyle ölmeyecekti!

Nasıl’ını biçmek bana düşermiş gibi beğenmiyorum, kabul de etmiyorum o gidişi.

Kabullenemeyişimin üstünden 16 yıl geçti ama bu his...

Neyse!

16 yaşımda hem Erdal hem Gürdal vardı.

İkisi birbirinden apayrı, ikisi de birbirinin tam tamamlayıcısı gibi idi sanki.

Sanki değil; öyle.

Necdet Amca’yı tanımadım hiç ama tanıyor gibiydim hep.

Çünkü bu iki kardeş hayatlarına kimi kattılarsa, kimin hayatına değdilerse herkesi kendilerine hemen ve direkt bağlamışlardır.

Derhal o ailenin bir parçası olmayan henüz olmamıştır.

“Şu yemeği yiyin, sonra kavganıza devam edersiniz çocuğum” diyen bir anne hayal edin bakalım.

Tabii ki o didişme her ne konudaysa yolundan saparak yemeğin nasıl yapıldığıyla, içinde nelerin olduğuyla, yok efendim falanca yerde bunu şöyle yaparlar, filan yerde şunu da katarlar tartışmalarıyla sarılı bir hararete dönüverir, karnınız doyar, neşeniz daim, bir süre sonra da yatağınız hazır olur.

Masal anlatmıyorum, Sevim Tosun’un bütün çocukları böyledir.

Çünkü Sevim Tosun Kybele’dir ve bizler de O’nun yemekler, döşeklerle birarada tuttuğu çocuklarıyız.

Gürdal uzun zaman böbrek yetmezliği sebebiyle diyalize giriyordu ve biz de -bütün kardeşler yani- ne lazımsa yapıyorduk.

Birimiz hastabakıcıyken diğeri masör/masözdü, birimiz kapıcıydı diğerimiz sekreter, biri şoför diğeri muhasebeci, diyetisyen, şaklaban, saki, patron, işçi, hâkim, avukat, öğretmen, gardiyan, dedektif,  serseri...

Of! Neler neler olduk!

Canım Erdal baba oldu, babamızı dinledik, ne diyorsa yaptık. Erdal, Gürdal’ın babası olunca biz de  O’nun çocukları mı olduk; nedir!

Dolma dudaklımız aniden hepimize feyk atarak gittiğinde bu gidişi Erdal’a haber verme görevi bana  düştü.

Tragedyaların habercisi oldum.

Şafağa az bir vakit kala Van Gölü’nün dibinde konaklıyorduk Vizontele zamanı.

Erkan Abi ile Erdal’ın birlikte kaldıkları eve yürüdü tragedya korosu, önde haberci. Girdim içeri, “Abi  kalk!” dedim Erkan Abi’ye, ikisi de uyandı, Erdal bana baktı, ben hiçbir şey söyleyemedim.

Erdal “Ah!” dedi.

Bir daha dedi.

Bir daha ve çok uzun bir “Ah!” dedi.

O hâlâ içimdedir.

Sonra “Biz yandık kızım” dedi.

Erkan Abi kendini mi tuttu, Erdal’ı mı hâlâ bilmiyorum.

Gürdal gidince Sevim Teyze bana şöyle demişti:

“Şebnem, metanetli ol kızım.”

Hemen oldum.

Yalan!

16 yıl sonra...

Ah canım Erdalcığım!

Bugün Sevim Teyze bana şöyle dedi:

Kızım biz şimdi n’apacağız?

“Sevim Teyze; ne varsa beraber yapacağız” dedim.

Tamam kızım dedi; yapalım.

Böyle...

Yani...

Anlatabilmemin mümkünü yok yani.