Sinema entel mi dantel mi olmalı?

Bu bir eleştiri yazısı değil, sinema yazısı da değil, tartışma yazısı; Hurma Zamanı mı, 9 Kere Leyla mı?

15 Aralık 2020 Salı, 06:00
Sinema entel mi dantel mi olmalı?
Abone Ol google-news

Galiba ilk olduğu için daha kolaydı, ikinci kapanma günleri, ilki kadar kolay geçmiyor, hepi topu iki gün ama o iki gün bitmiyor, oku oku bitmiyor, çalış bitmiyor, yemek yap bitmiyor, haberlere bak, spor yap, bitmiyor, film izle, bitmiyor! (Yeri değil ama tam da burada adaletsiz ve haksız yere tutuklu, hükümlü herkese kocaman bir sabır diliyorum, biz iki gün geçiremezken Osman Kavala üç yıl, darbe yaptıkları gerekçesiyle gencecik öğrenciler, erler 4 yıldır, parti başkanı diye Selahattin Demirtaş öyle, dört duvar arasında hapis yatıyor!) Sayfamız kültür sanat, sanattan bahset hadi uzatma! Sinema, evet sinemadan bahset:

İNSAN HAKLARI SEÇKİSİ

İKSV Aralık film seçkileri içinde öyle filmler var ki kendime jilet atacağım, bu kadar eziyeti ne için hak ettik acaba? Azerbaycan yapımı Hurma Vakti’ni izlemek gafletinde bulunuyorum: Nayır, noolamaz. İki saatlik film, karanlık bir atmosfer, köy, kiler, ahır, bahçe atmosferinde geçiyor. İki birbirinden çirkin adam ve yaşlı bir kadından başkası yok, trende filan gidiyorlar. 

Allah’tan çevrimiçi izliyorum, atlayı atlayıveriyorum, iki satır konuşacakları bir bölüm arıyorum. Konuşmuyorlar! Konuştukları zaman saçmalıyorlar! Ben mi yetersizim, ben mi anlamıyorum bu büyük sinema başyapıtını? Görüşlerine herkesten çok güvendiğim Erdoğan Mitrani dostum, hayır diyor, bu işkenceyi başından sonuna biz de çektik, en korkuncu, üniversiteyi 8 yılda bitirmiş yönetmenin felsefi tiradlarıydı!

9 KERE LEYLA

Bir daha film seyretmeyeceğim, sanat adına yaptıklarından o kadar bunalmışım. Televizyonda hiçbir şey yok, akşam geçmek bilmiyor. Kitaplar koltuğun iki yanında yığın, yığın, günlerdir okuyorum, artık canım okumak da istemiyor. Renkli, hafif, keyifli, uçucu, şampanya köpüğü gibi bir film istiyorum, uyumadan önce şöyle rezene çayı niyetine, gevşetecek! 

Ezel Akay’ın pandemi yüzünden vizyona sokmadığı ve sonra Netflix’e verdiği 9 Kere Leyla’yı heyecanla bekliyordum, herkes yerin dibine batırdı, atılmadık çamur kalmadı. Erdoğan Mitrani imdadıma yetişiyor. Oyunculukları öve öve bitiremiyor. Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Elçin Sangu, Fırat Tanış çok sevdiğim beğendiğim sanatçılar. Alican Yücesoy ve diğerleri de iyi bilinir. 

Sanat yönetmeni Naz Erayda müthişmiş. Absürt bir kara komedi, güldüren, feminist bir filmmiş. Daha ne olsun? Senaryo da iyiymiş. Kötü olan ne peki? Haluk Bilginer’e yaptırılan bilgisayar hileli, şarkılı danslı vicdan muhasebesi ilk ikiden sonra kabak tadı veriyormuş. Ambulans çalışanlarının konuşmaları, Mahdum’un insan kaçırma numaraları da üst üste gelince bir süre sonra bayıyormuş. Süre uzunmuş, toparlansa iyi bir film olabilirmiş. Erdemleri hatalarından çokmuş. Bu kadarı yetti, meraklandım, hemen açıp filmi izledim. Mitrani’ye tamamen katılıyorum! Çok kötü değil, gerçekten oyunculuklar çok iyi. Absürtlük düzeyi fazla kaçmış. 

Yeşilçam filmleri onları ciddi ciddi yapıyor ve daha çok güldürüyordu, hele Cüneyt Arkın’ın Türkan Şoray’la bir Arım Balım Peteğim var ki, absürt diye buna derim, iki defa izledim katıla katıla gülerek, daha yeni! Bu filmi izlerken bir iki defa gülümsedim. Komedi düzeyi zayıf. Leyla karakterinin iyilik perisi çizilmesi, psikiyatrist Elçin Sangu’nun şeytanlaştırılması, ıııh, sevmedim. Ama sıkıntıdan da bayılmadım. Eleştirileri fazla acımasız buldum. Bir zahmet sanat filmi diye yutturulanlara da bakar mısınız? Tak kamerayı sırtına, gir köye, iki ineğin başında felsefe yap, yuttur. Yok artık!