Sıradanın sıra dışı hikâyesi

Kazankaya, oyunundaki kişiler için, ‘Onları hiç görmedim, yaşamımın hiçbir anında yer almadılar. Ama sanki onlarla yaşamışım; kahkahalarını, gözyaşlarını paylaşmışım gibi geliyor bana’ diyor. Yalnız o mu, Ahsen’i, Bülent’i, Handan’ı hepimiz bir yerlerden -belki kendimizden- gayet iyi tanıyoruz.

10 Mart 2015 Salı, 09:44
Abone Ol google-news

İstanbul gibi bir metropolde yaşamak, kalabalık içinde yalnızlık anlamına da geliyor. Kim kimi gerçekten tanıdığını söyleyebilir? Yaşamımız iş ve ev arasında, film hızında geçiyor. Herkesin birbirine “yabancı”, “öteki” olduğu bir kalabalık... Nesrin Kazankaya, Tiyatro Pera’da sahnelenen her oyunda, dram sanatının farklı bir alanında dolaşmaya çalışıyor. Bu kez yeni oyunu “Annem, Oğlum ve Ben”de psikolojik dram sınırları içinde dolaşıyor. Sıradan gibi görünen üç kişinin, sıra dışı öyküsünü anlatıyor.

Asperger sendromlu (otizmin bir türü) bir oğulla yaşayan anne-kız. Tek sorun çocuğun hastalığı gibi görünürken, oyunun akışı içinde geçmişin gizli koridorlarından, üstü örtülmüş travmalar çıkıyor ortaya.

Oyun yazmanın kendiliğinden gelen bir dürtü olduğunu belirten Kazankaya, seyirciyi düşünerek bir yol çizdiğini söylüyor: “Yazdığım oyunlar, insana dair bireysel ve toplumsal dertlerin peşine takıldığım ve anlatmak, paylaşmak istediğim öyküler oluyor. Seçtiğim ya da yazdığım tüm oyunlarda, beklenmedik dönüşümler içeren öyküler ve figürler ilgimi çekiyor. Kendi yaşamımdan, benim farkında olmadığım izler vardır belki. Her türlü birikim yazmanın ana malzemesi. Ama birebir aktarım hiç olmadı.

Yazdığım figürleri yüreğimin derinliklerinde tanıyorum. Örneğin ‘Annem, Oğlum ve Ben’ oyununun figürleri Ahsen’i, Bülent’i Handan’ı tanıyorum. Onları hiç görmedim, yaşamımın hiçbir anında yer almadılar. Ama sanki onlarla yaşamışım; kahkahalarını, gözyaşlarını paylaşmışım gibi geliyor bana.”

 

‘İnsan aklı bir kara kutu’

Oyunun yaşam coşkusuyla dolu Ahsen karekterini, konuk oyuncu Serpil Tamur canlandırıyor. Asperger’li oğul “Bülent” figüründe Emre Çakman rol alıyor. Çakman, psikologlar, kitaplar, filmler arasında yoğun bir çalışma süreci yaşamış. Kazankaya’nın oynadığı “Handan” figürü için “kayıp yaşamlar” olgusu üzerine yoğunlaşmış usta oyuncu.

Kazankaya, “psikolojik dram sınırları içinde yaratım için çırpındığımız bu süreç, biz oyuncuları da, en derinde yatan, bazen kendimizden bile sakladığımız duygularımızla yüzleştirdi. İnsan aklı gizemli bir kara kutu” diyor.

 

Sorular ve yanıtları

Birbirlerine sığındıklarını fark etmeden, en yakınındaki kişiyi incitmeyi bilinç altı bir görev gibi üstlenen anne-kızın yaşamı, hangimize yabancı? Filmlerde izlerken, romanlarda okurken, ayrıcalıklı zekâlarını, dünyayı farklı okumalarını hayranlıkla karşıladığımız otistik/Aspergerli figürlerle günün 24 saatini paylaşmak da o kadar keyifli olur muydu?

Gelecek korkusuyla, içinde yaşanan “an”ı kaçırıp, yaşamı doldurulması gereken bir süreç gibi görmek, sadece başkalarında gördüğümüz bir kusur mu? Bize teğet mi geçiyor?

Sevdiklerimiz için yaptığımız fedakârlıkların hesabını onlara kesmeye kalktığımızda, yapılan işin adı hâlâ fedakârlık olabilir mi?

Tüm bu soruların ve cevapların yer aldığı oyun görülmeye değer. Çünkü, bence Ahsen’i, Bülent’i, Handan’ı hepimiz bir yerlerden -belki kendimizden gayet iyi tanıyoruz. (“Annem, Oğlum ve Ben” 13 Mart’ta Tiyatro Pera’da saat 20.00’de, 14 Mart’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde saat 20.30’da, 15 Mart Pazar günü ise Tiyaro Pera’da saat 18.30’da sahnelenecek.)