Sokak hayvanları için neler yapılabilir?

4 Nisan, "Dünya Sokak Hayvanlarını Koruma Günü"ydü. Deniz Yavaşoğulları, sokak hayvanları için yapabileceklerinizi Cumhuriyet Pazar'a yazdı.

14 Nisan 2021 Çarşamba, 13:15
Abone Ol google-news

Sokaklarında bolca kedi ve köpek barındıran ülkelerden birinde yaşıyoruz. Onlar pek çoğumuz için bir renk, bir neşe kaynağı. Kimileri, başını okşayıp yanından ayrıldığı kedilerin, köpeklerin, aslında nasıl bir yaşam mücadelesi içinde olduğunu pek düşünmez. Belki o an o hayvanın fiziki bir ihtiyacını karşılayabilecekken, aklına gelmediği için yapmaz. İşte bugün, tam da bunun için var. Bu hayvanların, aslında yaşamlarını oldukça zor koşullar altında geçirdiklerini anlatmak, korunma, barınma ve beslenme gibi ihtiyaçlarına dikkat çekmek ve bu konularda farkındalık yaratmak amacıyla var.

Türkiye, sokak hayvanı bol bir ülke. Dışarıdan bakıldığında, bu hayvanlara iyi bakan bir ülke olarak görülüyor ve takdir topluyoruz. Örneğin, “Stray” adlı belgeseli ile Kartal, Nazar ve Zeytin adlı üç sokak köpeğinin hayatından kesitleri beyazperdeye aktaran Hong Konglu yönetmen Elizabeth Lo için Türkiye böyle bir ülke. Lo, “İstanbul’a gelene kadar, sokak hayvanlarıyla dolu olan şehirlerin, bu hayvanlara bakmadığını düşünürdüm. Durumun, bunun tam tersi olduğunu anladım” diyor. İnsanların köpeklerle arkadaşlıklarını ve buraya özgü bu ilişki konseptini tüm dünyaya göstermek istemiş.

‘HAYIRSIZ ADA’YI UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?

Peki, gerçekten böyle mi? Bu sorunun cevabı, hem evet hem de hayır. Sicilimiz de pek temiz sayılmaz. Osmanlı kartpostallarında dahi yer alan, sokak sakinleri olarak görülen, sevilen, beslenen sokak köpeklerinin yaşadığı en büyük soykırım ne yazık ki Batılılaşma akımları ile oldu. Murat Bardakçı’ya göre özellikle İstanbul, Bizans’tan beri sokak hayvanlarının bolca olduğu bir şehirdi. Bu şehirdeki hayvan popülasyonu en çok da 1900 başlarında göze batmaya başladı. Bazı kanaat önderleri! “Avrupa’nın medeni şehirlerinde sahipsiz köpek yok. Bizde de öyle olmalı” düşüncesini savundu. Bu kişiler 1910’da 80 bin köpeğin katledilmesi ile zafere ulaştı. Köpekler, “Hayırsız ada” olarak bilinen Sivriada’ya ölüme gönderildi. Halk buna tepki gösterip, teknelerle her gün beslemeye gitse de yetişemedi. İşin ilginci, o dönemler halkın köpek sevgisi, “gerici”likle itham edildi. Şimdi ise tarih çelişkili bir şekilde tekerrür ediyor. Sesleri son zamanlarda yükselen bir grup köpek düşmanı, yine medeni ülke argümanını kullansa da köpek nefretlerini dile getirirken mesela İstanbul Sözleşmesi’ne de nefret kusuyor. Diğer yandan popülasyon yoğunluğundan bu hayvanlara bakanlar da memnun değil. Tabii onlar bu problemin, kısırlaştırma ile çözülmesini istiyor.

MAMA YOLLAYABİLİRSİNİZ

Kısırlaştırma görevi, 19 yıldır belediyelerde, yine 5199 sayılı kanunda, kısırlaşan hayvanın yerine bırakılması gerektiği ibaresi yer alıyor. Ancak çoğu belediye asır önceki sürgün geleneğini devam ettirip, hayvanları hiçliğin ortasındaki çöplüklere veya ormanlara atıyor. Oralarda beşi ölüyorsa, sadece bir köpek on tane doğuruyor ve bu döngü eziyet ve sefalet eşliğinde devam ediyor. 

Hayvan Hakları Yasası için en çok talep edilen maddelerden biri de tam da bu sebeple belediyelerin ceza kapsamına alınması. Çünkü görünmeyen tarafta, sokak hayvanları ülkenin her noktasında açlık ve susuzlukla cebelleştikleri sürgünlerle karşı karşıya. Eskiden sadece köpeklerdi, şimdi ormanlarda cöplüklerde, oralara toplu halde getirilmiş kedilere dahi rastlanıyor. Birileri de bu durumdaki sokak hayvanlarını, kısırlaştırmak ve doyurabilmek adına var gücüyle uğraşıyor. Gölpazarı’nda, belediye asla kısırlaştırma yapmadığı için sayısı her geçen gün artan köpeklere artık yetişemeyen gönüllü, Ayşe Köse şu an açlık grevinde. Türkiye’nin dört bir yanında onlar için uğraşan gönüllülere destek, bugün iç rahatlatan bir eylem olabilir. Onlara, patifood, canlaramama, ormanamama gibi sitelerden, Türkiye’nin her ucuna, derneklere veya bireysel gönüllülere kargo ücreti vermeden mama yollayabilirsiniz.