'Somut delil' şartı Meclis'tan geçti: Tartışmalı 13. maddeye hukukçular ne diyor?

AKP'nin Meclis’e sunduğu 4. Yargı Paketi'nde yer alan ve cinsel istismar suçlarında tutuklama için 'somut delil' şartını öngören 13. madde TBMM'den geçti. Karar, kamuoyunda büyük tepki çekti. Peki tartışmalı madde için hukukçular ne diyor?

09 Temmuz 2021 Cuma, 17:29
'Somut delil' şartı Meclis'tan geçti: Tartışmalı 13. maddeye hukukçular ne diyor?
Abone Ol google-news

Kamuoyunda 4. Yargı Paketi olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.

Türkiye'nin AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla 1 Temmuz'da İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik tepkiler sürerken; cinsel istismar, kasten öldürme, işkence gibi katalog suçlar için 'somut delil' aranması şartını getiren 13. maddenin de Meclis'ten geçmesi, sosyal medyada büyük tepki çekti. Kararın ardından '#SapıkMadde13' etiketi Twitter'da gündem oldu.

13. maddeye göre katalog suçlarda bir kişinin tutuklanabilmesi, kuvvetli suç şüphesinin somut delillere dayanmasına bağlı hale getirilecek. Peki tartışmalı madde için hukukçular ne diyor? Avukat Yelda Koçak ve Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Ceren Kalay, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

Tepkilerin odağındaki 13. maddenin içeriğini değerlendiren Avukat Yelda Koçak, "13. madde ile Ceza Muhakameleri Kanunu'nda 'katalog suç' olarak sayılan suçlarda tutuklama için 'kuvvetli şüphe' sebeplerinin varlığının yanına 'somut delil' aranması zorunluluğunu da eklediler. Önce burada katalog suçların neler olduğuna bakmamız sonrasında da çocuk istismarı başta olmak üzere cinsel suçlar ile bu suçlara aynı kriterleri getirmenin ne kadar doğru olup olmadığına bakmamız lazım. Bu katalog suçlar, insan öldürme, soykırım, insanlığa karşı suçlar, işkence, uyuşturucu ticareti, cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı gibi suçlar... Tutuklama için 'somut delil' kriteri tam da bu noktada sorun teşkil ediyor çünkü cinsel suçlar nitelikleri itibariyle zaten gizli saklı işlenen, geride delil bırakılmayan, mağdurların uzun süre şikayet etmemeleri için uğraşılan, kimi olaylarda olayın üstünden çok zaman geçtikten sonra şikayet edilen yani kısacası aranılmak istenen o 'somut delil'in her zaman kolay bulunamadığı suçlar" dedi.

"BU 'ARKANIZDAYIZ' DEMEK"

"Çocuk istismarının her geçen gün arttığı ve faillerin serbest bırakıldığı bir ülkede bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de kalkıp tutuklama için 'somut delil' şartı gibi bir düzenleme ile tutuksuz yargılamanın altını kalın kalın çizerseniz insanlar da doğal olarak isyan eder" diyen Koçak, "Çocuk istismarcılarının serbest bırakıldığı için kamuoyunu sarsan Elmalı davasının üzerinden 1 hafta dahi geçmeden Meclis'ten böyle bir düzenleme geçmesi korkunç. Bu maddenin kabulü istismarcıları serbest bırakan yargı uygulayıcılarına 'Arkanızdayız, aynen böyle devam' demekten başka bir şey değil" diye konuştu.

'SOMUT DELİL' NE DEMEK?

Maddede yer alan 'somut delil' neleri kapsadığına değinen Koçak, "Herkes somut delil somut delil diyor peki bu somut delil ne? Esasında uzman görüşü ile desteklenen ve raporlaştırılan mağdur beyanları da somut delildir. Adli Tıp Raporları, psikolog ya da pedagog raporları cinsel suç mağdurları ile yapılan görüşmeler ışığında hazırlanan bilimsel raporlardır ve somut delillerdir. Bunların dışındaki somut deliller de çok çeşitli olabilir bir sınırlandırma getirmek mümkün değil, değişen koşullar ve her olayın kendi özgünlüğü içerisinde suçun işlendiğini gösteren somut bir çok şey somut delildir, ses video kayıtları, yazılar, imzalar vb. gibi. Bir de ceza yargılamasında delilleri somut olanlar ve olmayanlar diye ayırmak ve deliller arasında kademelendirme yapmak da ceza yargılamasının ruhuna çok da uygun değil. Hayatın olağan akışı, beyanlar, fiilin oluş şekli gibi kriterler var ki özellikle cinsel suçlar için bunların kıymeti var" dedi.

"MEVCUT DURUM BİLE YETERSİZ KALIRKEN, BU MADDE KABUL EDİLEMEZ"

13.maddenin cinsel istismar davalarını nasıl etkileyeceğini anlatan Koçak, "Özellikle cinsel suçlarda yargılamanın tutuksuz yapılması ve istismarcıların serbest bırakılması zaten büyük sorun ve bu mağdurlar üzerinde yargılama sürecinde çok olumsuz sonuçlara neden oluyor. Neredeyse her hafta büyük bir cinsel istismar davasında sanığın serbest bırakılması ve mağdurun isyanıyla karşılaşıyoruz, mevcut 'kuvvetli suç şüphesi' kriteri bile bu suçlar açısından yetersiz kalırken bir de 'somut delil' kriterinin cinsel suçlar istisna tutulmaksızın getirilmesi kabul edilemez" dedi.

"MADDENİN KABULÜ TEHLİKELİ"

"Hakaretten, daha basit ceza gerektiren suçlardan ya da 2911 sayılı gösteri ve yürüyüşleri düzenleyen kanuna muhalefetten bile insan tutuklandığı günümüzde istismarcıların serbest bırakılmasına tanık oluyoruz. Somut delil kriterinin getirilmesini bu nedenle son derece tehlikeli buluyorum" diyen Koçak, sözlerine şöyle devam etti:

"DERHAL GERİ ADIM ATILMALI"

"Mağdur beyanı, somut delildir bunu kabul ediyoruz ancak bu sanıkların tutuklanması için yeterli görülmüyor ve serbest bırakılıyorken şimdi bu beyanlar ile başlatılan soruşturmaların bile takipsizlikle sonuçlandırılması tehlikesi ile yüz yüzeyiz. Bu adımdan derhal geri adım atılmalı. Mevcut durumda özellikle Yargıtay'ın içtihatları göz önünde bulundurulduğu önemli kriterler var, bunlar hayatın olağan akışı, mağdurun baştan itibaren tutarlı beyanları, sanıkla arasında hiç bir husumet olmayan mağdur beyanları gibi gerekçeler mağdur beyanlarını kabul etmektedir ve bu yönde mağdur lehine kanaat oluşturulmaktadır. Bu görüşten uzaklaşılmaması ve mağdur beyanının esas alınan somut delil olarak kabulüne devam edilmelidir. Yargıtay'ın hali hazırdaki uygulaması dahi çok yetersiz kalırken bunu daha da daraltan bir uygulamayı dün Meclisten geçirdiler."

"DÜZENLEME, TAM DA 'SOMUT DELİL' TARTIŞMASINA SEVİNENLER İÇİN YAPILDI"

Son olarak çocuğa yönelik cinsel istismar suçundan ceza alan bir tarikat şeyhinin bağlı bulunduğu tarikatın 13. maddenin kabulünü 'müjdeleyerek' paylaştığı iddia edildi.

Bunun üzerine söz konusu maddenin ne için ve kimler için hazırlandığına da değinen Koçak şöyle konuştu:

"Son zamanlarda bu tür örneklere çok sık rastlıyoruz değil mi? İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararını da kadına şiddet failleri tarafından alkışlanmıştı ve bir bayram havasına bürünmüşlerdi. Bu somut delil tartışmasında da kimlerin sevindiğine bakarak, düzenlemenin kimler için yapıldığını görebiliriz. Üstelik çocuk istismarcılarının affı gibi bitmeyen bir gündemimiz var. AKP neredeyse her yıl çocuk istismarcılarına af getirmek için bir hamle yapıyor. 2016 yılından bu yana Meclis koridorlarında sürekli bir kulis ve destekçi toplayarak uygun buldukları ilk fırsatta Meclis gündemine çocuk istismarcılarına af tasarısı getiriliyor. Her seferinde geri adım atmak zorunda kaldılar ancak bu sefer de başka formüllerle yine ortaya çıkıyorlar. Ben bu düzenlemeyi ilk duyduğumda aklıma Musa Orhan'ı neden serbest bıraktıklarına yasal kılıf hazırlamışlar diye düşündüm. Sadece Musa Orhan da değil serbest bıraktıkları birçok istismarcı, cinsel suç failleri için belki de tarikat şeyhleri için getirdiler bu uygulamayı."

BU SUÇLAR ZATEN İZOLE BİR ORTAMDA İŞLENİYOR”

Normal şartlarda; cinsel saldırı ve cinsel istismar fiilleri, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen saldırılar dışındaki bütün suçlardaki keyfi tutuklamanın önlenmesi için bunun doğru bir düzenleme olduğunu belirten ve 13. maddeye dair şahsi görüşlerini paylaşan Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Ceren Kalay, "Ancak yoğunlukla kadın ve çocukların mağdur olduğu cinsel dokunulmazlığa karşı olan suçlarda, suçun işleniş şekli nedeniyle bu düzenlemeyi doğru bulmuyorum. Çünkü bu suçlar izole bir ortamda, şüpheli ve mağdurun başbaşa olduğu bir ortamda, mağdur korkutularak, tehdit edilerek ve iradesi sakatlanarak işleniyor. Dolayısıyla tanık, kayıt, somut bir delil çoğu zaman bulunamaz. Hatta şiddetin oranına veya geç şikayete bağlı olarak, fiziksel bir bulgu olmama ihtimali de çok kuvvetli. Çoğu vakada mağdurlar, özellikle korkutulan çocuklar çok uzun bir süre sonra ancak şikayette bulunabiliyorlar. Mağdur kadınlar da toplumda maruz kalacağı tavır sebebiyle uzunca bir müddet şikayette bulunmaktan geri duruyorlar. Dolayısıyla birçok olası biyolojik kalıntılar da kısa süre içerisinde yok olduğu için, fiziksel bir delil elde etmek çok güç" dedi.

'İSTİSMAR SUÇLARININ NEREDEYSE TAMAMI CEZASIZ KALABİLİR'

Dosyaların ispatıyla ilgili zaten sıkıntı yaşandığını söyleyen Kalay, "Eğer diğer suçlardaki ceza yargılaması ilkeleriyle birlikte değerlendirirsek bu suç türlerini, bu durumda neredeyse tamamının cezasız kalması gibi bir sonuç ortaya çıkacak. Bu da bizce kabul edilemez" diye konuştu.

YARGITAY'IN TAVRI CEZASIZLIĞI ARTIRIYOR

"Burada en önemli delil mağdurun beyanıdır" diyen Kalay, "Yargıtay 5 yıl öncesine kadar, yalnızca mağdurun beyanını değil; doktor raporları, psikoljik inceleme evrakları, sanık ve mağdurun çevre, yakınlık ve husumet gibi detaylı bir inceleme yap ve o şekilde öyle karar ver diyordu. Bu karar türünden maalesef dönülmeye başlandı. Yani Yargıtay'ın son dönemde cinsel saldırı dosyalarındaki tavrı somut kanıt aramak şeklinde. Bu da cezasızlığı artıyor" sözlerini kullandı.

'KÜÇÜK YAŞTAKİ ZORLA EVLİLİKLERİ, 'EVLİLİK' ÇATISI ALTINDA CEZASIZ BIRAKMA YAKLAŞIMI VAR'

Bu bağlamda yıllardır kadın hakları alanında çalışanları alanında çalışanlarının haklı bir korkusu olduğunu aktaran Kalay, "Isıtıp ısıtıp önümüze getirilen küçük yaşta zorla evliliklerin, 'evlilik' çatısı altında cezasızlığını sağlamak yönünde bir yaklaşım var. Bu maddenin bunu da destekleyeceği düşünülüyor. Çünkü bu düzenleme nedeniyle sanık çoğu dosyada tutuklanmayacak. Hem mağdurun kendisine hem de yakın çevresine baskı yapabilecek. Ve bu baskı neticesinde, toplumda bazı bölgelerde yaygın olan bu yaklaşımın daha da desteklenebilmesinden endişeliler. Dolayısıyla bu karar, çocuğa yönelik cinsel istismar maddesi olan 103. maddeyi, evlilik ile sanığın ceza almaması gibi bir şart ile desteklemek istemenin ön hazırlığı. Bu yüzden pek çok kadın örgütü, evlilik ile tutuklamanın önüne geçileceğini düşünüyor" dedi.

"Somut delili hakimlerin nasıl algılayacağı da büyük bir belirsizlik" diyen Kalay, "Sıkıntısının en büyük kısmı da bu zaten. Somut delil deyince elle tutulur, gözle görülür bir bulgu arayacaklarını düşünüyorum. O yüzden şahsen bu düzenlemenin karşısındayım. Bu bağlamda tutuklamaların çok nadir olacağını düşünüyorum ve bunun da toplumda büyük bir infiale neden olacağını tahmin etmek güç değil" diye konuştu.

'KOCA KOCA ADAMLARI, KÜÇÜCÜK KIZLARLA EVLENDİRMEYE ÇALIŞAN BİR KİTLE VAR'

Son olarak, bu maddenin ne için kabul edildiğini ve kimleri sevindirdiğine değinen Kalay, "Tarikatların çoğunlukla önümüze cinsel istismarla geldiği gibi bir gerçek var. Kurs adı altında erkek çocuklarına istismarda bulunulması gibi pek çok örnek var, küçük yaşta zorla evliliklerin destekledikleri de biliniyor. Burada şunu belirtmek lazım, küçük yaşta zorla evlilikler dediğimiz durum, kamuoyunda sanki 'küçük çocuklar bir hata yapmış, evlensinler' gibi bir yaklaşım var. Oysa araştırmalar gösteriyor ki, küçük yaşta evlendirilen çocukların çok büyük bir kısmı kız çocğu ve evlendikleri kişiler de, kendilerinden en az 4, en fazla 33 yaş olmak üzere büyük erkekler. Yani koca koca adamları, küçücük kızlarla evlendirmeye çalışan bir kitle var. Ve maalesef bu kitlenin de sevindiğini görüyoruz hep beraber" ifadelerini kullandı.