Spagetti Kız’ın kelimeleri

Sharon M. Draper İçimdeki Müzik (Out of My Mind) adlı romanında, spastik kuadripleji (beyin felci) hastası bir kız çocuğunun zihin, beden ve sosyal çevre zindanlarından çıkışlarını ve çıkamayışlarını, olumluyu ve olumsuzu ayırmadan umutla anlatılıyor.

05 Haziran 2020 Cuma, 16:22
Abone Ol google-news

Afro-Amerikan Draper öğretmenlik deneyimlerini ve gözlemlerini çocuk edebiyatına başarıyla katabilen, ender meseleler seçen ve dil üzerinde titizlikle duran bir yazar. Bol ödüllü ve çok satan olması onun eserlerine mesafe koymamıza ya da onu keşfetmeye geç kalmamıza neden olmuş olabilir, bunu telafi etmenin tam zamanı.

Karışık adlı romanında boşanmış anne babanın çocuğu olmakla ırkçılığı birlikte işleyen Draper, İçimizdeki Müzik’te bizi hep acıtan, kahramanı acındıran “özel çocuk” hikâyelerini başka bir bakışla anlatmayı örnekliyor.

Acımak ve acınmakta bir sorun yok ama okurda doğan duygusal yoğunluk kurulacak bağı teke ve kendimize doğru tek yöne indirebilir; üzülmeyle varılan bir şükredişe. Empati karşımızdakini anlamamız için en iyi ve tek yol değildir. Empati kuramasak da karşımızdakini belli bir mesafeden görebiliriz. Hatta bazen daha açık.

Draper empatiyi kırmayı üstelik birinci tekil şahısla (ben anlatıcıyla) başarıyor. Konuşamayan, yürüyemeyen, tutamayan, kalkamayan, doğrulamayan beyin felçli Melody’nin iç sesini dinlerken (romanı okurken) kendimizi onun yerine koymadan ama sözgelimi üniversiteli, gönüllü yardımcısı Catherine gibi onun yanında olabiliyoruz. Melody’ye dönüşmeden Melody’yi dinliyoruz, zaten onun tek istediği de bu, gözlerine bakılması ve doğrudan onunla iletişim kurulması.

ZİHİN

Okuduğumuz roman aslında on bir yaşındaki, konuşamayan Melody’nin bir okul ödevi için özel bir bilgisayar (Elvira) yardımıyla yazdığı otobiyografisi... Bedenini kullanamazken üstün bir zekâya, fotografik bir hafızaya ve sineztezi (kişinin müziği duyduğunda onu renk ve tat olarak hissetmesi) becerisine sahip Mello Yello (komşuları ve bakım destekçileri hemşire Bayan V.’nin ona taktığı isim) eve kapalı, televizyon karşısındaki tutsak hayatında gördüğü ve işittiği her şeyi depoluyor. Hiçbir şeyi unutmuyor. “Bazen kafamda bir sil tuşu olsun istiyorum.” (sayfa 17). Tam burada yazar, ekranlardan öğrenilen “şeylerin” sahteliğini ve yanlışlığını göstermek için fırsatı kaçırmıyor. Aslında Mello Yello sadece izleyerek milyonlarca şey öğreniyor ama bir gün bir bilgi yarışması için çekime gittiğinde sahne arkasını gördüğü zaman bilgiyi edindiği yerin nasıl bir kurmaca olduğunu fark ediyor. Yazar, bilgiyi edinme biçimimizin, bilginin mekânının önemli olduğuna işaret düşüyor.

BEDEN

Mello Yello kendini sürekli bir şeylere benzetiyor; bazen yemek sandalyesinden kayıp düştüğü için spagetti bazen “diğer normallerle” kaynaştırıldığı sınıfta göl yosunu, bazen bir kaydedici bazense şurada ifade ettiği gibi hissediyor: “Sanki biri bana bir yapboz verdi ve üzerinde büyük resmin olduğu kutu bende değil. Bu yüzden bittiğinde resmin neye benzeyeceğini bilemiyorum.” (sayfa 254).

İstese de yapboz yapamaz, anne ve babasına “sizi seviyorum” diyemez ve o hep istediği “normal” ve “sıradan” kız olamaz. Başparmakları hariç. “Vücudumun geri kalanı, düğmeleri yanlış iliklere geçirilmiş bir ceket gibi. Ama başparmaklarımda en ufak bir kusur yok. Sadece başparmaklarım. Gel de anla!” (sayfa 45).

Yazı tahtasındaki kelimelerle sınırlı, tahtaya sığmayan kelimelerle dolu iç dünyasında müzik onun zindanından tek çıkış merdiveni. İyi ve fedakâr ailesiyle kurabildiği en sıkı bağ, müzik… Bu yüzden müziği beş duyuyla kavrayabiliyor ve dünyasını zenginleştiriyor. Zihninin emdiği sınırlı şeyi yine zihninde dönüştürerek bedenini diri tutabiliyor, hiç hareket etmeden. Kendi kendine bir “içbeden” inşa ediyor. Mello Yello zihnimizin gücünü hepimize hatırlatıyor. Kelimeler kadar şeylerin de, sözgelimi üzerine yuvarlanılacak halı, itilecek bir pelüş oyuncak, bütün nesnelerin merkezinde o var, çünkü izleyen o. Bir perdeyi çekememek, eşyayı oynatamamak, tüm hareketsizliği zihninde bir enerji kaynağı olarak kalıyor. Onun olduğu mekânda, onun atan kalbiyle nesneler de bedenleniyor.

SOSYAL ÇEVRE

Mello Yello’nun eve bağlı hayatı sıradan bir okulun H kategorisindeki özel öğrencilerin eğitildiği sınıfta değişiyor. Draper öğretmene göre değişen eğitim sistemini eleştiriyor bu kısımlarda. İyi öğretmen iyi eğitim demek. Mello Yello sınıfa göre ileri olan zekâsı nedeniyle çokça sıkılıyor çünkü kimse onun ne kadar zeki olduğunu bilmiyor ta ki özel bilgisayarı Elvira gelene dek. Bu sayede daha çok kelimeyle ve sesli olarak iletişim kurmaya başlıyor. Ancak iletişim kurdukça kurdukça yeni yeni sorunlar çıkıyor.

“Diğer normallerle” kaynaştırıldığı sınıfta akran zorbalığı, ayrımcılık, ötekileştirmeye maruz kalıyor. Çok sevdiği Rose ile bir türlü “kanka” olamıyor. Elvira ile bunu aşmaya çalışsa da her yeni gün yepyeni bir sorun çıkabiliyor. Mücadele hiç bitmiyor. Ama yine de buna olumsuz bir hayat ya da olumlu bir hayat demek mümkün değil, Draper buna izin vermiyor. En mutsuz andan gülüşlerle çıkıveriyoruz.

Mello Yello, anne ve babasına bakım desteği veren komşuları, muhteşem Bayan V. sayesinde kendisine acımamayı, bulunduğu durumu suistimal etmemeyi, gereksiz agresifleşmemeyi, hırçınlaşmamayı ve yılmamayı öğreniyor. Okumayı da onunla söküyor ve çocuk kitaplarını çok seviyor, sözgelimi Maurice Sendak’ın Vahşi Şeyler Ülkesinde’sini…

Bir gün Bayan V. soruyor: “Melody seçme şansın olsaydı konuşabilmeyi mi isterdin yoksa yürüyebilmeyi mi?” Mello Yello’nun tercihi belli; “konuşmak”. Çünkü iletişim kurmanın ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu biliyor. Doymak ve uyumak kadar… Elvira’yı kullanmaya başladıktan sonra sınıfta bir gün şöyle diyor: “Umarım karlı bir gün olur ve okullar tatil edilir.” (s. 129). Sınıf arkadaşları da ona katılıyor ve spagetti kız ilk kez tüm sınıf adına, başkaları adına da konuşmuş oluyor.

Beşinci sınıfa geldiğinde artık gönüllü bir eşlikçisi de oluyor, Catherine… Draper kahramanının şanslı olduğunu da sezdiriyor. Ne ki beyin felçlilerin yaşadıkları genel sorunlara eğilmeden, yarattığı belli bir “çevre” ile sınırlı kalıyor romanında. Mello Yello’nun yakın çevresiyle yaşadıkları bize birtakım toplumsal sorunları gösterse de sosyolojik olandan eksik kalıyoruz. Başka Melody’ler neler yaşıyor bilemiyoruz.

Mello Yello’nun Japon balığı Ollie ve köpeği Butterscotch ile ilişkisinin daha derin işlenmesi gerektiği fikrinin yanına, yazarın hayvanat bahçelerine olan sorunsallaştırmayan bakışını da eklemeliyiz. Ollie’nin bir akvaryuma kapalı dünyası ve Mello Yello arasında bir ilişki kurulsa da, hayvanat bahçelerinin kötü koktuğu satır aralarında geçse de tüm bunlar eleştirel olamıyor.

Büyük akvaryum gezisinde Mello Yello çok mutlu olup, Ollie’nin de burada yaşadığını hayal ediyor. Ollie için bir denizi düşlememesini nasıl değerlendirmeliyiz? Ya da Ollie’nin akvaryumdan atladığında kurtulamamasını? Altıncı hissi olan bir insanın hayvanlarla kurabileceği özel bağları ve daha farklı türden ilişkilenme olanaklarını es geçiyor yazar. Mello Yello’nun sosyal hayatındaki evcil hayvanlar, genelgeçer Amerikan ailesi gündelik hayatından çıkamıyor. Ya da belki de Melody bizden daha gerçekçi.

İçimdeki Müzik / Sharon M. Draper / Çeviren: Zeynep Kürük / Editör: Sevinç S. Erzurumlu / Timaş Yayınları / 256 sayfa.