Suna Yıldızoğlu: Beni canlı tutan meraktır

Mustafa Kemal Erdemol

27 Mayıs 2019 Pazartesi, 11:17
Abone Ol google-news

Oldum olası severdim. Dolu dolu oluşu, entelektüel birikimi, kendisine yönelik alaycı yaklaşımları onu daha da sevmeme yol açtı. Çok keyifli biri Suna Yıldızoğlu, peşinen söyleyeyim. Davranışları yapmacık olmayan birine her zaman rastlanmaz böyle. Son zamanlarda sosyal medyadaki paylaşımlarıyla herkesin olduğu gibi benim de dikkatimi çekince konuşmak istedim. Türkiye’yi kendine yurt yapmış, bu ülke insanının da gerçekten benimsediği biri olarak hiç de “yabancı” görmediğim birisi oluşu doğrusu işimi zorlaştırdı. “Neden Türkiye?” gibi bir soru yoktu aklımda tabii. Tam 45 yıldır bu ülkede olan birine bunu sormak herhalde anlamsız olurdu.

O zaman “geldiğiniz dönem ile şimdiki Türkiye arasındaki farklar neler, çok değişmiş mi ülke” diye sorayım dedim. Yanıt pek iç acıtıcı oldu. “Değişimi” kendisi üzerinden tanımlayacağını düşünememiştim doğrusu. “Eskiden bana kızanlar, neden kızdıklarını hiç anlayamasam da, ‘Yeşilçam fahişesi’ derlerdi, şimdilerde ise ‘İngiliz piçi’ ya da ‘sürtüğü’ olarak anılıyorum” oldu yanıtı. O söylerken güldü bir hayli, ama günümüzde artık etnik kimliğimize vurma hastalığının bir de Suna Hanım tarafından anımsatılması sarsıcı oldu benim için.

“Hayatımı yazsam, okuyanlar ‘bu kadın neden kalmış Türkiye’de bunca yıl’ derler dediğinde öyle çok da mutluluk dolu bir hayat yaşamış olmadığını anladım. Ama yine de sevdiği, iyi dostlar edindiği Türkiye’yi sevmiş işte. Bir ara Avustralya’ya gidip orada iş kurduğunda bile ürün satın aldığı ülke yine Türkiye’dir.

Bilginin peşinde koştu

Konu Türkiye ya da Türkiye’de “yabancı olmak”tan uzaklaşsın o zaman. Fransızca, Almanca, İspanyolca bilen, bu dillerde okuyan yazan biri olarak Suna Yıldızoğlu’ndan duyacağım başka şeyler de olmalı. Yaşamda deneyim kazanmanın sürekli eğitimle olduğuna inanan biri çünkü. “Kimden ne alabilirsem onların peşinde ya da yanlarında oldum” demesi öylesine bir laf değil belli ki. Hayatında büyük yer tutan Kayhan Yıldızoğlu’ndan hala sevgiyle söz ediyor oluşunun nedenlerinden biri de bu. Ondan çok şey aldığını söylüyor. Suna Hanım’dan bir hayli büyük olan Kayhan Yıldızoğlu’nun arkadaşları da Kayhan Bey’den büyükmüş genellikle. O arkadaşlardan da çok şey öğrendiğini belirtiyor Suna Yıldızoğlu. “Ben daimi bir öğrenciyim, beni canlı tutan meraktır” diyen birinin bilgi peşinde koşması doğal. En çok yararlandığı isimler arasında ise Ali Şen ile Haldun Dormen’in ayrı bir yeri var tabii. Popüler kültürümüzde hâlâ yerini koruyan ender figürlerden biri Suna Yıldızoğlu. Bildiğimiz anlamda star saymıyor kendini oysa. “Starlık Suna Yıldızoğlu: Hayatımı yazsam, okuyanlar ‘bu kadın bunca yıl neden kalmış burada ’ derler Beni canlı tutan meraktır  diyen birinin bilgi peşinde koşması doğal. En çok yararlandığı isimler arasında ise Ali Şen ile Haldun Dormen’in ayrı bir yeri var tabii. Popüler kültürümüzde hâlâ yerini koruyan ender figürlerden biri Suna Yıldızoğlu. Bildiğimiz anlamda star saymıyor kendini oysa. “Starlık kavramı bana göre değildi ama ikinci planda kalarak da iş yapılmıyor biliyorum. O nedenle iyi olmayı seçtim sadece. Bu nedenle hatırlanması zor biri değilim” diyor bunca zamandır sevilmesinin nedeni olarak.

O prens hiç gelmedi

“Kayahan Bey benim için bir hediyeydi” diyen, 6 erkek 2 kız kardeşin en büyüğü olan bu dinamik güzel kadın duygusal ilişkilerini anlatırken “hayalimdeki erkekleri gerçekte ben yarattım. Malum, prens gelecek, bizi öpecek diye büyütüldük. O prens gelmedi hiç. Karşıma çıkan erkekleri ben düzeltmek zorunda kaldım. Ben koruyucu birini istiyordum oysa erkekler korumaktan sadece sahip olmayı anlıyor” diyerek kadın çabası olmadan bir ilişkinin yürümeyeceği konusunda hayli öğretici bir deneyimi paylaşıyor bizimle. Böyle olmasına rağmen yine de “iş ya da aşkta hep karşımdakilerin istediği insan ya da kadın oldum” diyor. Nedeni basit: “Paylaşmayı severim çünkü”. “Paylaşma ile her şeyi karşısındakine vermenin aynı şey olmadığını biliyorsunuzdur umarım” diye sormadım tabii. Erkeklere ilişkin gözlemleri de ilginç. “Erkekler çok zor durumdalar aslında” deyince sordum haliyle “Neden?” diye. Yanıtı şu oldu “Bir şeyleri anlatmak yiğitliği bozar gibi bir anlayışları var erkeklerin. O nedenle paylaşmıyorlar hiçbir şeylerini. Oysa biz kadınlar kadınlık durumumuzu her fırsatta konuşuruz.” “Ama kadınların durumu hâlâ çok kötü. Siz kendi aranızda konuşuyorsunuz” sadece dedim. “Merak etme kadınların konumu mutlaka değişecek, daha iyi olacak. Erkekler buna şimdiden adapte olsunlar” dedi hemen. Umuyorum tabii.

Türk insanı özgür(!)

“Bunca zamandır Türkiye’desiniz. Nasıl insanlarız biz” soruma yanıtı “Türkler çok özgür” olunca az daha “ne özgürlüğü” diye çıkışacaktım, eğer “ama kural tanımazlıkta özgürsünüz” demeseydi. Türk insanının iç disiplini yok Suna Yıldızoğlu’na göre. Karşılaşırsanız bir gün tartışırsınız kendisiyle bunu itirazınız varsa. Ama verdiği örnekleri burada anlatmayayım ben. “Kelimeler benim için çok önemli” diyor, “kelimeleri hissetmek isterim, doğru kelimelerin kullanılması benim için önemli.” Ardından bir örnek veriyor: “Dans ettiğim bir video koydum Twitter’a. Biri altına ‘azgın karı’ yazmış. Oysa azgın değil, ‘coşkulu’ olmalıydı o sözcük, çünkü ben coşkuluyum.” Konu politikaya gelince de düşündüklerini söylemekten çekinmiyor. Örneğin “liderlik bambaşka bir şey. Bir partinin lideri olabilirsiniz ama bu sizi ülkenin lideri yapmaz. Ama Atatürk liderdi, öyle olmayı istemediği halde halkının lider görmek istediği ve yaptığı biriydi” diyor. Buraya sığması zor neler konuştuk aslında. Konu da muhabbet de tükenmiyor Suna Hanım’da. Kızı Yasemin Allen da sanat dünyasında. Avrupa televizyonlarında dizilerde oynuyor. Oğlu Kaan da ses ve müzik tasarımı konusunda eğitim almış. Yani “armut uzağa” düşmemiş. Örgü ören, resim yapan, kısa öyküler yazan, spor yapmaktan asla vazgeçmeyen Suna Yıldızoğlu “gençlerden çok şey öğreniyorum, hele günümüz dünyasını” diyor.

Tiyatroda izleyebileceksiniz

Sevenleri, hayranları onu çok yakında, ekim ayında, sinemada izleyici rekorları kıran, Simon Beaufoy’un yazdığı Full Monty’nin tiyatro uyarlaması “Çıplak Vatandaşlar”da izleyebilecek. Çevirisini Şükran Yücel’in yaptığı oyunu Laçin Ceylan yönetiyor. Kareografisi de Erdal Uğurlu’ya ait oyunun kadrosu da sıkı tabii: Cansel Elçin, Levent Ülgen, Erdal Uğurlu, Suna Yıldızoğlu, Alican Altun. Yeni polemik meydanı Twitter’da Suna Yıldızoğlu’na sataşmalar başlamış durumda, belirteyim. Bakın bir takipçisi üstelik adını Yıldız diye bilen bir takipçisi ne yazmış: “Yıldız sevildiğini bil, siyasete girme gireceksen de git bir yerlerden aday ol. Kızdırma seni sevenleri, emin ol seni bir yerlere getiren bu millet çukura gömmesini de bilir. Hadi şimdi antropoza girmemiş birini bul kendine, gerçi İstanbul da zor ama şansını dene :)” Suna Yıldızoğlu’nun yanıtı şu olmuş sadece: “Tehdit mi? Anlamadım. İstanbullu erkeklerin günahı ne? Onu da anlamadım. Yıldız kim?” Daha çok “kim, ne, nasıl?” diye soracaksınız Suna Hanım öyle görünüyor. Kırk beş yıl şaşırmadıysanız, artık alışmaya başlayabilirsiniz. (Cumhuriyet Pazar)