Tam da Mulder ve Scully’lik bir vaka

Efsane dizi X-Files külte dönüşen ajan karakterleri Mulder ve Scully’lik vakaların ardı arkasının kesilmediği bir dönemde ekranlara geri dönüyor. Hazır mısınız?

14 Nisan 2015 Salı, 00:08
Abone Ol google-news

Çekoslovakya’nın Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ayrılmasının, Bill Clinton’ın başkan seçilmesinin, Turgut Özal’ın ölümünün ve pozitivist ajan Scully’nin doğaüstü olaylara meraklı tuhaf ajan Mulder’a göz kulak olması için FBI merkezine çağrılmasının ardından tam 22 sene geçti. Şimdi, yeni milenyuma dair umutların çoktan yerle bir olduğu bir dönemde kuşkucu ajanlarımız Mulder ve Scully’nin geri dönüş zamanı. Dizinin yaratıcısı Chris Carter’ın da dediği gibi 2002’de son X-Files bölümünün yayımlanmasının ardından geçen sürede dünya çok daha tuhaf bir noktaya ulaştı, tam da Mulder ve Scully’lik vaka diyeceğimiz olaylar silsilesi birbirini takip etti. Ve dünya elitlerinin, komplo teorisyenlerinin ekmeğine yağ sürmek için birbiriyle yarıştığı, çevre felaketlerinin doğrudan sonuçlarını artık birebir yaşadığımız bir çağda neyse ki Mulder ve Scully’siz kalmadık. David Duchovny’nin canlandırdığı tuhaf, gizemli FBI ajanı Fox Mulder’ın ve onun paranormal hezeyanlarına hep kuşkuyla bakan Scully’nin (Gillian Anderson) ilk kez sahneye çıktığı 90’lar başı bugünden çok farklı bir atmosfere sahipti kuşkusuz.

ARIZA VE KÜLT KARAKTERLER

Neydi X-Files’ı farklı kılan? Bir, karakterleri. Aslında Mavi Ay, Dempsey ile Makepeace, Remington Steele gibi uyumsuz ikili formülüne yaslanan X-Files, bu uyumsuzluğu bambaşka bir eksene kaydırdı. Mulder da, Scully de televizyonda görmeye alışkın olduğumuzdan çok daha fazla “arızaya” sahip karakterlerdi. Birisinin akılcılığına karşın diğerinin kuşkuculuğu her bölümde daha da derinleştirilerek incelendi, televizyonun kaderinin karton karakterler olmadığı iyice belli oldu. İki, olay örgüsü… Dünya dışı varlıklar, komplo teorileri, gizli örgütler, çılgın bilim insanları… Hiçbiri televizyonun yabancısı olduğu unsurlar değil. Ancak ‘X-Files’ın bu hikayeleri anlatışında farklı bir yön vardı. Dizi ekibi olayları kati bir şekilde çözümleyerek izleyicisini de rahatlatmak yerine, her zaman tekinsiz bir atmosferi birincil plana koydu. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi X-Files’ın eksantrikliğe açtığı kapı… Cher hayranı canavarlar, özel menülerine riayet edilmediği için ortalığı kasıp kavuran figüran zombiler vs...

ACAYİPLİĞE ÖVGÜ

X-Files’ın acayipliğe yaptığı bu övgü olmasa, Six Feet Under’ın karamsar ailesine, Nip/Tuck’ın ahlaksız estetik cerrahlarına, Buffy the Vampire Slayer’ın muzip vampirlerine yine de ulaşır mıydık, bilinmez. Bir röportajında kendisini komplo teorisi açlığı hiç bitmeyen bir Watergate çocuğu olarak tanımlayan Chris Carter’a göre efsane dizinin 90’larda ortaya çıkması hiç de tesadüfi değil. Zira artık her şeyden kuşku duyulabileceğinin muştulandığı, 80’lerin Soğuk Savaş belasının sona erdiği ve yeni bir dünya umudunun hâlâ taze olduğu o yıllarda hükümetlerden ve onların sunduğu büyük anlatılardan şüphelenmenin tadına, eğlencesine doyum olmuyordu. Ne zaman ki 11 Eylül 2001 geldi X-Files’tan aşina olduğumuz kuşku yerini, şüphenin günahla eş sayıldığı bir güvenlik krizine bıraktı. Şimdi yıllardan sonra, artık kuşkunun hiç de eskisi kadar eğlenceli olmadığı bir çağda Mulder ve Scully’i yeniden çağırıyoruz. Tıpkı Carter’ın dediği gibi “Mulder ve Scully’lik vakaların” ardı arkasının kesilmediği bir dönemde ajanlarımızın başının dönmemesini umut ediyor ve ne olursa olsun televizyonda açtıkları gedik için kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. X-Files sonrası Mulder ve Scully Televizyon lanetinden etkilenmeyen istisnai yıldızlar arasına Scully rolündeki Gilllian Anderson’ı ve Mulder’ David Duchovny’yi ayrı bir yere koymak lazım. Zira ikisi de CV’lerine X-Files haricinde büyük projeler ekleyebilen nadir televizyon yıldızlarından. Chris Carter’ın bir kitap kurdu olarak tanımladığı Duchovny, dizi sonrası Californication’la bir başka TV kültüne imza atarken rol arkadaşı Gillian Anderson da efsane yönetmen Terrence Stamp’in Keyif Evi’nde tek atımlık bir yıldız olmadığını kanıtladı. Şimdi bu iki yıldız da altı bölümlük yeni seride olgun ajanlar olarak yerini alacak.

X FILES HAKKINDA BEŞ ÇARPICI GERÇEK

Senarist Chris Carter seriyi yazmaya 3 milyon Amerikalının uzaylılar tarafından kaçırılmış olabileceğine dair bir rapor okuduktan sonra karar verdi.

Fox yöneticilerinin bundan 22 yıl önce aklında 24 yaşındaki Gillian Anderson’dan ziyade “daha uzun, daha sarışın ve daha büyük memeli” bir aday vardı.

Prodüksiyonun ilk aşamalarında Chris Carter pilot bölümler için çekimleri Los Angeles’ta gerçekleştirmeyi planlıyordu. Fakat sonraki bölümler için daha ormanlık olan Kanada Vancouver seçildi.

Dizinin dillere pelesenk olan ana tema müziği için The Smiths’in 1985 yılında çıkardığı Meat Is Murder albümünde yer alan How Soon Is Now şarkısından esinlenildi.

Dizinin iki yıldızı, David Duchovny ve Gillian Anderson’un yönettiği bölümler de oldu. Ayrıca Duchovny sekiz bölüm için senaryo veya hikayeyi de bizzat yazdı.