Toplum herkesi mutlu etmeli mi?

Karakuş, Devir Saati’nde okuru buluşturduğu kurgusal toplumu en küçük hücresine kadar anlatmıyor. Bu toplum bir ana fikir için kurgulanmış: Toplum var olan mı yoksa oluşan bir şey mi? İnsan varlık mıdır yoksa oluş mu? Tasvirlere fazla ağırlık vermeyerek serbest bir canlandırma olanağı sunan yazar, yaratıcı okuma kavramını bir eyleme dönüştürüyor.

16 Mart 2021 Salı, 00:01
Abone Ol google-news

Gültekin Karakuş, Devir Saati’nde okuru edebi olanın dışında bir kurgusal boyuta akıcı, yalın ve sürükleyici bir biçemde taşıyor. Roman; kader, eşitlik, adalet, toplumsal evrim gibi dikkat çekici kavramlara odaklanıyor. Bu kavramları “ütopik” bir dünyada derinlemesine felsefi bir yaklaşımla ama gündelik yaşamın içinde, sıradan kahramanları bir çöpçü ve bir evsiz yoluyla ele alıyor.

Karşımızda ilginç bir toplum var: Birileri çöp topluyor, lağım temizliyor, tuvalet temizliyor diğerleri ise temiz çarşaflarına sarınıp huzur içinde uyuyabiliyor ama dönüşümlü olarak. Dörder yıllık arayla iyi, kötü, vasat, sanat devirleri yaşıyor insanlar ancak bu sayede eşitlik ve adaletin sağlanacağı kabul edilmiş. Saygınlık, başarı, zenginlik insanlara eşit bir şekilde paylaştırılmış. Yanı sıra hor görülme, aşağılanma, başarısızlık da aynı şekilde eşit oranda bölüştürülmüş…

ADALET VE KADER!

Peki, içinde yaşadığımız toplumda adalet nerede başlıyor? Dünyaya gelmek üzere olan çocuklara ana rahminden başlayarak bir adalet sağlanabilir mi?

Devir Saati’ndeki toplumda insan doktorken birden temizlikçiye, bir şirket sahibi iken aniden ressama dönüşebiliyor. Toplumsal açıdan saygın ve başarılı bir kadın günü geldiğinde hayat kadınlığı mesleğine geçiyor. Üstelik bunu yıllar öncesinden bilerek ve bunun en adil uygulama olduğuna inanarak bu değişime dâhil oluyor.

Nasıl oluyor bu? Kader eliyle olamaz çünkü bu toplumda Moira’nın kudreti elinden alınmıştır. İnsan gelecekte ne olacağını biliyorsa kadere sahip olabilir mi, daha doğrusu kader diye bir şey olabilir mi? Bu durumda insan emekli olana dek ne yaşayacağını biliyorsa “gelecek” olabilir mi? Devir Saati’nin bu sorulara elbette bir yanıtı var!

Meslek döngüleri bir ödül ya da ceza değil, aksine kaderini bilmek gibi ya da bilmenin kader olduğu bir ütopyada bundan rahatsız olanlar da var. Bu yaşamdan hoşnutsuz olanlar, karşıt devrim yapmak için hikâyenin içinde an kolluyorlar. Dolayısıyla roman boyunca eski toplum ile yeni toplum arasında gerilim yeni kahramanların değerleriyle katmanlaşıyor.

TOPLUMSAL EVRİM

Peki, hangi toplumsal yapı daha iyi? “Toplum herkesi mutlu etmeli mi?” Varoluşumuza bir ayna tutuyor roman. “Değerler farkını” tartışmaktan çok “toplumsal evrimin” bugün yaşadığımız aşamasının değiştirilemezliğine varıyoruz. Gerçekten mutsuzluk pahasına bir toplum ilerlemeli mi? İlerleme nedir ki? Her soruyla tam bir felsefi roman niteliğindeki Devir Saati, binlerce yıllık soruların hâlâ ne kadar taze olduğunu görmek açısından da heyecan verici.

Bu arada romanda çoğu kahramanın ismi yok, sadece harften ibaretler. Bu bir şifre ya da kurgusunun bir parçası. Sanki harfleri birleştirince romanın kodu çözülecek?

Gültekin Karakuş, ilk romanında olduğu gibi Devir Saati’nde de felsefeyi hikâyenin içinde tutuyor. Bilim kurgu türünün altında felsefi kurgu penceresinin açıldığı ve insanı, yaşamı, doğayı ve toplumu anlamlandırmada özgün bir yol izliyor. İnsanın zayıflığını ve görkemini bir arada sunuyor ve sürpriz bir sonla okuyucunun zihninde beliren soruların yanıtını veriyor.

Devir Saati / Gültekin Karakuş / h2o kitap / 216 s. / 2020.