Toplumsal Sorun Ensest: Uzmanlar değerlendirdi

Türkiye’de ensest istismarı görmezden gelinen bir gerçek. Geçtiğimiz mayıs ayında, 13 yaşında bir çocuğun, babası tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırılar sonucunda iki yıl arayla hamile kaldığı ortaya çıktı. Halbuki, büyük ses getiren bu olayın diğerlerinden tek farkı gündeme oturmasıydı. Yaşanan ve yaşanmakta olan binlerce ensest istismar vakasından yalnızca birinin bile toplumda ne kadar yüksek tepki çektiği görülmesine rağmen hala susuluyor ve harekete geçilmiyor. Ensestle mücadele etmek ve toplum bilincini artırmak üzere alanında uzman kişilerle görüştük. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, ensestin toplumsal bir sorun olduğunu belirterek, toplumda bu konunun konuşulması gerektiğinin altını çiziyor.

26 Ekim 2020 Pazartesi, 15:17
Toplumsal Sorun Ensest: Uzmanlar değerlendirdi
Abone Ol google-news

Çocuk hakları aktivisti ve avukat Özge Üstün’ün derlediği, 2020 yılı AB ilerleme raporundaki çocuk haklarına ilişkin kısımları gündeme getirdiğimiz günün akşamında 3 yaşında bir çocuğun Çorum’da cinsel istismar sonucu öldüğü ve anneyle sevgilisinin gözaltına alındığı haberi geldi.

Raporda en dikkat çeken noktalardan biri “Ensestteki artışın sivil toplum tarafından dile getirilmesine rağmen, yetkililerin bu konuyu görmezden gelip politika üretmiyor” olmasıydı.

Türkiye’de ensest istismarı görmezden gelinen bir gerçek. Geçtiğimiz mayıs ayında, 13 yaşında bir çocuğun, babası tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırılar sonucunda iki yıl arayla hamile kaldığı ortaya çıktı. Halbuki, büyük ses getiren bu olayın diğerlerinden tek farkı gündeme oturmasıydı. Yaşanan ve yaşanmakta olan binlerce ensest istismar vakasından yalnızca birinin bile toplumda ne kadar yüksek tepki çektiği görülmesine rağmen hâlâ susuluyor ve harekete geçilmiyor.

’Enseste tanık olan herkes bu suça ortaktır’ algısını yerleştirebilmek; ensestle yüzleşmek, mücadele etmek ve toplum bilincini artırmak üzere alanında uzman kişilerle görüşmeler yaptık. Avukat Özge Üstün, Sosyal Hizmetler Uzmanı Pınar Özdemir, Doktor Beyza Kutay, Hemşire Aysel Şehiraltı, Gazeteci Büşra Sanay ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü sorularımızı yanıtlayıp bu konuyu değerlendirdiler.

'YILLARDIR GÖRMEZDEN GELİNİYOR'

Öncelikle, kendi ifadesiyle “Bu konuyu dile getirirken toplum tarafından susturulmaya çalışılan” Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu başkanı Canan Güllü ile konuştuk:

Canan Güllü

“Türkiye’de cinlerden olma çocuklar vardı. Biz bu konuda en son 2015 yılında araştırma yaptık ve rakamlarımıza  göre istismara uğrayan her 100 çocuktan 40’ı ensest mağduruydu. Bunları söyledikten sonra medya da taşladı bizi; ne biçim oran bu, böyle bir şey var mı diye. Oranları söyledik ve büyük gazaba uğradık, evet bir parça korktuk ama en azından dillendirilmesini sağladık. Benim idealim ulusal medyada çıkıp ensesti tartışabilmek.

'İHBAR ORANINDA ARTIŞ VAR'

Aile içi bildirimlerde ve komşuların bildirimlerinde artış var, sesi çıkmayanların sesi çıkmaya başladı artık, mesela bugün acil yardım hattımıza gelen on altı yaşında mağdur var. Bunlar dile geldikçe, yazıldıkça insanlar cesaret bulup konuşmaya başladı.

'BU SORUN TOPLUMSAL'

Biz ensesti anlattığımızda; toplumdaki sorunu görmezden gelip, ensesti ortaya çıkaranı suçlayan dilden de mustaribiz. Sayın Recep Akdağ bize 'Müslüman mahallesinde salyangoz aramayın' demişti. Ama zaten salyangozlar her yerde. Ensestte bölgesel ayrımın olmadığının altını çizmemiz gerekir kesinlikle, ne doğusu ne batısı var, toplumsal bir sorun bu. Öncelikle erken yaş evlilikleriyle ilgisi var çünkü erken yaşta aile olma kavramını bilmiyoruz. Kalabalık alanlardan uzak, metropollerin dışında, toplumun içine karışamayan yerlerde de görülüyor. Bu durum, ne yazık ki bunun doğal olduğu inancını yansıtabiliyor."

'SEN SUÇLU DEĞİLSİN'

“Sen suçlu değilsin, senden kaynaklanan bir sorun yok ama bir yanlış var ve faturasını sen ödememelisin’’ diyerek ensest mağdurlarına seslenen Güllü ifadelerine şöyle devam etti:

 “Kendi onurlarını korumak adına mağduru görmezden gelen bir yapı var, aile bunu kabul etmiyor. Öncelikle bu yanlış düzeltilmeli. Mesele ‘Benim evimde ensest var’ diyenlerin açık yüreklilikle konuşması, bunu söylemek ayıp değil.

'BU DİLİ BIRAKMALIYIZ'

Enseste bakış açımızda çocuğu ve anneyi suçlayıcı dili kullanmayı bırakmamız gerek. Bu dili kullanınca o kadının yaşadığı travmayı, erken yaş evliliğini, ekonomik yetersizliğini, istihdam da yer alamayışını sorgulamadan yargılamış oluyoruz. İstismara uğrayan çocukların üzerinden prim yapılmasının önüne geçmek gerekiyor. Toplumun konuşabilmesi lazım ve bunun da ötesinde Çocuk Bakanlığı şart. Panolara, çocukların görebileceği şekilde ve çocuk dilinde istismarın anlatılması lazım; MEB ve okul aile birliklerinin bu sürece ortaklık etmesi gerekiyor.’’

Büşra Sanay

KARDEŞİNİ DOĞURMAK

"Kardeşini Doğurmak: Türkiye’de Ensest Gerçeği" kitabının yazarı, gazeteci Büşra Sanay’a toplumda ensesti görünür kılmayı nasıl sağlayabileceğimizi sorduk. Sanay, "Kimi kesim ensestin çok konuşulursa normalleşeceğini dolayısıyla tepkilerin çok daha azalacağını hatta insanların tepkisiz hale gelebileceğini düşünüyor. Halbuki  dile getirilmesi lazım şu an pek çok davanın peşine sivil toplum kuruluşları düştüğü için mahkemelerden sonuç çıkıyor. Politika üretilmesi gerekiyor; biz tweetler atıyoruz, bakanlıkları etiketliyoruz ve bir şeyler olabiliyor. Sosyal medya olmasa halimiz ne olacaktı? Bu sesin duyulabilmesi için tepeden seslerin çıkması gerekiyor’’ dedi.  

"CİDDİ YAPTIRIMLARIN OLMASI LAZIM"

Acılar var ve neticede anne babaların çaldığı hayatlar var. Acıyı gören toplum bunu normalleştirir mi yoksa ensest gerçeğiyle yüzleşip üzerine mi gider? 

‘’Benim kitabımı okuyanlar, kitabın başka insanlara yol gösterdiğini düşünüyorlar veya eşeğin aklına karpuz kabuğu sokabileceğini de söylüyorlar. Ciddi yaptırımların olması lazım kesinlikle. Hedefimiz ensesti ciddi oranda azaltmak, ensest zaten yok olabilecek bir şey değil. İnsan soyu devam ettiği müddetçe ensest de devam edecek. Bunun caydırıcılığını sağlamalıyız. İyi hal indirimi uygulanmamalı mesela çünkü çocuk dediğimiz siyaset üstü bir konu ve elle tutulur politikalar geliştirilmesi gerekiyor.

'BU ÜLKEDE KADIN SIĞINMA EVLERİNİN ADRESLERİ VERİLİYOR'

Politikacılar konunun siyaset üstü bir mesele olduğunun farkında değiller mi?

Sivil toplum kuruluşları politikalara entegre edilmeli. Sahada çalışan insanlara ‘Siz neler yapıyorsunuz? Araştırmalarınızdan ne sonuç çıkıyor? Bu çocuklar için neler yapabiliriz? diye sorulmalı. Bunu uygulayabilme yetkisi olan, bütün mekanizmaları harekete geçirecek kişilerin, gerçekten sahada çalışan insanların fikirlerini almalarını çok isterdim. Hala da istiyorum. Hiçbir şey için geç değil. Biz şu anda konuşurken bile o kadar çok çocuğun başına bir şey geliyor ki evet tam da şu anda. Bilmiyoruz. Ve biz olduktan sonrasıyla ilgileniyoruz olmadan öncesiyle ilgilenmiyoruz.

'EVİN İÇİNDE YAŞANAN TECAVÜZ'

En önemli nokta politikalar üretirken eş zamanlı olarak toplumsal yüzleşmeyi sağlamak ve ensesti görünür kılmak diyebilir miyiz?

Aynen öyle. Tüm partiler beraber çalışıp ortak politikalar üretebilir. Siyasette gerçekten amaç vatandaşın iyiliği, memleketin kalkınmasıysa bunun çocuktan başlaması gerekiyor. Çünkü o çocuk yarın öbür gün büyüyüp faydalı bir insan haline gelebiliyor. Çok fazla şey yapılabilir ama bir olay olduğunda üzerine yorum dahi yapılmıyor ne yazık ki. Sokakta cinsel saldırıya, istismara uğrayan çocuğun haberi yapılıyorken evin içinde yaşanan cinsel saldırı medyada verilmiyor. Neden? Ben bunun yanıtını çok merak ediyorum. Kardeşini Doğurmak şu an 21. Baskısını yaptı. Bu gerçekten toplumun ensest konusundaki açığının, harlı kanayışının basıncının yüksekliği; buna ihtiyaç olmasaydı bu kadar satılmazdı.

Pınar Özdemir

ÇOCUK GÖZÜNDEN SÜREÇ

12 yıldır ensest üzerine çalışmalar yapan sosyal hizmetler uzmanı Pınar Özdemir’e çocuk gözünden sürecin nasıl işlediğini sorduk. Ayrıca bu konuda uzman olarak artık Türkiye’de neler yapılması gerektiğini anlatmasını istedik. Özdemir'in açıklamaları şu şekilde:

“Çocuğun, korumasını beklediği kişiler tarafından zarar gördüğü, güven duygusunun tamamen sarsıldığı bir durum bu. Kendisini kötülüklerden korumasını beklerken, çocukta ne güven ne de hayata karşı inanç kalıyor. O çocuğa yeniden güven inşa etmek, insanlara inanmasını sağlamak çok zor.

'GÖRÜNÜRLÜĞÜ ARTTI'

Dış dünyayla iletişimin artık daha kolay olduğu bu zamanda ensestin daha görünür olduğunu düşünüyorum. Ailenin içinde ensest varsa fail genellikle o çocuğun dış dünyayla iletişime geçmesine izin vermez. Ortaya çıkmasın diye çocuğun hayatını izole tutmaya çalışır.”

SAĞLIKLI NESİLLER İÇİN...

Pınar Özdemir, “Öncelikle sahada çalışacak insanlarla birlikte ailelerin takibi yapılması gerekiyor. Bunlar halk arasında normal yaşayan insanlar. Ailelerin denetim altında olması ve ailelere eğitim verilmesi gerekiyor. Aile Danışmanlık Merkezlerinin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sahaya inip ailelerle iletişim halinde olması çok önemli eskiden Toplum Hizmetleri Kurumu vardı onların geri dönmesi gerekiyor” şeklinde değerlendirmelerde bulunurken açıklamalarına da devam ediyor:

“Yadsınamayacak şekilde vakalar var. Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak ensesti görünür kılmalıyız. İçi boş bir görünürlükten bahsetmiyorum çocuklara iyi hizmet sunmamız gerekiyor. Ensest insanoğlunun olduğu her yerde var.

'OKUL SOSYAL HİZMETİ ŞART'

Ensestin önlenebilmesi için kesinlikle ‘okul sosyal hizmeti’nin gelmesi gerek. Bu suçun hedef kitlesi çocuklar. Bizim okullarımızda sadece PDR var. Onlar bu işe nasıl müdahale edileceğini bilmezler. Bunun eğitimini alan meslek grubu sosyal hizmet uzmanları, bu konu tamamen sosyal hizmet stratejisidir. Tüm Avrupa’da bu işe müdahale eden grup sosyal hizmet uzmanlarıdır.’’

SOSYAL DEVLET!

Fransız Lape Hastanesi’nden; Türkiye’nin ensest konulu ilk romanı -ensest mağduru bir kadını anlatan- Cahide’nin yazarı Hemşire Aysel Şehiraltı ve Doktor Beyza Kutay ile ensestin sosyal sürecini ve tıbbi boyutunu konuştuk:

“Türkiye’nin sosyal devlet anlayışında ciddi sıkıntılar var. Kadınlar ve çocuklardan bahsederken görüyoruz bunu. Avrupa’da ensest mağduru bir çocuk fark edildiği zaman sosyal devlet araya giriyor. Psikologlar geliyor, görüşmeler yapılıyor ve çocuğun korunması sağlanıyor. Türkiye’de,  kültürel yapımız içinde ne yazık ki görmezden geliniyor. Devlet aileye kutsal gözüyle baktığı ve dokunmadığı sürece bu yaşanacak. Kültürel yapı, sosyal devlet ve toplumsal cinsiyet eşitliği çok önemli, bu yapılar güçlendiğinde o çocuk oradan kurtulabilir.’’

'AİLE İÇİNDE KAPATMAYA ÇALIŞMAK'

“En sık yaşanan durum ve bizim de değişmesini en çok istediğimiz şey aile içinde kapatılmaya çalışılması. Aile içi şiddetin de olduğu ortamlarda bunu kullanmaları çok daha kolay. En kötüsü ise çocuk kendi suçu olduğunu düşündüğü için yardım istemiyor’’  değerlendirmelerinde bulunan sağlık çalışanlarına tıbbi boyutunu ve karşılaştıkları durumları sorduğumuzda cevapları şu şekilde:

“Enseste uğramış mağdurlarda görülen en sık bulgu cinsel sorunlar; erken boşalma, cinsel ilişkiye girememe… Vajinismusun altında büyük oranda ensest yatıyor. Biz ensest fikrini ne yazık ki öldüremeyiz ama yaptırımlarla büyük oranda caydırıcılığı sağlanabilir.’’



Avukat Özge Üstün

HUKUKİ AÇIDAN ENSEST

Son olarak konuyu gündeme getiren paylaşımda bulunan Avukat Özge Üstün’den ensestin hukuki yönünü ve zaman aşımı uygulamasını değerlendirmesini istedik. Üstün’ün değerlendirmeleri şöyle:

"Ensest, bizim hukukumuzda ayrı bir suç olarak düzenlenmemiş ancak Ceza Kanunu’nun 103’üncü maddesine göre ağırlaştırıcı sebep sayılmış. Eski Türk Ceza Kanunu’na göre, cinsel suçlarda korunan hukuki değer “toplum ahlakı” idi; ancak mevcut Türk Ceza Kanunu’na göre, korunan hukuki değer kişinin cinsel dokunulmazlığı. Bu açıdan bakacak olursak; suçun mağdurunun, suçtan dolayı ihlal edilen menfaati olarak düşünmemiz gerektiği tartışılması gerekse bile çocuklara karşı işlenen suçlarda toplum ahlakıyla beraber kamunun suç algısının da tartışılması gerekir.

Nitekim 15 yaşın altındaki bir çocuğun rızasından bahsedemiyorsak, bu dava artık “kamu davası”dır. Bu eylemin cezalandırılması mağdur için olduğu kadar kamu için de önemlidir. Cinsel istismar suçunun cezai karşılığı bu nedenle de çok önemlidir. Toplum; çocuğun vücut bütünlüğünün hiçbir surette ihlal edilemeyeceğini idrak etmeli ve benimsemeli. Ensest şüphesiz ki çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda, mağdur açısından en ağır sonuçlar doğuran eylemlerden bir tanesidir. Dolayısıyla; mevcut kanuni düzenlemelerde ensestin diğer cinsel istismar suçları ile birlikte düzenlenmesi maalesef suçun önlenmesini zorlaştırmaktadır.

Çocukların kendilerine karşı işlenen cinsel suçlarda sustuklarını düşünmüyorum. Ancak bunun, yanlış anlaşılmaya sebep olmaması açısından doğru ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu; kesinlikle 'neden bağırmadın, neden şikayetçi olmadın' şeklinde algılanmamalıdır. Çocuk kendisini 'bir şekilde' ifade eder, fakat bunun doğru okunması gerekir. Cinsel istismara uğrayan bir çocuğun normal yaşam döngüsünde değişiklikler meydana gelir. Çocuk; suçu söz olarak dile getiremese bile bunu mutlaka davranışlarına yansıtır.

Özellikle enseste ilişkin cinsel istismar suçlarında zamanaşımının uygulanmasını, çok doğru bulmuyorum. Çocuk; yıllarca veya bir kere maruz kaldığı ensest eylemi, şikayet edebilecek eylemi 30 ve hatta 40 yaşından sonra bile kendisinde bulabilir. Bu hem toplumun mağdura bakış açısından hem aile baskısından hem de failin aynı zamanda mağdurun bakım yükümlülüğünü yerine getiren kişi olmasından kaynaklanan çelişkiden kaynaklanabilir. Böyle bir durumda; yani, mağdurun failden şikayetçi olma gücünü kendinde zamanaşımı süresi geçtikten sonra bulabilmesi halinde, suçun cezasız kalması, bana göre, doğru değil."