Tuba Korkmaz’ın yaşamını anlatan belgesel film gösterimde: Töz

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali'nin Türkiye'deki ikinci ve ulusal ayağı başladı. Festivalde finalist belgesellerden biri de Tuba Korkmaz'ın yaşama direncini anlatan "Töz". Belgeselin yönetmeni Neşe Uğur Nohutçu ile yapılacak canlı söyleşi, bugün saat 18.30 da festivalin YouTube kanalında izlenebilecek.

25 Nisan 2021 Pazar, 13:17
Abone Ol google-news

Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin Türkiye gösterimi 5 Mayıs'a kadar sürecek. "Töz", finalist belgeseller arasında.

Seramik sanatçısı, akademisyen Tuba Korkmaz’ı, ilk olarak korkunç bir haberle tanıdık. Eskişehir’de, ayrıldığı erkek arkadaşının falçatalı saldırısında ölümden döndü, vücuduna pek çok darbe almıştı, Fatih Sağır en son boğazını kesti... Tuba, bugün o sokakta oturan doktorun müdahalesi sayesinde hayatta. Dava sürecinde de çok hırpalandı, mağdur edilen pek çok kadın gibi hayatı didik didik edildi, çünkü “kadın olduğu için doğuştan suçluydu!” Aradan dört buçuk yıl geçti. Tuba şimdi hikâyesiyle pek çok kadına ilham veriyor. Yönetmen Neşe Uğur Nohutçu, Tuba’nın yaşama tutunma inadını belgesel yaptı. İsmi “Töz”, şimdi 5 Mayıs'a dek sürecek 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde gösterimde. Filmleri festivalin sitesine üye olup ücretsiz izleyebilirsiniz.

Belgesel, Tuba’nın sanatçı ve anne kimliğini merkeze alıyor. Nohutçu, umut veren, aydınlık bir bakış açısına özellikle dikkat etmiş: “Tuba ile çok yakınız, yaşadığı her şeyde yanındaydım. ‘Ülkemizde kadın cinayetleri gerçeği var, bununla ilgili bir film yapayım’ diye yola çıkmadım. Tuba’nın kendinden, hedeflerinden vazgeçmeyişini görünce ‘bunu anlatmam lazım’ dedim. Tuba’daki gücün bütün kadınlarda olduğunu göstermemiz gerekiyor. Tuba bekâr bir anne, kızının sağlık sorunlarıyla boğuşuyor, şiddete maruz bırakılmış bir kadın ama film bittiğinde ondaki aydınlığı görüyorsunuz” diyor.

GÜÇLÜ MÜYÜM?

Tuba, “Dramayı, kasveti sevmem zaten” diye giriyor söze: “Çocukken de böyleydim, herkesin başına neler geliyor der, bertaraf etmeye çalışırdım. Derdi küçük görme aslında bir tür savunma mekanizması. Siz güçlü diyorsunuz ama benim tek yaptığım kendimi savunmak. Hoşlanmadığım bir sıfat. Güçlü olmak diye bir seçenek yok diyorum, sadece iki seçenek var: Ya yaşamaya devam edeceksin ya da yas tutacaksın.Yas tutmak bana göre değil...” Nohutçu, “Bu tercih, Tuba kabul etmese de. Bu tercihi yapmayan çok fazla örnek var. Vazgeçmemek bir seçim ve senin bunu seçtiğin için çok güçlü olduğunu düşünüyorum” karşılığını veriyor. İkimiz de “güçlüsün işte” deyince sonunda azıcık pes eder gibi oluyor: “Hiç tanımadığım insanlardan da böyle tepkiler alıyorum, onur verici tabii ki...”

Tuba'nın son işlerinden seramik heykel "Feveran"

Tuba ile eğitimi, sanatı ve ailesinin desteği sayesinde o saldırıdan güçlenerek çıktığı fikrinde birleşiyoruz. Filmde de var aşkı bulması, yeniden aile kurması... “Bir öğrencim yurtdışına gitmek istedi, babasını ikna etmem için bana getirmiş, adam ‘kız başına göndereceğiz, o kadar masrafa değer mi’ diyor. Eğer beni okutmasalardı bugün burada olamazdım dedim. Özellikle kız çocukları mutlaka okumalı.”

ÖZÜM’LE HASTANE SAHNELERİ

Tuba, Çanakkale 18 Mart’ta dört yıldır öğretim üyesi, el sanatları bölüm başkanı, 13 yaşından beri sanatla iç içe, şu an sanat terapisi eğitimi alıyor. Şimdiye dek yedi kişisel sergi açtı. Eserlerinde kadın figürleri öne çıkıyor, kadın olmayı sorguluyor. Belgeselin ilk sahnesinde bir seramik heykelini boyuyor, neden bilmiyorum ben fırça darbelerini izlerken çok duygulandım... “Sanatın yüceliğini bilerek büyüdüm, emek harcadım, Neşe’nin belgeseli buradan kurgulaması da çok hoşuma gitti” diyor, “Neşe, hatırlıyor musun, sana borcumu ödedim dedin bana...”

Tuba’nın kızı Özüm 2009 doğumlu, fiziksel engelleriyle mücadele ediyor. Tuba, Özüm’ü tek başına büyüttü. Filmde ikisini sık sık hastane odalarında görüyoruz... Soldan: Özüm, Tuba Korkmaz ve Neşe Uğur Nohutçu

Nohutçu da “Belgeselini tabii ki benim yapmam gerekiyordu ama zor oldu...” diyor. Tuba, filmde en çok Pişmiş Toprak Sempozyumu’ndaki halini sevdiğini söylüyor: “Çok heyecanlı ve cıvıl cıvıl bir haldeyim orada iş yapmanın heyecanı yüzüme yansımış çocuk gibiyim. Özüm’le hastane sahneleri de hoşuma gitti, saldırıyı atlatmış olmanın verdiği rahatlıkla izlemek güzelmiş...

YA KORKUYLA YAŞAM?

Birkaç yıla dışarıda olacak, tekrar peşime düşer mi endişesi var evet. Cezayı çekiyorlar belki ama oradan, iyileşerek çıkmıyorlar... Kadına şiddet meselesinde aslında birçok şeyin konuşulmadan pas geçildiğini görüyorum. Yasal olarak sürekli bir şeylerin yapıldığı söyleniyor ama yapılmıyor. Kadın dernekleri diyorlar ki ‘polise başvurursan işlem yapacaklar.’ Bu o kadar değişken bir durum ki polisten polise, şehirden şehire, kültüre, kadının duruşuna göre farklı uygulamalara maruz kalabiliyoruz.

HER ŞEYİ SİLECEKLER

Bıçaklanmadan önce şikâyet etmiştim polise, yapabileceğim her şeyi yapmıştım. Emniyet’te yanımda bir kadın avukat da vardı, “Sinirlendirmeyelim, bir kulağını çeker bırakırız” gibi şeyler söylendi. Ben kanun önünde hakkımı arayamadım, pek çok kadın gibi. Kadın öğrencilerimin de hak arayamadıklarını görüyorum. Bir öğrencim için polisle konuşuyordum, “gene mi erkek arkadaş mevzusu”, “abuk subuk giyinmesinler onlar da” gibi laflar ediyor... Bahaneler bulmaya, eril dille kurduğu cümlelerle alttan alta erkeği korumaya çalıştığı belli oluyor. Öbür tarafta 19 yaşında bir kız çocuğu.... Ürküyor tabii, geri adım atıyor... 

Bana yeni bir kimlik vererek beni koruyacaklarını söylediler, anne baba adından tut, her şeyi silecekler, başka bir ile götürecekler, o kadar sorguladım ki. Yaşamak demek, sadece nefes almak demekse tamam ama o değil yaşamak. Ben Ayşe olarak devam ediyorum, beden bütünlüğüm korunmuş oluyor belki ama en basiti yazdığım makaleler çöp olacak. Tuba Korkmaz ölmüş olacak, bunun adına yaşamak denir mi? Korkuyla yaşamak da biraz tetikte olmayı gerektiriyor. Şengül Hablemitoğlu öneride bulunmuştu: “Diyelim ki şeker hastasısın, sürekli diyet yapacaksın, dikkat edeceksin... Bununla yaşamayı öğreneceksin’ demişti, onu yapıyorum...”

Tuba ve eşi Birol Batu, Maysa adlı atölyelerinde birlikte çalışıyorlar. Atölyeyi açtıktan sonra evlendiler. ‘İki seramikçinin aşkla ürettiği’ işleri Instagram’dan görebilirsiniz: @atolyemaysa

ADI TÖZ ÇÜNKÜ... 

Nohutçu: Töz kendi kendinin nedenidir, değişkenlere karşı kalıcıdır, başka bir varlığa ihtiyacı yoktur. Ben her kadının ayakta kalmak için kendinden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını düşündüğüm için bu ismi seçtim. Bu belgeselin mesajı her kadın içindeki gücü fark etmeli, ne zorluk yaşarsak yaşayalım tekrar ayağa kalkmak için kendimizden başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok.