'Tüccar zihniyeti ile devlet yönetilmez'

‘Türkiye hukuki zeminde kalma gücünü kaybetti’ diyen Emekli Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen: ‘Tüccar zihniyeti ile devlet yönetilmez.’

30 Ocak 2020 Perşembe, 02:00
'Tüccar zihniyeti ile devlet yönetilmez'
Abone Ol google-news

Türkiye ile Yunanistan arasında 1996 yılında “Figen Akat” isimli Türk bandıralı bir geminin Kardak kayalıkları’nda karaya oturması sonucu iki ülke arasında  savaşın eşiğine gelinmesinin üzerinden 24 yıl geçti. Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in emri ile Kardak kayalıklarına Türk bayrağı diken askeri timin içinde yer alan emekli Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, “Türkiye hukuki zeminde kalma gücünü malesef kaybetti. 24 senedir orada hukuki anlamda bir ilerleme kaydedilemedi. Bu adaları Yunanistan’a devretmedik diyorsanız sizde orada silahlı yada insani girişimlerde bulunmalısınız”dedi. İktidarın ortak aklı kaldırdığını anlatan Türkşen,“ Tüccar zihniyeti ile devlet yönetilmez. Vatan ve millet sevgisiyle çalışmaya başlarsanız o zaman kazanımlarınız olur” diye konuştu. Kardak krizinin 24.yılında Yunanistan ile yaşanan sorunlar, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e ilişkin Cumhuriyet’in  sorularını yanıtlayan Ali Türkşen özetle şu yanıtları verdi; 

1996 yılında alınan bir kararla bir gece sizin de aralarında bulunduğu bir grup Türk subayı Kardak’a çıkarak Türk bayrağı astı. O günden bugüne Kardak’ta değişen durum ne? 

Kardak’ta gözüken bir şey değişmedi. O Bölgede Kardak’tan sonra çok ciddi bir travma oluştu. Ondan sonra politika değişikliğine giderek ciddi şekilde silahlanma yaptılar. Kardak’ta silahlanma yok ama Kardak ile aynı statüdeki adaları ciddi anlamda silahlandırdılar. Türkiye’ye ait olan adaları işgal konusunda 24 sene içerisinde ciddi anlamda ilerlediklerini görüyoruz. Bugün gelinen noktada ise Türkiye bir kere hukuki zeminde kalma gücünü malesef kaybetti. 24 senedir orada hukuki anlamda bir ilerleme kaydedilemedi. Hukuki anlamda tedbir almadığınız bir konu yarın öbür gün hukuki anlamda tedbir almaya gittiğinde ‘Bunca senedir neredeydiniz’ diye karşınıza gelir. Askeri anlamda da Türkiye’nin bu kadar sorunla boğuşurken kalkıp bir harekatla ‘ben bunu yapacağım’ demesi çok güç. Ege krizinde bize orada 156 kayalık yada adadan bahsedilmişti. O zaman Yunanistan’a devretmedim diyorsanız gidin onların üzerinde bir faaliyet gösterin. Yunanistanı zora düşürecek fakat bizim de hukuki anlamda zorda olmayacağımız bir şekilde yapılmalı. Yunanistan’ın yaptığı gibi girişimlerde bulunulabilir. Silahlandırma da olabilir, daha insancıl sebepler de bulanabilir. Bir şekilde bunun oturulup masa etrafında konuşulması lazım. Bunun için devlet iradesi olması gerekli. 

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun birbirinden farklı açıklamaları var. Bu çelişkiyi nasıl yorumlarsınız? 

Türkiye’nin özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra Dışişleri ve Silahlı kuvvetler yapılanmasında bir takım değişiklikler oldu. Harekat ve plan- prensip başkanlığında Türkiye’nin çıkarlarına askeri taraftan bakan bir akıl vardı  ve bu akıl ortadan kaldırıldı. Bu akıl ortadan kalktığı için Dışişleri bu konularda farklı görüşler ile tek bir tarafa kuvvet itemeyecek bir durum içerisinde kaldı. Hulusi Akar’ın ‘haklarımızı çiğnetmeyiz sözleri’ tamamen siyasi. Bugüne kadar bana göre yapılan tek açılım, münhasır ekonomik bölge konsunuda yapılan açılımdır. Onun dışında da ben bugüne kadar bu siyasi eylemlerden fiziki eyleme dönüşen bir söylemi görmedim.

 “1974 POLİTİKASI UYGULANMALI”

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorunu var. Türkiye orada bir Libya hamlesi yaptı. Türkiye orada nasıl bir yol izlemeli.? 

Şimdi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de petrol arama konusu ile ilgili yapılan hamle doğru ve yerinde. Eğer burası benim hakkın diyorsanız  bunu söylemeye devam etmelisiniz. Uluslararası anlaşmalardan sizin yapabileceğiniz ne varsa kullanmanız lazım. Hukuk yolunu kullanırken, Libya örneğinde olduğu gibi başka kimseye ihtiyacınız olmadan yapabileceğiniz, münhasır ekonomik bölge gibi yöntemler de bulmanız lazım.  Kıbrıs konusunda ise bizim Kıbrıs’tan vazgeçmemiz Türkiye’nin kabul edeceği bir şey değil. Hem tarihsel anlamda hem psikolojik, hem de maddi  ve güvenlik anlamında çok büyük kayıplarımız olur. Dolayısıyla 1974’ten bu yana kazanılan durumdan Türkiye bir milim bile geri gitmemeli. Barış Harekatı’ndaki politikaların aynen devam etmesi gerekiyor. Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş’ın o mücadelesinden sapan zihniyet  zaman zaman iktidara geldiyse de Kıbrıs ve Türkiye açısından kabul edilebilir ber şey değil. 

1996 yılında bir gecede karar alınmıştı. Şimdi ise tek parti iktidarı var. Türkiye dış politikada ne yapmalı?

Dış politika da tek akıl yoktu ve çok seslilik vardı. Ulusal çıkarlarda herkes aynı yöne dönebiliyordu. Yarı başkanlık sistemine geçildikten sonra Türkiye halkının menfaalerinden çok bir kesimin, bir zümrenin haklarını korumaya yönelik mücadele etmeye başladı. Siyasi iktidar kendine fayda sağlayacak birşey görmüyorsa müdahale etmiyor. Kendisi ile ilgili çakırım elde ederse yönünü oraya dönüyor. Devlet ve Türkiye bu kavramlar değil. Ülke Türk halkının haklarının gözardı edildiği bir zihniyet ile yönetiliyor. Bu dış politikadan vazgeçilmeli.

Son dönemde ABD ile yaşanan bir gerilim var. Özellikle ABD ve NATO ülkeleri terör örgütlerine açıktan yada dolaylı olarak destek veriyor. Burada Türkiye’nin yapması gereken nedir? 

Türkiye tepkisini devlet ağzıyla anlatıyor. Ama o sözün gerisinden ne yapacaksa onu artırması lazım. Onun içinde ekomonik bağımsızlığını sağlamalı. Ekonomik tedbir almadıysanız açık etmeden bolyun eğmek zorunda kalırsınız ve öylede oluyor. Emevi camiinde Putin bile saygı olarak namazı kıldı biz kılamadık. Esad ile görüşmeden bu sorun çözülemez. Geçmite Turgut Özal ‘bir koyup üç alacağız’ diyordu. Tüccar zihniyşeti ile devlet yönetilmez. Tüccar zihniyetini bırakıp vatan ve millet sevgisiyle çalışmaya başlarsanız o zaman kazanımlarınız olur.

Kardak’ta karaya çıkan ekip şu an ne yapıyor?

Orada fiziken 2’si subay, 10’u astsubay olmak üzere 40 personel vardık. Bu ekipten 5’i, 15 Şubat 1996 tarihinde düşen Skorsky içinde şehit oldu. Fiziki olarak Saddettin Doğan, Poyrazköy davalarında yaşadıklarından dolayı emekli olmadan ordudan ayrıldı, Somali’de THY inşatında güvenlik görevlisi olarak çalışırken sebebini bilmediğimiz şekilde infaz edildi. Halen görev olan Ercan Kireçtepe var. Ben emekli oldum. Salih Çörekiçioğlu arkadaşımız pilot oldu. Dalgıç hocalığı yapan var arkadaşlarımız var. Kısaca bir kişi hariç görev yapan kimse kalmadı. Ama biz sokakta halen güzel şeylerle karşılaşıyoruz. Türk halkı da devleti de aslında unutmadı.