Türkiye’nin Kırım politikası ve “Kırım Platformu”

Ukrayna'nın başkenti Kiev, 23 Ağustos’ta başlaması planlanan Kırım Platformu’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Etkinliğe an itibariyle çok az bir süre kalmış olmasına karşın format, gündem ve katılımcıların mahiyeti hakkında henüz pek bir bilgi yok. Eldeki tüm veriler organizasyon komitesi ve yuvarlak başlıklarla sınırlı.

07 Haziran 2021 Pazartesi, 10:57
Türkiye’nin Kırım politikası ve “Kırım Platformu”
Abone Ol google-news

Türkiye, Kırım ve çevresinde meydana gelen olayları ve bilhassa yerel nüfusun, yani Kırım Tatarlarının durumunu yakından izliyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen yıl aralık ayında Ankara’nın, “Ukrayna'nın Kırım konusunda uluslararası bir müzakere platformu oluşturma girişimini” desteklediğini duyurmuş, ancak etkinliğe katılım konusunda net bir görüş bildirmemişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile 10 Nisan’da İstanbul’da gerçekleştirdiği görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında, Türkiye’nin Kırım Platformu'nu desteklediğini duyurdu.

Kiev yönetimi şu sıralar, uluslararası kamuoyunun dikkatini Platforma çekmek için aktif mücadele yürütüyor. Bunu yaparken bir taraftan da uluslararası topluma, 2014 yılında Kırım'da yapılan referandumun sonuçlarını tanımama ve yarımadanın Rusya Federasyonu'na ilhakını kınama çağrısında bulunuyor. Öyle ki “Kırım sorunu”, Kiev yönetimi tarafından resmi politikanın ayrılmaz bir bileşeni olarak kabul ediliyor. Her düzeyden Ukraynalı temsilciler, dış politika temasları sırasında yabancı meslektaşlarına, Kırım’a ilişkin Ukrayna tezlerini empoze etmeye çalışıyor. Öte yandan, bölgenin Rusya idaresi altına girdiği tarihten yedi yıl sonra bugün, Kırım meselesinin uluslararası arenadaki ağırlığını önemli ölçüde yitirdiği gözlemleniyor. Buna karşın Kiev yönetimi, uluslararası insan hakları örgütlerinin dikkatini bölgeye çekebilmek adına Kırım'daki sosyo-ekonomik durum; yerel halkın, yaşam koşullarına ilişkin memnuniyetsizliği ve Kırım Tatarlarına yönelik baskılara ilişkin düzenli raporlar hazırlıyor.

Kırım Platformu’nun, ilk bakışta sadece Ukrayna'nın yarımada üzerindeki haklarını savunmak üzere kurgulanmış basit bir tartışma platformu olmadığı anlaşılıyor. Platform aynı zamanda, Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımlarını desteklemek adına devreye sokulmuş bir girişim izlenimi veriyor. Kırım Tatar toplumu içindeki Rusya karşıtları, Platformun aktif destekçileri olarak öne çıkıyor ve bu kişiler, Rusya'nın yerel halkın hak ve özgürlüklerini sistematik olarak ihlal ettiğine dair kamuoyu oluşturabilmek adına yoğun çaba harcıyor. Bu bağlamda Moskova'nın Kırım'daki askeri konuşlanması ve muhalefete yönelik baskılara dair raporlar hazırlanıyor, konferanslar düzenleniyor.

Türk medyası, bölgedeki gelişmelere ilişkin haberlerde ağırlıklı olarak Kırım Tatar Meclisi tarafından yapılan açıklamaların yanı sıra Batı ve Ukrayna basınına dayanıyor. Bu haberlerde Kırım Tatar dilinin resmi statüsüne rastlamak zor; zira Meclis, Kırım Tatarcası, Ukraynaca ve Rusçanın yarımadadaki iletişimde eşit olarak tanındığı gerçeğini reddediyor. Bu haberlerde, bölgedeki 400'den fazla caminin serbest işleyişi, yerel temsilcilerin yerel yönetim pratikleri ve Rusya'nın, yarımadanın altyapısını restore etme ve geliştirmeye dönük çabalarından da söz edilmiyor. Öyle ki Kırım Tatarlarının bölgedeki etnik Ruslarla eşit şartlarda ülkenin sosyal ve siyasi hayatına katılmadığını savunan Meclis, onların ibadethaneleri kullanma ve dini bayramları kutlama özgürlüğüne de sahip olmadığını öne sürüyor.

Bu koşullar altında, Kırım'da gerçekte neyin olup bittiğini anlamak oldukça zor. Oysa Türkiye açısından, kökenleri ve kültürleri bakımından kendisine son derece yakın bir halk olan Kırım Tatarlarının durumunu anlamak; özgürlüğüne son derece düşkün olan bu halkın tarihsel gelişiminin önündeki engelleri belirlemek ve kaldırmak son derece önemli.

Şunu bir kez daha hatırlamak gerekir ki Kiev yönetimi, Kırım'ın Ukrayna'nın elinden çıkmasının hemen ardından ilk iş olarak bölgeye yönelik hava ve demiryolu trafiğini kesmiş, yarımadaya su ve enerji ablukası uygulamıştı. Su kanallarının kapatılması ve elektrik hatlarının hedef alınması hâlihazırda oldukça kurak olan bu bölgeye yönelik tatlı su ve elektrik tedarikinde ciddi sorunlara yol açmıştı. Bu eylemler, yerel nüfusun zorluklarla dolu olan yaşam koşullarını daha da zorlaştırmıştı.

Bu durum, Kiev yönetimi ve Kırım Tatar Meclisindeki müttefiklerinin, yarımada sakinlerinin refahından daha büyük öncelikleri olduğunu düşündürüyor. Bugün gelinen nokta itibariyle Kiev yönetimi açıkça, Kırım sorununu siyasi hedeflerine ulaşmak için bir tür manivela olarak kullanıyor. Rusya Federasyonu’nun izole edilmesi yönünde ortaya koyduğu çabalar ise Kiev yönetimine askeri ve mali yardım olarak geri dönüyor.

Türkiye, Kırım'ın statüsüne ilişkin doğru ve stratejik bir karar verdi. Bu çerçevede, Rusya'nın yarımada üzerindeki yetkisini resmen tanımadı, ancak aynı zamanda ABD ve AB'nin Rusya karşıtı yaptırımlarına destek vermekten de kaçındı. Bu dengeli konum, Türkiye'nin bağımsız dış politika çizgisinin yanı sıra ekonomik egemenliğini korumasına yardımcı olmakta; Batılı devletler tarafından Moskova’ya karşı bir araç olarak kullanılmasını engellemekte ve ulusal hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerlemesine olanak tanımakta. Ancak diğer taraftan da Kırım Platformu’na katılımın gerçekten Türkiye'nin çıkarına olup olmadığı sorusu, mevcut jeopolitik durum ışığında bütün ağırlığıyla masada durmakta.