Voltaire, söylediklerinin tersini yaptı ama cesur bir idam karşıtıydı

Voltaire, amansız bir idam karşıtıydı. Fransa’da özellikle üç davanın sanıklarını ölesiye savundu. İdam cezasına neden karşı olduğunu anlatan konuşmaları, yazıları çok çarpıcıdır.

18 Mayıs 2021 Salı, 14:04
Abone Ol google-news

Tabii, şaşırıyor insan, ne de olsa koskoca filozof. Çağlar ötesinden bugüne kadar adını yaşatmayı bilmiş bir filozof üstelik. İnsanüstü tutumları olsun diyen yok elbette ama ona göre sıradan olacağını düşündüğümüz davranışların sahibi oluşu garibimize gidiyor.

Yaşadığı dönem 18. yüzyıldır, müthiş bir ünü, saygınlığı vardır. Tamam, böyledir diye aç kalacak hali yoktu elbette. Kaldı ki yaşamı en rahat olan filozoflardan biriydi. 1782’de ilk defa devlet piyangosu düzenlenecektir, o güne kadar henüz görülmemiş bir devlet kumarı yani. Verilecek ödül, tüm piyango biletlerinin toplamından kat kat fazladır. Arkadaşlarını toplar, bütün biletleri satın alırlar. Haliyle ikramiyeyi kazanırlar. Onun payına düşen para bile zaten var olan zenginliğinin ikiye katlanması sonucu ömrünün sonuna kadar rahat yaşatır onu.

BÜYÜK ADAMDI AMA…

“Büyük adam” olarak ün yaptı, kuşku yok. İnsanlığı (vardı ama) o var olan ünü kadar büyük değildi. Okuyup anlamaya başladığımdan beri saygı duysam da kendisinden pek de memnun kalmamışımdır. Pek küçük tavırları vardı çünkü. François-Marie Arouet’ten söz ediyorum, daha iyi bilinen adıyla, Voltaire’den. Bugün (16 Mayıs), meşhur mu meşhur Bastille hapishanesine konulduğu gündür. O vesileyle analım dedim.

Düşüncelerinden ötürü atılmıştır tabii bu korkunç hapishaneye. Ancak düşünceleri gel git biri olarak kendini aydınlara nasıl kabul ettirdiğini, düzen için neden tehlikeli görüldüğünü anlayamamışımdır. Çünkü döneminin kimi filozoflarının tersine “devrimci” biri değildi. Bazen savundukları ile yaptıkları birbirini tutmazdı da. O piyango sayesinde daha da zengin olunca soylulardan nefret ettiğini söyleyen Voltaire, kimi prenslere otokratik rejimlerini sürdürsünler diye borç para bile vermiştir. Sadece bu değil, amansız bir kilise düşmanıydı ama gidip kimi kiliselerde konuşmalar yapardı. Dahası kendi arazisine yaptırdığı kilise için Papa’ya mektup yazıp hediye istemiştir. Oldum olası hayranlık duyup pek bir sevdiğim büyük Fransız düşünce adamı Condorcet’ye şunu söylediğine şaşırmıştım: “Siz de benim gibi ırkımızın en iğrenç, küçümsenmeyi en çok hak eden bireylerinin Katolik rahipler olduğunu düşünüyorsunuz eminim. Onlardan daha tiksindirici olan kimse yoktur.” Böyle düşünmesine rağmen yok Papa’ya mektup yazmalar, yok kiliselerde vaaz vermeler, kilise yaptırmalar. Tuhaftı yani.

Şimdi, aydınlanmanın baş temsilcisine bu lafları etmek hadsizlik tabii. Ama ne yapayım, onun sadece kendi konumuna meydan okuduğu için Diderot’nun başını resmi makamlarla belaya sokmasına içerledim doğal olarak.

ŞAKALARI BAŞINI YAKMIŞTIR

Diderot’nun da içinde bulunduğu Ansiklopedistlerin kiliseyle başlarının belaya girmesinin an meselesi olduğu bir zamanda, Diderot’ya mektup yazıp yazılarını geri istemesi de hoş değildir. En sevmediğim tarafı Fransız hükümeti için casusluk yapma girişimidir. İtibarını yeniden kazanmak için yapığı pek bir kötü işlerdendir bu. Prusya Kralı Büyük Friedrich’in dostluğunu kazanıp edindiği bilgileri Fransa sarayına yolluyordu.

Ama elbette “büyük adam”dı. Hicivde üstüne yoktu. Fransa Kralı XV. Louis’nin Başbakanı Philippe’i de diline dolayınca 1717’de Bastille’e atıldı, bir 16 Mayıs günü. Oedipus vardır, bilirsiniz, en önemli eserlerindendir. Bastille’de mahkûmken yazdı onu. Candide de en bilinen yapıtlarındandır. Uzun süre bu eserin kendisinin olduğunu da saklamıştır.

En sevdiğim yanı elbette amansız bir idam karşıtı oluşuydu. Fransa’da özellikle üç davanın sanıklarını ölesiye savunmuştur. İdam cezasına neden karşı olduğunu anlatan konuşmaları, yazıları çok çarpıcıdır.

Farklı suçlardan idama mahkûm edilmiş olan Robert Damiens, Jean Calas, Chevalier de la Barre adlı o üç idam mahkûmunu elbette kurtaramadı. Vahşice öldürüldüler onlar. Tüm toplum önünde bu üç idam mahkûmunu cesurca savunması unutulamaz Voltaire’in.

Philipp Blom’un “A Wicked Company” adlı kitabını öneririm. Voltaire ile birlikte başka filozofları da bambaşka açılardan ele almıştır yazar. Türkçe’ye de çevrildi sanırım. İlginizi çekecektir.

Büyük hicivciydi kuşkusuz. Tüm karşıtlığını “alaycılık” üzerine kurmuştur denir. Ama bence bunların içinde en çok ciddiye alınan “şakası”, Newton’un yerçekimini kafasına düşen elma sayesinde bulduğunu söylemesidir.

Hâlâ gerçekmiş gibi inananlarımız vardır buna.