Yaşar Kemal'siz 3 yıl... Sığınağımızı çok özlüyoruz

Edebiyatımızın büyük ustası Yaşar Kemal’i ölümünün üçüncü yılında özlemle anıyoruz. Nebil Özgentürk, dostu Yaşar Kemal’i yazdı: Yaşar Abi, hayat adamıydı, barış adamıydı, özgürlük türkücüsüydü, doğa adamıydı, dost adamdı, adam gibi adamdı...

27 Şubat 2018 Salı, 22:56
Abone Ol google-news

Yaşar Kemal... Yaşar Abi... Hepimiz onu çok özlüyoruz. Varlığını hissetmek istiyor, eksikliğini fazlasıyla duyuyoruz. Başımızı yaslayacağımız aile büyüğümüz, bizi korumaya alacak heybetli adamımız, akıl danışacağımız bilgemiz ya da dervişimiz gibi görüyorduk çünkü onu... Hele ki en umutsuz olduğumuz bugünlerde... İnsanlıktan zerrece nasibi olmayanların amip gibi çoğaldığı günümüzde... Ama başka çare yok. Sözlerine sığınmaya devam edeceğiz!.. “Hayat umutsuzluktan umut yaratmaktır” diyen oydu çünkü... HAYAT adamıydı, romanlara sığmayacak bir hayat gelip geçirmişti Yaşar Abi... Hayatın tüm acılarını tatmasına rağmen, hayatın ipine sımsıkı sarılan ender adamlardan biriydi...

Zaten, “Karanlıktan karanlığa giderken ölümün bilincine vardım” diye özet yapmıştı hayata dair. Öyle ya... Babasının öldürülüşüne tanık olan oydu, çocuk yaşında. Yine çocuk yaşında amcasının orağıyla tek gözünü kaybeden de. Ergen zamanında, Çukurova’nın zalim ağalarıyla mert eşkıyaları arasında sert hikâyeler dinleyip sarsılan da... Ve 15’inde hikâyelere hikâyeler ekleyip, zengin ama çok kanlı Çukurova yaşanmışlıklarını, korku tünelleriyle geçilen dağları ve efsaneleri destan destan yazarak, köy köy dolaşarak, hissederek dağıtan ve paylaşan da... Ve okuduklarını yazıp kâğıda döktü, paylaştı diye 17’sinde hapse giren de... 22’sinde havagazı memurluğu yapıp da İstanbul’u ev ev dolaşan, insan üstüne insan tanıyan, bazen insan olduğuna şükreden bazen de insanların birbirine ettiği zulmü görüp insanlığından utanan da oydu... Sıklıkla mahpushane damlarına uğurlanan, işkence gören, ceberrutlar tarafından aşağılanan, en yakın arkadaşlarını hapislere uğurlayan, 80’inde yargılanan da Yaşar Kemal’di... Ama en önemlisi yaşadığı topraklarda on yıllar boyunca haksızlıklara uğrayanlara, köşe başlarında vurulup düşenlere tanık olan da...

Onca yaşanmışlığın ardından Yaşar Abi’nin söylediği şu oldu hep: “İçim yaşam sevinciyle doludur. İnsanoğlu zaten iyimserdir. Onun için hep ışığın türkücüsü olmaya çalıştım. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Mademki dünyaya geldik, güzellikleriyle yaşamın tadını çıkarmalıyız.”

Barış adamı oldu hep

Edebiyatına da taşıdı “barış” sözcüklerini, romanlarını barışa katkısı olsun diye yazdığı da... Ve son nefesini verdiği güne kadar yazmayı sürdürdüğü roman üçlemesi, bu topraklardaki mübadeleyi, göçü, mülteci dramlarını savaştan çok çekmiş an yığınlarını anlatıyordu... “Söylemeliyim ki savaş, insan soyunun en korkunç, en pis, en alçak icadıdır. Savaşı bugüne kadar sürdüren insanlık, biraz acayip, biraz deli değil mi? Bugün, dünya da, ülkemiz de barışa susamıştır. Türkiye en çok barışa susamış ülkelerden biridir. Ve küçük savaş diyorlar, savaşın küçüğü olmaz. Bir insanın bile, bir insanı öldürmesi savaştır.” KARANLIK adamlara lanet etti yaşamı boyunca Yaşar Abi... Milyonlarca yurttaş gibi Yaşar Kemal’i de derinden sarsmıştı Sivas Katliamı. Aralarında yakın dostları da olan aydınlar, yazar ve çizerler yanarak can vermişti. Ve Yaşar Kemal, insanlık tarihinin bu en karanlık olayı sonrası düzenlenen mitingde bir konuşma yapmıştı. Şunları söyleyecekti: “Size birkaç söz söylemek istiyorum. 36 arkadaşımızı yaktılar. Yakanları da lanetliyorum, yaktıranları da. Burada en büyük suç devletindir. Bu hikâye bir birikimin sonucudur. Türkiye öyle kolay bir ülke değildir. 40 insanı yiyeceği kadar, 40 yılda kandırdıkları insanın. Türkiye’yi yok ettirmeyeceğiz onlara. Ve bu işte en yazık Türkiye’ye oldu. Hepimize yazık oldu ama Türkiye’ye çok büyük yazık oldu. İnsanlığın yüzüne çıkıp bugün ne söyleyeceğiz, utançtan başka neyimiz kaldı elimizde. 36 tane yazarını yakan bir ülkeden hayır beklenir mi ama Türkiye’nin bu alnındaki kara lekeyi gene biz sileceğiz. Haydi, hepinizin gözlerinden öperim. Bu kara lekeyi Türkiye’nin alnından sileceğiz. Kara lekeyi Türkiye’nin alnından sileceğiz!” Bunları söyledi, söyledi de biçare kaldığını, kalacağını görüyordu, gördü de...

Özgürlük türkücüsüydü

Fikirlerin özgürce tartışılmasından yana bir adamdı Yaşar Abi... “Konuşmayı sürdüreceğim! Oysa hayatta insanların en korkağıyım, kahramanlardan nefret ediyorum. Çünkü korkmayan insan, insan değildir. Fakat insanın özelliği de korkuyu aşabilmesidir” diyen de oydu. “İpe çekeceklerini bilsem, yine yazmaya devam ederim!” diyen de... Çünkü bir yazı sevdalısı, bir yazı kölesiydi Yaşar Kemal. Ömrü boyunca yazıdan, düşünceden, haberden, makaleden, fikrinden dolayı hapse düşenleri savundu, korudu, kanat oldu. Düşünce zalimlerine lanet etti! Doğa adamıydı Çocukluğu doğanın göbeğinde geçen, dalların budakların kıvrımlarını ezber yapan, karıncanın su içtiği kıyılarda dolaşan, binbir çiçekli bahçelerde gezinen bir adamdı... “Doğa öldürülüyor. Bu bir sömürü düzeni sorunudur. İnsanoğlunun yaratıcılığını sömüren, her şeyini yok eden kapitalist sınıf elbette doğayı da onunla birlikte sömürüp yok edecekti. Şimdi kapitalist sınıf doğayı sömürüp insanlık gibi ediyor. Nasıl insanlığın bütün değerlerini yıkıma uğratmışsa, doğasını da ona benzetecekti. Yıkım bir bütündür, sömürü bir bütündür. İnsanlığı yıkıma uğratan kapitalist sınıf bizi yaratan doğanın da gözünün yaşına bakmayacaktır. Öyle de oldu. Ben romanlarımda bu iki korkunç yıkıma, sömürüye karşı çıkmak istiyorum. Bu iki korkunç ölümü, yıkımı ta yüreğimin başında duyuyorum.” Yaşar Abi bu yıkımlar arasında ölüme gitti. Her gün biraz daha doğaya kıyılmasını göre göre, 70 yıl yaşadığı İstanbul’un çirkin bir heyulaya dönüşmesini izleye izleye bu dünyadan göçüp gitti. Çocuklarla onlarca yıl uçurtma çevirdiği Tilda’lı Basınköy’ü de kuşatılmıştı gri duvarlarla, son yıllarını geçirdiği ve nereye baksa çirkinlik gördüğü Ayşe Baban’lı Vaniköy’ü de...

Dost adamdı

1945’ten 2015’e... Kim gelse İstanbul’a dostluk etti, yol gösterdi yoldaşlık etti. Kim ayrılsa İstanbul’dan bir başka diyara, o diyardaki bir dostunu işaret etti, “gelen arkadaş yakınımdır” dedi. Bazen bir harf öğretti, bazen evini açtı. Ama insanoğluyuzdur, kanlarda hasetlik dolaşır ya, çokça dost ihaneti de gördü, çokça kıskanıldığı da oldu. Aldırmadı, yürüdü gitti hiç durmadan! Dostluğuna devam etti, kimseyi etmeden şikâyet... ADAM gibi adamdı... İyi adamdı Yaşar Abi... Kötü adamların ve adam gibi adam olmayanların çoğaldığı günümüzde o kadar özlüyoruz ve çok üzülüyoruz ki! Adamlığını, ağabeyliğini, gördüğüm, kendime sığınak yaptığım, evinin bir parçası olmaya çalıştığım, çok şey öğrendiğim, yazıp ettiklerimin kaynağı saydığım, yazıp çizdiklerini “yol” bellediğim Yaşar Baba’ya o kadar şükran duyuyorum ki.