Yazar Ezgi Polat: Tüm kız kardeşlerimiz için bunu yapmak zorundayız

Kadın yazarların cinsel saldırı ifşalarıyla başlayan #MeToo hareketi edebiyat dünyasında sarsıntı yarattı, kısa sürede yayıldı. Her kesimden, sosyal statüden kadın yaşadığı cinsel saldırıyı sosyal medyadan duyurmaya başladı. Yayınevleri ifşa edilen yazarların ilişiğini keserken, önce özür dileyen Hasan Ali Toptaş birkaç gün sonra çark etti. Çizer Metin Üstündağ, yazarlar Bora Abdo, Hüseyin Kıran, yönetmen Batuhan Bilgiç de listede. Kadın örgütleri ayakta. PEN Yazarlar Derneği, ‘önleyici, onarıcı bir adalet sağlamak’ için onur komisyonu kurma kararı aldı. Cesurca yaşadıklarını paylaşan kadınlara çok sayıda destek gelse de cinsel saldırıyı flört ilişkisine indirgemek isteyenler de ‘Neden şimdi konuştunuz’ diye soranlar da vardı. Biz de psikiyatrist Arzu Erkan Yüce ve hukukçu vekiller Filiz Kerestecioğlu ve Sera Kadıgil ile “Hareket nereye evrilmeli” sorusuna yanıt aradık. İfşayı başlatan yazarlardan Ezgi Polat’la söyleştik.

26 Aralık 2020 Cumartesi, 22:06
Yazar Ezgi Polat: Tüm kız kardeşlerimiz için bunu yapmak zorundayız
Abone Ol google-news

Ezgi Polat, yazarlığı ve mühendisliği aynı bedende buluşturabilmiş. “Hiçbir Yerin Ortasında” ve “Susulacak Çok Şey Var Aramızda” adlı iki öykü kitabı Can Yayınları’ndan çıktı. Tezgahında başka hikâyeler de var demlenen. Uzun yıllar çeşitli dergi ve gazetelerde öyküleri yayımlandı. 10. İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali'nde gelecek vaat eden genç yazarlar arasında yer aldı. İfşayı başlatan yazarlardan. Yağmurlu bir İstanbul gününde bir araya geldik. Hem kendisini biraz daha yakından tanıdık hem de yankıları süren #MeToo hareketini konuştuk.

Yazar olmaya ne zaman karar verdiniz? Nasıl bir yolculuk yazmak?

Yazar olmak benim için evet şimdi oluyorum diye giriştiğim bir serüven değil aslında. Yazma eyleminin içinde yaşamaya başladığımı anladığım ve bundan tuhaf bir şekilde keyif aldığımı keşfetmemle ciddileşti her şey. Yazmak gerçeğin sunduğu imkânlarla yetinemeyen, bambaşka hayatları, bambaşka bedenleri ve beyinleri deneyimlemek isteyen biri için hem sancılı hem de çok keyifli bir iş. Sorgulananların, yüzleşilen meselelerin , düşünülenlerin, sıkıntıların başka biçimlerde ifade edilmesi mümkündür. Benim de hep heybemde taşıdığım bir arkadaş oldu yazmak. O yüzden başını sonunu bilmiyorum.

İlk edebi metninizi ne zaman kaleme aldınız? Neden o konu üzerinde durmuştunuz? 

Edebi olduğunu söyleyemem ancak ilkokulda tuttuğum bir defterde şiirlerim ve başlığını öykü olarak attığım kısacık komik bir metnim var. Dans grubu olan çok güzel bir kızla, çok yakışıklı bir oğlanın kavuşamamalarının hikâyesi. Sonrasında mutsuz bir yaşam sürüyorlar. Onları durduran dev bir güç var fakat ne olduğundan asla söz etmemişim. Neden bu konu üzerinde durduğumu bilmiyorum. Muhtemelen okuduğum masallardan, izlediklerimden etkilenmişimdir. Şiirlerim de ayrı dram. Hiç konuşmayalım bence. 

 "Öyle ya da böyle bize ait olan şeyleri alacağız. Çok daha ağırını yaşayan, bu gücü kendinde bulamayan, sesini duyuramayan, bir köşede kadınlığına can çekiştirilen tüm kız kardeşlerimiz için bunu yapmak zorundayız."

ÇOCUKLUK YARALARI

Çocukluğunuzun yazarlığınıza etkisi nasıl? Şöyle bir söz var ya  ‘insanın anayurdu çocukluğudur’ diye... Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Çok doğru bir söz. Şu an sahip olduğum iyi ve kötü ne varsa hepsi o kız çocuğuna ait. Güçlü olmaktan başka bir çaremin olmadığı bir çocukluktu benimkisi. O bedene ağır gelecek yüklerdi. Çocukken sizi yaralayan ne varsa hayatınız boyunca bunun acısını türlü şekillerde çekmek zorunda kalıyorsunuz. Mücadeleniz hiç bitmiyor. Sizin bozmadığınız yüzlerce antika eşyayı hiçbir zaman tam olarak beceremeyeceğinizi bile bile hayat boyu tamir etmeye çalışıyorsunuz. Bu gerçekten yorucu. Ama şu an şeyleri başka biçimlerde görebiliyorsam, bir meselenin en dibine inmekten gocunmuyorsam nedeni budur. Bu yüzden yazabiliyorum. Dertlerim var ve onlarla uğraşmayı sevmek zorundayım. Kendimle olan yolculuğumda bilinenin tam aksine bir yere varmamak için sürdürüyorum bu oyunu. Çünkü bir yere varırsam bitebilir.

Son kitabınız “Hiçbir Yerin Ortasında”nın yazılış serüveni nasıldı? Biraz son kitabınızdan bahsedebilir miyiz? 

Bir yazar için ikinci kitap her zaman büyük derttir. Bir öncekinin gölgesinden çıkmak için yazdıklarını olgunlaştırmak gerekiyor. Her zaman bir öncekinden daha iyisini yapmaya çalışan biri oldum yazarken. Dolayısıyla ‘Hiçbir Yerin Ortasında’yı tamamlamak benim için kendimi epey zorladığım sancılı bir süreç oldu. Bu özellikle tercih ettiğim bir şeydi, zorluydu ama keyifliydi de. Kendi yarattığım dünyaları bizzat tekrar tekrar keşfetmeye, didiklemeye usanmadan devam ettim. Ve nihayetinde hepsi beni odaklarında yer alan öze götürdü. Bir şeyin özünü avuçlarınızda tuttuğunuzu gördüğünüzde anlamı da yeniden keşfetmiş oluyorsunuz ve, Tamam diyorsunuz, şimdi yola devam edebilirim.

NE ACI TARİHİ ERKEKLER YAZDI

Susmak tam da kadınların konuştuğu bu günlerde ne ifade ediyor sizin için? 

Konuşmanın ne denli önemli bir ifade ediş biçimi olduğunu unutuyoruz çoğu kez. Kitaba adını veren öykümde de söylendiği gibi, “Çünkü bize bir şeylerden kurtulmanın en güzel yolunun onu yok etmek olduğu öğretildi hep.” Susmak aynı zamanda bir yok ediş biçimi. Bir şeylerle mücadele edemediğimizde bazen susmayı tercih ediyoruz. Benim de sıkça başvurduğum bir yöntemdi bu. Artık sözlerimin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini anladığımda susuyorum sanırım. Bu günlerde yaşadıklarımıza gelecek olursak belli öğrenilmişlikler yüzünden ne yapacağını bilemediği, yargılanmaktan ve yaftalanmaktan korktuğu için susan binlerce kadınlar var. Evet geç oldu ama kadınların bu cesareti toplaması, korkularını bir kenara bırakıp artık bizi esir almış bu erk sorununa karşı cesur adımlar atması çok değerli. Şimdi bugün susmadıklarımız yarın yaşanabilecek her acı olayın önüne bir tuğla koymaktır.

İfşalarla başlayan süreci bir devrim olarak nitelendirebilir miyiz? Edebiyat dünyasını nasıl etkiler sizce?

Ne acıdır ki kadınların tarihini erkekler yazdı. Çünkü yaratılan bu dünya kodlanırken kadınlar takma isim kullanıyor ya da bir köşede saklanmak zorunda kalıyorlardı. Şu an bunları konuşuyorsak nedeni, erk egemen dünyanın bizi toplumsal olarak sınıflandırdığı, sıkıştırdığı bu köşeleri yıkmamızdır. Bu politik bir mesele ve biz erkin ele geçirdiği binanın altında zelzeleler yaratıyoruz artık. Hepsi birbirinden bağımsız birçok hikaye duyduk bu süreçte. Kimileri konuları sınıflandırmakta güçlük çekiyor ama bu meselenin bir özü var ve bütün itirazlar aslında bu öze hizmet ediyor. Dolayısıyla bunun yalnızca edebiyat dünyasıyla bir ilgisi yok. Öyle ya da böyle bize ait olan şeyleri alacağız. Çok daha ağırını yaşayan, bu gücü kendinde bulamayan, sesini duyuramayan, bir köşede kadınlığına can çekiştirilen tüm kız kardeşlerimiz için bunu yapmak zorundayız.

"O dakika itibariyle kesinlikle çok güçlü ve cesur hissettim. Sanki bir eşik aşıldı. Elbette bu sürecin biraz yorduğunu da söylemem gerek."

BU MESELE POLİTİK

Bu süreçte sizi en çok ne umutlandırdı, ya da ne yaraladı? Destekleyenler olduğu kadar konuyu bağlamından koparmak isteyen de çok oldu...

Bu süreçte beni en çok umutlandıran şey yıllar sonra hep birlikte bu gücü bulmamızdı. Kadın erkek fark etmez bu davanın destekçisi herkesin el ele tutuşması, ortak paydada buluşması inanılmaz güzel bir duygu. İki taraflı da konular saptırılmadan, amacını aşmadan ilerlerse bu sözlerin bir anlamı olacak. Ama burayı korumayı başarmak önemli çünkü güç, kullanmasını bilmeyen insanların elinde çok ürkütücü bir araç haline gelebiliyor. Beni en çok yaralayan, aklımdan atamadığım şey bir babanın kızına zarar vermiş olma ihtimali. Bu ihtimali aklımdan atamıyorum.

İfşanın üzerinden günler geçti, ne hissediyorsunuz şimdi? Size psikolojik açıdan iyi geldi mi? İfşa süreci kuşkusuz çok zor olmalı…?

Öncelikle o dakika itibariyle kesinlikle çok güçlü ve cesur hissettim. Sanki bir eşik aşıldı. Elbette bu sürecin biraz yorduğunu da söylemem gerek. Hem işime odaklanmak hem buradaki yoğunluğu sırtlamak beni biraz zorladı. Duyduğum korkunç olaylar yüzünden hala kendime gelmiş değilim. Ama buna değer diye düşünüyorum. 

Kadınlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Sizce bundan sonra nasıl davranmalı?

Kadınlara korkmamaları gerektiğini söylemek isterim. Yaftalanacaklarını, başlarına kötü şeyler geleceğini düşünmesinler. Çünkü zaten tam da bize dayatılan bu düşünce ve davranış kodları yüzünden yıllardır susuyoruz. Belki konuştuğumuz ve belki birçok derde göre insanların eften püften bulacağı şeyler yarın içimizi yakabilecek bir acıya engel olabilir. Bunu unutmamamız gerekiyor.

Yüce, Türkiye Psikiyatri Derneği Medya ve Ruh Sağlığı çalışma Birimi Eş Koordinatörü, Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Çalışma Birimi Üyesi" Fail evli, çocuklu, entelektüel, 'şiddet karşıtı', kadın hakları savunucusu, toplum tarafından parmakla gösterilen biri olabilir. Diğer kadınlarla şahane dost olur, asla çizgiyi aşmadan. O nedenle suçu ortaya çıktığında savunanı boldur. Maruz kalanın korktuğu başına gelir" diyor.

İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim görevlisi psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce,  “Fail evli, çocuklu, entelektüel, “şiddet karşıtı”, kadın hakları savunucusu, toplum tarafından parmakla gösterilen biri olabilir” diyor.

Öncelikle günlerdir tartıştığımız soruyla başlayalım. Rıza nedir?

Bir zamanlar biriyle sevgili olmanız, rızanızla sevişmeniz, hatta evli olmanız, partnerinizin/eşinizin size tecavüz etmediği yönünde kanıt oluşturmaz. İlişki içi, evlilik içi tecavüz vardır, cinsel şiddetin en yaygın ve gizli kalan biçimlerinden biridir ve suçtur. Onay tek seferliktir. Her seferinde onay olmalı. Her seferinde rıza gözetilmeli. Psikolojik baskı, manipülasyon şantaj ile rıza inşası da şiddettir. İstemiyorsa, zorlayamazsınız. Bir de sevişmedi diye hayatı zindan etmek versiyonu var, daha sinsi bir şiddet. Sırf tadı büsbütün kaçmasın, evdeki çoluk çocuk o gerginlikten etkilenmesin diye istemeye isteme birlikte olmaya katlananlar var, bu da bir şiddet.

İfşalarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Diğer yöntemlerin mümkün olmadığı koşullarda, fail çok güçlü konumda ve kitlelerce korunuyor ise yaşananları ortaya çıkaracak başka yol olmadığında, olay hukuki olarak zaman aşımına uğradığında, işlemediğinde vs. “ifşa” bir yardım çığlığı, bir dayanışma, bir özsavunma aracıdır.

Cinsel şiddeti açıklamak kolay mıdır? Bir kadın flört ettiği biriyle ilgili ‘intikam’ almak için ‘beni taciz etti’ diyebilir mi?

Cinsel şiddet başta olmak üzere, şiddete maruz kalanların değil iftira etmek, yakın çevreleri, avukatları ya da yeri geldiğinde terapistleri tarafından şikâyetçi olmaya defalarca yönlendirildikleri halde bunu -kolaylıkla- yapamazlar. Sırf birini karalamak amacıyla yapıldığı iddiası, tanıklıklarımız, bilimsel veriler ve istatistiklerle bağdaşmamakta, maruz kalanı çaresizleştirmeye hizmet etmektedir. Cinselliğin tabu olduğu bir toplumda bir kadının kendisinin toplumun belli bir kesimi tarafından damgalanacağını ve hedef haline geleceğini tahmin ettiği halde, bu ifşayı başka çaresi kalmadığı için gerçekleştirdiği göz önüne alınmalıdır. Şiddet beyanında bulunan kadının "itibarını zedelemek için iftira attığı" iddiası, erkeğin itibarının kadının kendi itibarından yüksek olduğu önermesini içerir. Herkesin bir itibarı var ve failin elinden gelen mağduriyet hiçbir kadına itibar kazandırmaz. Bu eril kibirdir!

Çin'in tanınmış televizyon sunucularına karşı açılan cinsel taciz davası için mahkeme önünde bekleyen bir kadın -2 Aralık Pekin

TACİZ Mİ FLÖRT MÜ?

Flört ve taciz arasındaki ince çizgi…Tekrar hatırlatabilir miyiz?

Flört, kur olumlu hisler uyandırıyorsa hoş; kişi taciz ve baskı hissediyor, bundan rahatsız oluyor ve buna rağmen sürdürülüyorsa tacizdir.  Koyduğunuz sınırdan dolayı mesleki, sosyal ya da akademik olarak hayatınızı zorlaştırıyorsa bu da tacizdir. Bir tarafın hoşlanmadığı iletişim biçimi nasıl flört olur, anlaşılır gibi değil. “Taciz değil flört” diyenler asimetrik/hiyerarşik ilişki içindeki hele de genç yaştaki kadınları açıkça reddedemeyeceği biçimde örtük tacizlerle köşeye kıstıranlardan bihaber! Bir diğer sorun da bu kişilerin usta manipülatör oldukları için farklı kimselerle farklı ilişkiler kurarak, aşırı "düzgün, güvenilir, saygın" imaj çizmeleridir. Maruz kalan kendini sorgular durur "acaba ben mi yanlış anlıyorum, ben mi yanlış davranıyorum?" diye. Yalnızlaşır.

Faillerin ortak özellikleri var mı?

Fail evli, çocuklu, entelektüel, "şiddet karşıtı", kadın hakları savunucusu, toplum tarafından parmakla gösterilen biri olabilir. Diğer kadınlarla şahane dost olur, asla çizgiyi aşmadan. O nedenle suçu ortaya çıktığında savunanı boldur. Maruz kalanın korktuğu başına gelir. Failin taciz davranışlarının camiada o zaten biraz "sapıktır", "çapkındır", "kızlara düşkündür" "ama iyi çocuktur" gibi tanımlarla, normalize edildiği de sıktır. En acısı da budur. "Karıncayı incitmez" bu insana "bazı zaaflarından" dolayı, adeta bazı kadınlar kurban edilir. Faille dayanışma içinde olup şiddete maruz kalanı yalnızlaştıran, ötekileştiren, şiddeti meşrulaştıran kimse potansiyel faildir.

Erkekleri linç ediyorlar söylemine ne dersiniz?

İfşada amaç taciz edeni cezalandırmak, yıpratmak da değil. Amaç herkesçe bilinen, söylenemeyen, önü alınamayan mükerrer davranışlara bir son vermelerini sağlamak, hukuki süreçler için alan açmak. Amaç dayanışmak ve taciz ederken arkalarını yasladıkları kimselerin de kime destek olduklarını bilmelerini sağlamak. İtibarını, unvanını, şanını, şöhretini, gücünü, zenginliğini, yaptığı iyi işini, şiddet davranışına perde eden her kim ise bu perdenin çekilip alınması gerekir. Yani kişi kendini var kıldığı bu alanlarda bulundurulmamalı, boykot ve protesto ile sosyal yaptırımlar uygulanmalı. Tacize, şiddete maruz kalan kimseler sesini çıkarmaya devam ettikçe; dayanışma ve her türden fail karşısında alınacak tavır sayesinde, faillerin kurdukları bu düzen yıkılacak. Taciz ve şiddet baş gösterdiğinde birbirimizi gözetmeliyiz. Toplumda bilinirliği olan, söz ve etki sahibi kişilerin bu türden kararlı paylaşımları şiddetle mücadelede lokomotif rolü görmektedir. Tüm dünyada bu türden yaşantıların uygun ortam ve koşullarda, uygun yöntemlerle paylaşılması, maruz kalanın haklılığını ispat edebilmesi, bu sürecin kazanımla sonuçlanması ve yaraların sarılması için uygun yollar aramaya, tartışılmaya devam edilmektedir.

"Ben hakikaten adalete bir çağrı yapamayacağım, hayatın her alanında bu konuda eksiklik hissediliyor. Erkeklere bir çağrı yapmayacağım çünkü bunun sorumlusu onlar. Benim çağrım kadınlara, birbirimize tutunmalıyız dayanışmayı hissetmeliyiz, hiçbir kadın yalnız olduğunu hissetmemeli, bunları yapanların uykuları kaçmalı."

NEDEN SOSYAL MEDYADAN DUYURDULAR?

HDP Ankara Milletvekili avukat Filiz Kerestecioğlu: Kadınların yaşadıklarıyla bir tür yüzleşmesi bir yerde aslında toplumu buna teşvik etmeleri. Burada kadın dayanışmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiç kolay bir şey değil. Deniyor ya kaç yıldır niye sustu neden anlatmadı, hiç kolay bir şey değil. Eğer adaletin gerçekleştiği bir ülkede dünyada yaşıyor olsak kadınlar yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmak zorunda kalmasalar, kadınlar dava süreçlerinden sonuç alabileceklerini düşünseler, kadın beyanı esastır ilkesinin bir kural olarak yerleştiğine tanık olabilsek bütün bunlar çok daha kolay olabilir. Ama böyle bir gerçekliğimiz var. Ben 35 yıllık hukuk hayatımda yaşadığım çok sayıda olayda gördüm. Ensest, aile içi şiddet… Bunların çoğu statü sahibi güçlerini kullanan erkekler… Güç kullanımının altında ezilen kadın ne yapacağını şaşırıyor. O anda yanında birkaç kadını bulabilse birlikte mücadele edebilirler. Kendilerini yalnız hissediyor kadınlar. Kendiyle yüzleşerek bunu ortaya çıkarmak bile kolay olmuyor. Adalete erişememek de açığa çıkarılmasını engelliyor. Hatta hakimlerin tacizine uğramak tekrar tekrar anlatırken… Olayların detaylarını özellikle anlatmasını isteyen hakimler gördüm, çocuklarla ilgili dahi buna tanık oldum… Şimdi kadınları geri püskürtmek istiyorlar, birlikte oldukları görüntüleri paylaşanlar var. Birlikte olmak tacize uğrayabileceğiniz anlamına gelmiyor. Sanık filmini hatırlayın... Metin Kaçan’ı hatırlıyorum Güneş’e yaşattıklarını… Ben hakikaten adalete bir çağrı yapamayacağım, hayatın her alanında bu konuda eksiklik hissediliyor. Erkeklere bir çağrı yapmayacağım çünkü bunun sorumlusu onlar. Benim çağrım kadınlara, birbirimize tutunmalıyız dayanışmayı hissetmeliyiz, hiçbir kadın yalnız olduğunu hissetmemeli, bunları yapanların uykuları kaçmalı. Ünlü olsun ünsüz olsun asla böyle bir hakka sahip değiller. Paralel adım da kamu görevlisi erkeklerin suçlarını ifşa etmek bununla bütün toplumun yüzleşmesini sağlamak diye düşünüyorum.

"Kadınlar susuyor, susmak zorunda kalıyor ve İpek Er gibi pek çok kadın susmakla ölüyor! Çünkü öve öve bitiremedikleri tüm o toplum ve aile yapısı esasen kadının susması üzerine kurulu..."

BU SESSİZLİKTE KADINLAR ÖLÜYOR!

CHP İstanbul Milletvekili avukat Sera Kadıgil: Nihayet kadınlar konuşacak ve hep birlikte birbirlerinin yaralarını saracak güce eriştiği için çok mutluyum. İspat et diyorlar niye sustun gibi aşırı yaratıcı(!) sorular soruyor erkek akılları. Birincisi; bir ofiste, bir sınıfta, en güvenmen gereken akrabalarınla olduğun bir evin bir odasında uğradığın tacizi, kime nasıl ispat edeceksin?  Bir cesaret söylemeye çalıştığında “Aman kızım sus kan çıkar, ona bir şey olmaz olan senin namusuna olur” diye verilen ahlaksızca akılları, bu saçma soruları soranlar vicdanlarının neresine koyuyorlar, çok merak ediyorum. Kadınlar susuyor, susmak zorunda kalıyor ve İpek Er gibi pek çok kadın susmakla ölüyor! Çünkü öve öve bitiremedikleri tüm o toplum ve aile yapısı esasen kadının susması üzerine kurulu!  Eşinden şiddet mi görüyorsun, sus. Tacize mi uğruyorsun, sus. Ekonomik, psikolojik şiddet altında mısın? Sus! Neden? Çünkü bu bir erkek dünyası. Ve sen aileyi korumakla çocuğa bakmakla mükellefsin. Neden? Çünkü toplum böyle buyuruyor, çünkü sırf kadın olarak doğdu diye devletlerin, toplumların alması gereken sorumluluğun tümü tek başına kadının sırtına yükleniyor, bu yaklaşımın absürtlüğünü fark edip bu sömürü düzenini reddeden kadınlar ise ortaçağda olduğu gibi neredeyse cadı ilan ediliyor! Hukuk, iktidarın hukuku olmasa yapacağı şey çok açık! İmzalayıp uygulamamak için kırk takla attıkları İstanbul Sozleşmesi’nde de aslında madde madde yazıyor. Yüzyıllardır sömürülen kadını koruyacaksın, cinsiyet eşitliği sağlayacaksın ey devlet diyor! Eşinden şiddet gören bir kadın karakola gittiğinde öğüt verilip eve yollamayacaksın diyor mesela! Ayşe Tuğba Aslan 23 kez koruma talebiyle düzenin savcılarına başvurduğunda adını öğrenmek için öldürülmesini beklemeyeceksin mesela! Çocukların velayetini istismarcı babaya vermeyeceksin, bir tacizciye sırf kravat takıp karşına dikildi diye erkek aklınla merhamet(!) göstermeyeceksin!


Tüm dünyada ülkeden ülkeye değişmekle birlikte kadınların ortalama yüzde 70’e yakını erkekler ve özellikle eşleri/sevgilileri tarafından çeşitli şekillerde şiddete maruz bırakılıyor.

Ülkemizde 18 yaş öncesi evlenen her 2 kadından biri, 18 yaş sonrası evlenen her kadından biri yakınlarındaki erkeklerin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine maruz kalıyor.

Saldırı sonrası delilleri kaybolmaması için saklamak, yedeklemek, bir yakın ile paylaşmak önemlidir.

Kadın örgütlerinden destek almak, ruhsal yardım, haklarını bilmek, güçlenmek, özsavunma yöntemlerini öğrenmek korunmak için gereklidir.

Cinsel istismarda beden ve zihin, inkâr bastırma gibi savunma düzeneklerini devreye sokar, adeta saldırı hiç yaşanmamışçasına yok sayılmasına neden olabilir.

Travmayla baş etmede en önemli adım saldırının dile getirilmesidir.Sonra travmanın hasarları yavaş yavaş onarılır, kişi güçlenir ve travmatik yaşantısının esaretinden kurtulur.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücedele Günü'nden bir kare- İstanbul

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin kavramlar sözlüğünden...

Cinsel taciz: Kişinin onayı olmaksızın gerçekleştirilen, fiziksel temas içermeyen rahatsız edici cinsel eylem, söz ve davranışlar.

Onay: Kişinin belirli bir cinsel davranışı yaşamak istediğini özgür iradesiyle, sözlü veya bedensel ifade yoluyla net ve açık olarak belirtmesi. Tek seferliktir. Onay geri çekilebilir. 

Onay inşası: Kişinin onay vermediği herhangi bir cinsel davranışta onay almak için kişinin karar verme yetisini manipüle etmek.

Mağdur suçlayıcılık: Yaşanılan bir mağduriyette çeşitli gerekçelerle kabahati o mağduriyeti yaşayan kişiye yapıştırarak faili aklayan yaklaşım. Kişinin yaşadığı şiddeti gizlemek zorunda kalmasının önemli sebeplerinden biridir. Cinsel şiddetin sürekli mağdur olan kişi üzerinden konuşulmasına, faillerin yok sayılmasına neden olur. 

Seyirci kalan: Bir şiddet veya zorbalık durumuna müdahale etmeyen kişiler. Seyirci kalanlar failin şiddet davranışına devam etmesine neden olabilir.