Yekta Kopan editörlüğünde bir öykü sözlüğü: "İpekli Mendil"

Yekta Kopan'ın “Eşik Cini” dergisinde başlayıp, işinin ehli bir ekiple uzun uğraşlar sonucunda genişlettiği bir çalışma “İpekli Mendil”.

29 Aralık 2014 Pazartesi, 12:42
Abone Ol google-news

Bitmeyecek bir sözlüğün sayfaları arasında...

Edebiyatın kelimelerle kurabildiği duygu bağına hem şaşırıyor hem de bu bağı seviyorum.
Şaşırıyorum çünkü bir yazarın kaleminden belki de yıllar önce çıkmış birkaç cümlenin, onu okuyanın duygularını yakalayabilmesi ya da bir başka okuyanla duygu bağından da ötesini, duygu birliği hissini uyandırabilmesi çok vurucu geliyor.

Bir diğer yandan da seviyorum çünkü bu şaşırtıcı bağın, paralelliğin uyandırdığı vurucu duygu, sevmekten başkasını hatırlatmıyor bana.

Bunu en son Yekta Kaopan editörlüğündeki geniş bir kadronun hazırladığı, ilgi çekici bir sözlük çalışması olan, adını Sait Faik'in her okuyuşta zihni açan öyküsü İpekli Mendil'den alan kitabın daha ilk satırlarını okurken yaşadım.

Yekta Kopan'ın sunuşuyla şöyle açılıyor kitap: "Ortaokuldaydım. On üç ya da on dört yaşında. Kısacık bir öykü okudum. Her satırında öykünün bana sunduğu dünyada bir adım daha ilerleyerek, her satırında biraz daha heyecanlanarak, her satırında yazıdan oluşmuş bir evrende nefes almanın güzelliğine hayran olarak. Son iki paragrafa geldiğimde çoktan bir yumruk oturmuştu boğazıma. Derken o satırlar çıktı karşıma...

Ölmek üzereydi. Sımsıkı kapalı yumruğunu kapıcı açtı. Bu avucun içinden bir ipekli mendil su gibi fışkırdı.

Sonraki paragrafa geçmeden durdum, bir daha okudum bu satırları. Neredeyse benimle yaşıt bir hırsızın, sevdalısına söz verdiği ipekli mendil uğruna ölüme düştüğü sahnenin hüznünden daha güçlü bir duygu sarmıştı beni. İpekli mendilin, o çelimsiz avuçtan 'su gibi fışkırmasına' vurulup kalmştım."
Farklı zamanlarda, farklı yerlerde de olsa yollarında yürüdüğüm sokaklarda geçen Sait Faik'in İpekli Mendil'ini okurken aynı hislere kapıldığımı hatırlıyorum. Üstelik ben de bu öyküyü Yekta Kopan'ın söylediği yaşta okumuştum ve bir ipek mendilin yüklendiği anlamı -o dönem için- içini doldurmak zor olmuştu. Oysa şimdi her okuyuşta o ipekli mendilin genç bir sevdanın şarkısını söylediğini, genç bir ölümün nağmelerini fısıldadığını ve yine genç bir avuçtan su gibi fışkırırken aslında tüm bir duygunun o genç avucun içinde toplandığını görebiliyorum. Yıllar sonra tekrar okuduğumda, bambaşka duyguları tekrar bulacağımı da...

SAİT FAİK, İPEKLİ MENDİL VE SONRASI...

Bir ipekli mendile yüklenen böylesine güçlü duygular, bu öykü, Sait Faik'in gençlik döneminin ürünü de olsa yine ancak onun gibi bir yazarın kaleminden çıkabilir: Kabul. Fakat şunu da kabul etmek gerekir ki Sait Faik'in başını çektiği modern öykümüz güçlü akan bir ırmak ve yine bu büyük yazarı ayrı bir yere koyarak, kendi içinde çok güçlü damarlar yaratabilmiş bir maden burada söz kobnusu olan. Buna bağlı olarak da tıpkı Sait Faik'in ipekli mendile yüklediği derin anlam gibi daha başka birçok öykücümüz de öykülerinde farklı nesnelere, farklı karakterlere, farklı mekânlara ve farklı daha birçok "şey"e böylesi derinlikler yükleyebildiler.

Bu aslında tam da öykünün, bir edebiyat değeri olarak vermek istediğine, yani özüne yaraşır bir durum aslında. Herkesin ezberden söylediği, ders kitaplarının bile altını çize çize belirttiği ama büyük bir yanlışı içinde taşıdığı daha başından belli bir söz var: "Öykü türü romanın kısa olanına denir," diye. Evet, öykü form olarak romandan kısadır ama öyküyü anlatmaya romandan başlamak yapılacak "galîz" bir hatadır. Öykü, tam da az önce söylediğim gibi, özüne uygun olarak, kendi içinde saklı yoğunlukla "şey"leri başka bir "şey"e çevirebilme sanatıdır. Bunu yaparken de öyle bir yerden yakalar ki o "şey"ler artık yüreklere, zihinlere, okuyan gözlere saplanmıştır. 

Zaten öykü de özü itibariyle bunu gerektirmez mi? 

Vurup geçmeyi, okuyanı ise vurduğu yere mıhlamayı. 

İşte, bu "şey"lerin anlamlarını deşmek de cesarete ve her yeni okumada yeniden uyanan hislere kalır artık. Bu "şey"leri biraraya toplamak, her tekten bir bütün meydana getirebilmek ise yoğun bir emek ve her zaman eksik kalacak bir uğraşın içine girmekle eş değer.

"BİR ÖYKÜ SÖZLÜĞÜ YAPMAK İSTİYORUM"

Yekta Kopan editörlüğünde hazırlanan "Öykümüzde Nesneler, Karakterler, Mekânlar ve Daha Fazlası" altbaşlığıyla yayımlanan sözlük çalışması da böyle bir çalışma işte. Her zaman eksik kalacak ama her tamamlanma çabasında zenginleşecek bir çalışma...

Uzun soluklu bir çabanın ürünü olarak karşmızda İpekli Mendil. 

Ardında, kendi içinde yaratılmış bir geleneği olan ve bireyselliktense koleltifliği yeğleyen bir ruhun yansımasından doğmuş bir çalışma aynı zamanda. "Topluca yapılan üretimin besleyiciliğine olan inanç" ve onun getirdiği gücü bir kanala yönlendirip, tıpkı güçlü bir nehir gibi akan öykücülüğümzde olduğu gibi, bir damar yaratma uğraşı...

Yekta Kopan'ın Eşik Cini dergisinde başladığı bir çalışmanın devamı ve genişletilmiş hali olduğunu da söylemeliyiz İpekli Mendil'in. Kopan'ın, "Bir öykü sözlüğü yapmak istiyorum. Öykümüzün nesnelerini, renklerini, kavramlarını, anlarını, karakterelerini maddeleştiren bir sözlük olacak bu," çıkışı sonrasında, Eşik Cini'nin her sayısının son sayfasında dört, beş maddeyle başlayan, dergi kapandıktan sonra da yazarın Fil Uçuşu adını verdiği blogda devam eden çalışmanın, geniş ve sözlüğün her maddesini okurken anlaşılacağı üzere yorum gücü yüksek bir okur grubunun elinden çıkmış halini okuyoruz kitapta.

ÖZENLE ÇEKİLMİŞ FOTOĞRAF

Bu noktaya gelmişken kitabı hazırlayan ekibi saymamak da olmaz. Ayçin İnci, Betül Tekeli, Billur Özeke, Cansev Erdemir, Dilvin Tüfekçioğlu, Doğan Toryan, Ebru Tepeler, Eda Yavaş, Filiz Berk Doğutürk, Gülda Şahin, Harika Uygur Ülkü, İzzetiye Keçeci, Jülide Emre, Lütfi Aydeniz, Mehtap Akdeniz, Müge Manuş, Nefin Huvaj, Özgür Can Öney, Özlem Ulus, Pelin Öney, Seda Arkan, Servan Güney, Sinem Cerrah ve Süreyya Duygu Yalçın'dan oluşuyor bu özgün çalışmayı hazırlayan ekip.
Ekibin çalışma yönteminden Kopan sunuş yazısında şöyle bashediyor: "Aylarca okuduk. Ulaşabildiğimiz her kitaptan, her kaynaktan öykümüzün damarını bulmaya çalıştık." Sonrasına da ekliyor: "Bu benzersiz okuma sürecinin bizi hem öykümüzün hangi evrelerden geçtiği hem de ne kadar güçlü bir geleneği olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştirdi."

Bunun dışında daha pek çok şeyle yüzleşiyoruz kitapta. En önemlisi de öykümüzün başlangıcından bugüne onlarca ismi bir araya getirebildiğiyle... 

Bu noktadan baktığımızda İpekli Mendil, aslında öykücülüğümüzün özenle çekilmiş bir fotoğrafı. Fotoğrafın içinde ise edebiyata yansıyan toplumsal sorunlardan değişen toplumsal algılara, farklı inanışlardan farklı şehirlerin yine farklı sokaklarına, bazen şehri bırakıp bir köyün tozlu yollarına ve her maddede çoğaltabilceğimiz daha pek çok olgu, kavram, duyuş ve duruş yer alıyor. 

Yekta Kopan'ın deyişiyle bir "hafıza kaydı" bu çalışma ve devamını da okurdan başkası getirmeyecek. Ancak burada bir parantez açmada yarar var: İpekli Mendil, hiçbir zaman bitmeyecek, her öyküde kendine ek yapabilecek ve her okurun kendi defterleri arasında yeniden doğabilecek bir çalışma. O nedenle nitelikli ve kapsamlı bir çalışma olsa da İpekli Mendil, meraklı hiçbir okuru durduğu yerde tatmin edemeyecek. Bu bağlamda kitap, devamının gelmesine, editörünü ve hazırlayan ekibini kendi kendine zorlayan bir çalışma olacak.

[email protected]

İpekli Mendil/ Kolektif/ Editör: Yekta Kopan/ CanYayınları / 200 s.