Yemeği Fatih yapar bulaşığı ben yıkarım

“İşten istifa edip kendimi okyanusta özgür balık gibi hissetim” Armağan Portakal bu kararı tam 15 yıl önce almış. Şimdi herkesin hayalini kurduğu hayatı yaşıyor.

27 Mart 2021 Cumartesi, 16:02
Yemeği Fatih yapar bulaşığı ben yıkarım
Abone Ol google-news

Armağan Portakal, doğayla içi içe, yalın ve vahşi ticaretten uzak, özgünlük ve yalınlık peşinde. Kurumsal iş hayatından istifa edip kendi deyimiyle özgür bir balık gibi denizlere atlamış. Hayatına keyif aldığı çok şey sığdırmış; Fotoğrafçılık, yazarlık, çiftçilik, kahve üreticiliği, seramik tasarımı, danışmanlık...

Armağan Portakal şu anda eşi gazeteci Fatih Portakal ile İzmir Seferihisar’da kurdukları Torlak Çiftliği’nde zeytincilikle uğraşıyorlar. Gelin şimdi Armağan Portakal’ın, “Bizim büyük bir hikayemiz yok. Oldukça yalın” dediği hikayesine kulak verelim.

- Profesyonel iş hayatını bırakıp böyle bir noktaya nasıl geldiniz?

İzmir’de profesyonel iş hayatım vardı. 2005’te bir prensip kararı alıp istifa ettim. 1 yıl sonra İstanbul’a taşındık. Bir kere istifa edip kendimi okyanusta özgür balık gibi hissedince bir daha bu akvaryuma girmem dedim. Masanın bu tarafında iyice bir burnumu sürttüm. Akla gelmez işler yaptım. 2010’da fotoğrafçılığı hobi edindim. Sonra ufak ufak bir şeyler yazmaya başladım. Sergiler açtım. Tüm çalışma hayatım boyunca hep bana ait bir şey olsun istedim.

- Sonra Torlak Çiftliği’ni kurmaya nasıl karar verdiniz?

2014’te de İzmir Seferihisar’da bir arazi satın aldık. Buradaki zeytin ağaçlarını görünce üreten bir yere çevirelim dedik. Ama İstanbul'dan buranın yöneltilemeyeceğini idrak etmiştim. Toprak, ağaç canlı, sorumluluk size ait. Sonra İstanbul’dan çok burada yaşamaya başladım. Fatih de her hafta sonu geldi. Büyükşehirde çalışmışsınız, şirket kültürü almışsınız buraya gelip hasat şu tarihte olacak, budama bu tarihte, reçel şu tarihte olacak diye planlar yapıyordum. Ama öyle olmuyor, doğanın kendi kuralları var.

Toprak üretirken, zihin ve beden de üretmeli deyip atölyeler başlatık, el emeği gümüş, seramik, altın tasarımlar yaptık. Bu işlerde hep yol arkadaşlarım oldu.

- Kaç kişilik bir ekip var?

Ben ve iki ablam var. Aile işi. Ben gıda sanayinden geliyorum ama benim hedefim büyümek, sanayileşmek, seri üretim yapmak hiç olmadı. Biz ailemizden ve geleneklerimizden öğrendiğimiz az sayıdaki ürünü kendimiz yapalım dedik. O yüzden Torlak Çiftliği olarak ürünlerimiz azdır. El emeği yaparız. Sadece internet üzerinden satarız.

- Neden Torlak?

Dedem annemi torlağım diye severmiş çocukken. Torlak genç acemi ama güçlü kuvvetli demek. Bu tam bizi anlatıyordu.

- Torlak Çiftliğinde ürettiğiniz ürünlerden marka yarattınız, para kazanmaya başladınız mı?

Çiftçilikten para kazanmak çok zor. Buradaki tek motivasyonumuz tabiatın içinde yaşamamız. Bu bize hem özgürlüğümüzü hem sağlığımızı veriyor. Ama kahve işine girdik o iş biraz daha soluk getirdi.

BLEND1601 İLE KAHVECİ OLDU

- 2 yıl önce Blend1601 adıyla bir kahve markası yaratmışsınız, orada nasıl bir hayalle yolla çıktınız?

Kahve hayalimi arkadaşım Coffee Pacifica kurucusu Alper Ulus’a anlattım. Dedim ki şöyle bir kahve yapmak istiyorum; Kokusu mekanı sarsın. İlk yudumda dilimde, yanağımda ve damağımda dolgun bir tat bıraksın. Yumuşak bir içimi olsun. Yuttuktan sonra lezzeti uzun süre kalsın. Böylece ilk adımları attık. Tamamıyla bize özel bir ürün olsun istedim, 16 Ocak 2019’da tam da hayalimdeki ürünü yaptık. İsmini de bu tarihten esinlenerek Blend1601 koyduk. İlk üretimimizi ise 8 Mart 2019’da yaptık. Müşteriler kahvemizi çok beğendi. Filtre, çekirdek ve Türk kahvemiz var. Şimdi dünyada limitli üretilen kahvelerden bir set daha ekleyeceğiz. Numunelere geldi.

Şu anda masamın üstü o kadar çok planla dolu ki.

- Ne tür planlar?

Çalışmayı ve bir şey üretmeyi seviyorum. Bu yaştan sonra da hep içime sinen bir şey olsun istiyorum. Büyük bir heyecanla çalışıyorum. Amacım vahşi bir ticaret yapmak değil. İşin içinde emek tasarım, özgünlük olsun istiyorum.

ÜRETMEKLE MUTLU OLUYORUM

- Bu işler için nasıl motive oluyorsunuz?

Zamanı boşa harcayan insan değilim. Çalışmakla üretmekle mutlu oluyorum. Yol arkadaşlarımla yeni bir ürün çıkarma fikri beni çok heyecanlandırıyor. Bu beni motive ediyor. Biz ürettikçe toplumda söyleyecek sözümüz, anlatacak bir hikayemiz oluyor. Belki bir çocuğum olsaydı bu kadar zaman ayıramayacaktım. Çocuk büyütmemişsem hayatımı başka şekilde zenginleştirmem gerekiyordu. Güzel anılar güzel deneyimlerle arkamızda iz bırakmaya çalışıyoruz.

- Çiftlik, kahve, internetten satış, tasarımlar bunların hepsi sizin fikriniz miydi?

Dünya hep güzel yemek yapanları hatırlıyor ama bulaşık yıkayanları hatırlamıyor. Üretmekten yeni fikirlerden keyif alıyorum. İlk yola çıkarken yakın çevrem ve yol arkadaşlarıma bakıyorum. Benim sadece bir kupa yapma ya da bir kahve yapma hayalim yoktu. Hedefim kupa yapmak olsaydı daha seri üretim yapardım. Ya da Torlak çiftliğinde 12 ay stokta olacak ve satılacak ürünler yapardım. Duruyorum ama. Toprağıma çok saygı gösteriyorum. Benim yaptığım iş biraz daha koşmadan, sabret, hisset ve yürü şeklinde...

YALINLIK ZENGİNLİKTİR

- Daha fazla ürün ya da seri üretim olsaydı mutsuz mu olurdunuz?

Evet. Bizi mutlu eden sınırları biliyoruz Fatih’le. Burada özgürce, sağlıklı bir yaşam, tabiatın içinde bir yaşam, bizim sınırlarımız bunlar.

Zeytin bizim burada var olma sebebimiz. Sofralık 5 çeşit zeytinimiz, güneşte pişirdiğimiz reçel ve sakız enginarı konservemiz var. Yalınlık zenginliktir. Saldırgan olmaya gerek yok.

- Pandemi ile insanlar sağlıklı yaşam ve doğa ile iç içe olmanın değerini daha iyi anladı galiba..

Özellikle büyük şehirlerde yaşayıp bir Ege kasabasına taşınıp artık çiçekle böcekle bahçeyle yaşamak istiyorum diyen bir kafa var. Bu çok romantik bir kafa. Sorumluluğu çok daha fazla olan bir iş var burada. Bir kere canlıyla uğraşıyorsunuz. Bunların hiçbiri uzaktan yapılacak işler değil. Taşın altına elinizi değil bedeninizi sokmalısınız. Çok çalışmak gerekiyor. Boş bırakmaya gelmiyor. Eğer tarım yapıyorsanız, canlıyla uğraşıyorsanız etiniz kemiğiniz ruhunuz burada olacak.

Şu anda Torlak Çiftliği’nde 350 zeytin ağacı var. Üretmeyi hayal etmemiştim ta ki zeytin ağaçlarını görene kadar. Bu ölümsüz ağaçlara çok şey borçluyum.

- Fatih de İstanbul’daki işi bırakıp Seferihisar'a döndüğünde nasıl bir sinerji doğdu?

Fatih'in gelmesi bir iki çıta atlamamı sağladı. Bir sürü fikri anında konuşma, paylaşma fırsatımız oldu. Çok da güzel oldu.

- Fatih’le burada nasıl bir görev dağılımı yapıyorsunuz?

Fatih gazeteciliğe yine Youtube’de devam ediyor. Sabah kahvaltıdan sonra ikimiz de çalışma odalarımıza dağılıyoruz. Evde kesin olan şöyle bir görev dağılımı var. Yemekleri Fatih yapıyor, bulaşıkları ben yıkıyorum.

- Yeni kitap ve fotoğrafçılık çalışması var mı?

Çiftliği kurunca fotoğrafçılık hayatım çiftliğe kaydı. Yazmak öyle büyük mesuliyet ve sorumluluk ki ona konsantre olmanız gerekiyor. Toprak da aynı şeyleri istiyor. Hem onu hem onu yapmayı beceremedim. Bir kitap çıkarma fikrim var, ama şu anda yarım.

FATİH PORTAKAL: YAPMAK İSTEDİKLERİMİ GECİKTİRMİYORUM

Fatih Portakal da Torlak Çiftliği ile hayatındaki değişimi şu sözlerle özetledi:

İşi bırakıp bana daha fazla huzur getirecek bir yaşama dönmek kişisel tercihti. Ve tercih hakkımı kullandım. Geriye dönüp baktığımda pişmanlık duymuyor olmam da beni mutlu ediyor.

Burada asıl önemli olan bir şeyler sizi esir almadan kendi isteklerinizi sevdiklerinizle hayata geçirebilmeniz. Yaptığım tam da bu.

Habercilikten de tamamen kopmadım. Dijital mecrada, kendim biçimlendirdiğim şekilde, keyif alarak sürdürüyorum. Bir taraftan işimi yapıyor, bir taraftan yaşamımın içindeki önemli anları ya da yapmak istediklerimi geciktirmiyorum. İnsan başka ne isteyebilir ki?