Yeni insanın kulağına ruhunu üflemek

İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik olarak ruh, tin vurgulanmıştır üstüne basa basa. İnsanı insan yapan şey.

15 Mayıs 2021 Cumartesi, 15:58
Yeni insanın kulağına ruhunu üflemek
Abone Ol google-news

Yunan tanrılarından Orta Asya Türklerinin tanrılarına, oradan Hristiyanlık ve İslâma kadar bütün inanış biçimlerinde benzerdir; yaratılırken insan, kulağına üfleyiverir Tanrı ruhunu. O şekilsiz canlıdan insanın doğuşu böyle olur. Ruh bu anlamda ‘Ben’dir. Özne olarak ‘Ben’. Eski Yunancadaki ‘Psyche’den Arapça ‘Nefs’e kadar insan ruhu, canlıyı cansız varlıktan ayıran tek şey olduğu düşünülen solukla, nefesle özdeş olmuştur. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik olarak ruh, tin vurgulanmıştır üstüne basa basa. İnsanı insan yapan şey. 

Büyük Alman filozofu Kant’a göre felsefenin temel sorusudur, “İnsan nedir?” – “Was ist der Mensch?” Psikoloji ve psikiyatri de felsefenin haylaz çocukları olarak biri “sağlıklı” ruhun, diğeri “yolunu kaybetmiş” ruhun ne olduğuyla, eğrisiyle doğrusuyla insanın ne olduğuyla ilgilidir. 

Peki 21. yüzyılın insanı, insanın ruhu ne menem bir şeydir? ‘Post-Kovid İnsan’ diyebilir miyiz artık ona? Yoksa henüz geçen bir şey olmadığına göre hâlâ Kovid öncesi insanın düşünüş biçimiyle mi algılıyor ve yorumluyor insan kendini, hayatını ve ruhsallığını, vücûdiyetini? Her ikisi de farklı farklı insanlarda ve dahi aynı insanda var sanırım. 

Psikoterapiden biliriz ki, birileri ben ben diyerek dolanıyorsa ortada, her cümlesine ben diye başlıyorsa bahsettiği ‘Ben’den pek de emin değil demektir. Gerçekten var olan ve memnun olunan şeyden çok söz etmez çünkü insan. Zaman gibi örneğin. Zamanın hızlı ya da yavaş geçtiğini hissediyorsanız bir sorun var demektir. Yavaş geçen zaman hayatı dolu dolu yaşayamadığınız hissiyatına sahip olduğunuz anlamına gelirken, zamanın hızlı geçmesi de hayatı kaçırdığınız duygusuyla cebelleştiğinizi düşündürür. 

Çizen: Özge Ekmekçioğlu

21. yüzyıl insanı durmaksızın ben ben diye bağıra bağıra etrafta dolaştığına, sosyal medyada ‘Ben’ yerine bedenini ya da ‘sahip’ olduğunu varsaydığı ‘şey’leri sergilediğine göre ortada pek de ciddiye alınacak ‘Ben’ diye bir şey kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ruh dediğimizde de anlamamız gereken ‘Batı Kapitalizminin Ruhu’ olsa gerek. ‘Post-Kovid İnsan’ın gazı kaçmış sönük bir balon gibi rüzgâra kapılıp sağa sola savrulan ve bir türlü yükselemeyen ruhu…

Batı kapitalizmi deyince artık global bir sistemi anlamamız gerektiğini vurgulamak gereksiz olsa gerek. Çin de Japonya da artık Batılı anlamda kapitalist ülkeler. Ve diğerleri de biziz, artıklarla beslenen, çöp karıştıran yoksul ülkeler ve onların insansıları…

Post-Kovid İnsan henüz farkına varmamış da olsa ya da yavaş yavaş sezmeye başlamış olduğu gibi Yeni İnsanı doğurmalı küllerinden. Bir Phoenix gibi. Edip Cansever’in o muhteşem şiirinde söylediği gibi: 

“Kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum 

Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.”

Yangını biz çıkarmadık ama yanan biziz, yangını çıkaranlar değil. Corona enfeksiyonu aşısının patentini elinde tutup insanlığa hizmet ettiği yalanını gözümüze sokarak söyleyenler değil. 

Yeni insan, yalnızca bedensel hazların ve ihtiyaçların peşinde koşarak mutlu olabileceği yanılgısından çıkmış olmalıdır. Sahip olmak ve tüketmek üzerine kurulu bir hayatın, bedeni aşırı doyuracağını ama vücûdunu açlıktan öldüreceğini bilmelidir. Bedenin ruh aracılığıyla vücuda geldiğini ve onun, yani vücûdun uzayda yer kaplayan bir nesne değil, ancak zihnimizde var olabilen bir kavram olduğunu yeniden anımsamalıyız. Öte yandan, ruhun da beden aracılığıyla tinsel bir var olana dönüştüğünü ve duyularla algılanan bir özne haline geldiğini. 

Post-Kovid Yeni-İnsan’ın kulağına ruhunu üfleyecek olan yine kendisi olacak ama, bunu iyice bilmeliyiz. Çünkü Nietzsche’nin daha 19. yüzyılın sonlarına doğru söylediği gibi, “Tanrı öldü ve onu biz öldürdük!” Bunu yapabilmek ancak felsefeyle mümkün gibi duruyor. İnsanı vücûdiyeti içinde anlamaya çalışarak. Bir laboratuarda deney hayvanının yapıp ettiklerini açıklamaya çalıştığımız gibi değil. Husserl’in fenomenolojik indirgemecilik adını verdiği bütün önyargılarımızdan sıyrılarak, insana, yani kendimize bakabilmeli ve onu olduğu gibi o haliyle anlama gayreti içinde – gayreti diyorum, çünkü Jaspers’ın da dediği gibi bir insanı bütünüyle anlayabilmemiz mümkün değildir – yeni bir yorumla Yeni-İnsan’ı tanımlamalıyız. 

Bu bir iki adım geri çekilmenin içine önyargısız bakışın yanı sıra Batı kapitalizminin esiri olan ve şimdi elimizde yalnızca külleri kalmış Eski-İnsan’ı belirleyen bütün değerlerin sorgulanması ve Nietzsche’nin dediği gibi yeni değerlerin yaratılması gerektiğini unutmamalıyız.

Nietzsche’nin Übermensch – Üstinsan – olarak tanımladığı yeni insan ‘Post-Kovid Yeni-İnsan’ olabilir ancak. 

Yeni bir tin, yeni bir vücûd, yeni değerler ve yine yeni bir başlangıç!