Arın Dilligil Bayraktaroğlu’ndan ‘Sisli Şehir’. Dr. Çiğdem Balım’ın söyleşisi...

Arın Dilligil Bayraktaroğlu’ndan ‘Sisli Şehir’. Dr. Çiğdem Balım’ın söyleşisi...

23.04.2026 00:03:00
Güncellenme:
Arın Dilligil Bayraktaroğlu’ndan ‘Sisli Şehir’. Dr. Çiğdem Balım’ın söyleşisi...

Akademisyen ve yazar Arın Dilligil Bayraktaroğlu’nun Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan Sisli Şehir adlı romanı, şair ve diplomat Abdülhak Hamid’in ilk eşi Fatma’yı kaybetmesi sonrasında Londra Büyükelçiliğine tayin olup çeşitli görevler üstlenerek geçirdiği yirmi altı yılı (1885-1911) kapsıyor. Bayraktaroğlu’nun derinlikli bir araştırma sürecinin ardından kaleme aldığı Sisli Şehir, Osmanlı tarihinde Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin ve sisli bir dönemin belgeseli olarak da görülebilir. Arın Dilligil Bayraktaroğlu ile Sisli Şehir: Şair ve Diplomat Abdülhak Hamid’in Londra Yılları’nı konuştuk. Dr. Çiğdem Balım’ın söyleşisi...

Image

TOPLUMSAL DİLBİLİMDEN ANI ROMANA...

- Uzun yıllar İngiltere’de Cambridge şehrinde yaşadınız ve bir devre Cambridge Üniversitesi Doğu Bilimleri Fakültesi’nde Türkçe Dili ve Edebiyatı alanında öğrenci yetiştirdiniz. Daha sonra sizi anı romanları yazan bir edebiyatçı olarak gördük. Bu geçiş nasıl oldu?

ARIN DİLLİGİL BAYRAKTAROĞLU - Atif çalışma sürecimin sonuna kadar toplumsal dilbilimi alanında faal oldum. Bunu takip eden yıllarda bir “dinlenme” devresine girmişken aniden ortaya çıkan Covid salgını ile vaktimi ev içinde değerlendirme amacıyla kitap yazmaya karar verdim.

Anı roman türü ilgi duyduğum bir alandı. Daha çok geçmişte yaşamış kişilerin yaşam öyküsüne odaklanarak o geçmişe ait fiziksel dünya, yaşam biçimi, sosyal ve kültürel özellikler konusunda araştırma yapmak bana çekici geldi.

Bu şekilde birkaç kitabım yayınlandıktan sonra Abdülhak Hamid’in Londra’daki yaşamına odaklandım ve bir yıl süren hazırlık ve yazım devresi sonunda Sisli Şehir: Şair ve Diplomat Abdülhak Hamid’in Londra Yılları ortaya çıktı.

- Romanlarınızda tarihe geçmiş önemli kişilerin yaşantılarını ve başarılarını dile getiriyorsunuz. Sisli Şehir kitabınızda da ünlü şair ve diplomat Abdülhak Hamid’in Londra’da geçirdiği yılların ayrıntılarını okuyoruz. Kahramanlarınızı hangi faktörleri dikkate alarak seçiyorsunuz. Sizi bu tür roman yazmaya özendiren nedir?

BAYRAKTAROĞLU - 1990’ların başlarında İrfan Orga’nın Portrait of a Turkish Family adlı kitabını okudum. Orga’nın yaşamöyküsünden o denli etkilendim ki bunu Bir Türk Ailesinin Öyküsü (Ana Yayıncılık, 1994 / Everest Yayınları, 2008) adıyla çevirerek Türk okuyuculara ulaşmasını sağladım.

Sanıyorum benzeri öykülere olan merakım bu şekilde başladı. Abdülhak Hamid’in Türkiye dışındaki yıllarını anlattığım Sisli Şehir kitabım da bunun en son örneği.

‘ABDÜLHAK HAMİD’İN DUYGUSALLIĞINA, YARALARINA OLDUĞU KADAR GERÇEKÇİ VE DİK DURUŞUNA DA YER VERDİM.’

- Abdülhak Hamid’in yaşantısı bir roman kapsamında daha önce de ele alındı. Bunların arasında ilk aklıma gelenler Can Dündar’ın yazdığı Lüsyen (Can Yayınları, 2010) ve Yusuf Mardin’in yazdığı Abdülhak Hamid’in Londrası (Türkiye İş Bankası, 1976). Sisli Şehir’i bu kitaplardan ayıran özellik nedir?

BAYRAKTAROĞLU - Değindiğiniz her iki kitap da şairin yaşamındaki belirli devreleri pek çok ayrıntısı ile yansıtıyor. Ancak Sisli Şehir onlardan farklıdır. Lüsyen kitabı Abdülhak Hamid’in 1912 sonrasındaki yaşantısını ve Lüsyen’e olan tapınma derecesindeki aşkını dile getiriyor. Yani ele aldığımız devreler farklı.

Ayrıca Lüsyen ile evlendikten kısa bir süre sonra Hamid’in diplomatik yaşamı da sona ermişti. Maddi sıkıntılar yaşadığı Londra’da hiç değilse görüntü olarak “zevahiri kurtarıyordu” ama öğreniyoruz ki daha sonraki sıkıntılar Londra günlerini mumla aratmış.

Savaştan hoşlanmayan bir kişi olarak yurda ancak düşman vatan topraklarından ayrıldıktan sonra döndü. Vaktiyle siyah olan ama Viyana’da rengi yeşile dönen paltosuyla, “aç bilaç” yaşadığı kıtlık günleri Sisli Şehir’de yer almaz.

Yusuf Mardin’in kitabında ise siyasi tarih olguları öylesine öne çıkıyor ki Hamid’in duygusal ve yaratıcı yönleri gölgede kalıyor. Bu anlatım tarzıyla kitap roman olmaktan çıkıyor ve tarihsel belge niteliği kazanıyor.

Ben Abdülhak Hamid’in içinde yaşadığı ortam ile ne çeşit bir etkileşim içinde olduğunu göstermeye gayret ettim. Büyükelçilikte çalışanlarla ilişkileri, hangi diplomatik meselelerle karşılaştığı, bunları halletmek için ne gibi stratejiler geliştirdiği, hangi siyasetçiler ve aydınlarla temasta olduğu gibi iş yaşamıyla ilgili bilgiler bunlar.

Öte yandan onun aşık olduğu kişilere veya etkisinde kaldığı duygusal maceralara da yer verildi. Bu açılardan Sisli Şehir’in diğer romanlarla aynı platformda olmadığına inanıyorum.

Image

 

- Hamid’in kişiliğini yansıtırken nelere dikkat ettiniz? O, kaybettiği sevgili ardından duyduğu acıyı en dokunaklı şekilde haykıran bir sevdalı idi. Bu kadar duygusal ve yaralı bir şairi anlatmak sizi zor geldi mi?

BAYRAKTAROĞLU - Ben hiçbir anlatının onu layığıyla canlandıracağına inanmıyorum. Kitabın girişinde (s. 7) şu satırlar yazılıdır:

“Hamid için romantik, güzellik düşkünü, gerçekçi, narsist, tevazuu sahibi, müşkülpesent, hazırcevap, nüktedan, hoş sohpet, doğa sever, hayvan sever, insan sever gibi tekdüze sıfatlardan oluşan bir genelleme yapmak mümkün değildir. O bunların hepsi olması yanısıra çok daha fazlasını kişiliğinde barındırır... Abdülhak Hamid’in kişiliği bir romana sığmayacak kadar çok yönlüdür”.

Gerçekten de o, İngilizlerin “larger than life” (gerçek hayattan daha büyük) dedikleri türden, benliğinde olağanüstü vasıflar taşıyan bir kişidir. Kıvrak zekasıyla, dil kullanımındaki ustalığıyla, şakacılığı ve nükteleri ama aynı zamanda duygusallığı ile tanıdığı ve tanımadığı pek çok aydının hayranlığını kazanmıştır ve hakkında ciltler dolduracak kadar yorum yapılmıştır.

Sisli Şehir kitabı o engin denize katılmış birkaç damladır sadece. İçeriğinde şairin duygusallığına ve yaralarına dil yettiğince değinilmiştir ama onun sosyal ortamlardaki gerçekçi ve dik duruşuna da aynı ölçüde yer verilmiştir.

ANILARA TESLİM OLDUĞU MEKÂNLAR!

- Sisli Şehir’deki mizansenin okuyucuya hitap etmesi için kullandığınız unsurlar nedir?

BAYRAKTAROĞLU - Mizansenin anlaşılabilir ve inandırıcı olması en önemli unsur. Okuyucunun mizansen içinde karşılaştıkları ile tanışık olması gerekmez hatta böylesi bir mizansen dünyada hiç yaşanmamış olsa bile okuyucudan kabul görür. Onun hayal gücünü ve de merakını

tetikliyorsa bu yeterlidir. Tarihsel mekan da okuyucunun kendi yaşantısına tamamen ters düşebilir ama toplumların yaşadığı aşamalı geçişlere merak duyanlar için ilgi kaynağıdır.

Bugünün Londra’sı Hamid’in o yıllarda içinde bulunduğu ortamdan çok farklıdır.

Şimdi Londra’nın göz kamaştırıcı siluetine hayran kalanlar 19. yüzyılda hüküm süren sefaletin günümüzdeki heybete ne kadar ters düştüğünü fark etseler şaşırırlar. Ben de geçmişte kalan ortamlardaki inanılması güç engelleri okuyucuyla paylaşmak istedim.

Sisli Şehir’de kullandığım sefil Whitechapel manzaraları ortamın gerçeklerini göstermek amacıyla kitaba eklenmiştir.

Abdülhak Hamid hangi etkilere ne tepkiler veriyordu? Bir şaire esin verecek ortamlar bile Hamid’in anılara teslim olduğu mekânlardır. “Hyde Park’tan Geçerken” şiirini anımsayalım. Bu yeşil sükunet içinde bir kuşa hitaben ettiği feryatlar insanın içini dağlar.

Sonuçta diyebiliriz ki metropolün fiziksel havası, iyisiyle kötüsüyle ona duygularını ifade için olanak sağlamıştır.

Image

 

- Anı roman dediğimiz edebiyat türü biyografik bilgileri kullanarak bunları hayal mahsulü ortamlara oturtmak ve olası diyaloglarla beslemek yoluyla ortaya çıkıyor. Bir anlamda gerçek ile hayal gücünün birleşimi oluyor anı roman. Bu ikisi arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

BAYRAKTAROĞLU - Bu gerçekten de zor bir işlem. Birisinden birine fazla odaklanırsanız kitabın hüviyeti değişiyor. Hayal gücüyle oluşturulan eserler salt roman sınıfına giriyor ki bu durumda olayların gerçek oluşumunu gözardı etmiş oluyorsunuz.

Olaylara fazlasıyla bağlı kalırsanız o durumda iç muhasebeye, karakterler arasındaki konuşmalara, sessiz gerçekleştirilen hareketlere yer vermeyen, sadece biyografik bilgi içeren bir kitap ortaya çıkıyor.

Sisli Şehir bu iki öğeyi aynı ağırlıkta kullanmaya gayret edilerek yazıldı. Bu konudaki başarısına şüphesiz okuyucu karar verecektir.

- Romanınızdaki çam kozalağı figürü bir anlamda onun şair olarak geleceğini gösteren bir sembol olarak kullanılmış. Bu metafor ile neyi ifade etmek istediniz?

BAYRAKTAROĞLU - Ağdalı dil kullanmakta neden ısrarcı olduğunun altını çizmeyi amaçladım. Selim İleri yazdığı Kumkuma (Everest Yayınları, 2018) yapıtında Hamid’in unutuluşunu dile getirmiş ama ben unutulacağı kanısında değilim.

Bugün kimi okuyucu Nâzım Hikmet’in memleketteki insan manzaralarına duyduğu ilgiyi Hamid’in mezar başında yaktığı ağıta duymayabilir ama nasıl ki Fuzuli, Baki, Nedim ve benzerleri hâlâ edebi değerlerimiz ise Hamid de aynı saygıyı görmeye devam edecektir. Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı gibi, “Kafayla övünecek, gönülle yanacağız, Hâmid’i anıyoruz, Hâmid’i anacağız” (Ülkü Dergisi, Mayıs 1937).

- Bundan sonraki projenizi planlamaya başladınız mı?

BAYRAKTAROĞLU - Evet, bir proje üstünde çalışmaya başladım. İçeriğin planlaması bir sonraki aşama olacaktır. Halen veri toplama devresindeyim. Ele alacağım tarih 1840’ta başladığı için Sisli Şehir’in biraz gerisine gidiyor.

Kırım harbini de kapsar şekilde Sultan Abdülmecit’ten Sultan Abdülaziz’e geçiş sancıları. Başka bir deyişle türbülans devresi. Bu içeriğin genel görünüşü.

Karakterlere gelince, Batı’ya uyum sağlamış Abdülhak Hamid’in aksine, bunlar Batı’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş Avrupalı göçmenler olacak. Onların Osmanlı kültürüne ayak uydurması ve sosyal yaşantıya yaptıkları katkılar değerlendirilecek. Sonra da herhalde sıra özgün bir romana gelir.

 

Sisli Şehir: Şair ve Diplomat Abdülhak Hamid’in Londra Yılları / Arın Dilligil Bayraktaroğlu / Remzi Kitabevi / 248 s. / 2026.