Aşkını mektuplarda arayan şair; Edip Cansever

İki Satır, İki Satırdır’da (Yapı Kredi Yayınları) Türk Şiiri’nin ustalarından Edip Cansever’in, modern seramik alanının dünyaca ünlü sanatçılarından Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 mektup, kitapta bir araya geliyor. Altmış yıl öncesine uzanan (1962) ve neredeyse on beş yıl süren (1976) bu mektuplaşmaların bugüne kadar hiçbir yerde yayımlanmamış ve neredeyse hiç bilinmeyen yansımalarını günümüz okuruyla buluşturuyor.

22 Eylül 2021 Çarşamba, 00:01
Abone Ol google-news

Fotoğraf: ARA GÜLER

HAYATI DA ŞİİRE DAHİL BİR EDİP!

Edebiyat tarihçilerinin önemli malzemelerinden biri de yazarlardan geriye kalan mektuplardır. Sevdiğiniz bir edebiyatçının kaleminden çıkan her şeyi okumak istersiniz. Hele ki okuyacağınız metin kalbinizde taşıdığınız yazarın özel yaşamına açılan kapı anlamına da geliyorsa bu metinler daha da değer kazanır.

Günlükler, mektuplar, samimi yazılmış anılar böyle metinlerdir. Özellikle mektuplar… Bunu yazan İkinci Yeni’nin önemli isimlerinden Edip Cansever ise konuyu bir adım öteye de taşıyabiliriz. Çünkü çağdaşı Cemal Süreya’nın dediği gibi Cansever’in “hayatı - da - şiire dahil.”

Cansever’in yaşamından şiirini okumak, aşkını anlatışından imge dünyasının ipuçlarını yakalamak, gündelik yaşamındaki kesitlerden göndermelerinin kokusunu duymak pek tabii ki olanaklı.

Fotoğraf: ŞAHİN KAYGUN

MEKTUP ÂŞIKANE BİR DOSTLUK

Kısa süre önce Yapı Kredi Yayınları tarafından okurların karşısına çıkan İki Satır, İki Satırdır, iyi bir okur için bu yönden bulunmaz bir fırsat.

İki Satır, İki Satırdır’da usta şairlerimizden Edip Cansever’in, modern seramik alanının dünyaca ünlü sanatçılarından Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 mektup, kitapta bir araya geliyor.

Altmış yıl öncesine uzanan (1962) ve neredeyse on beş yıl süren (1976) bu mektuplaşmaların bugüne kadar hiçbir yerde yayımlanmamış ve neredeyse hiç bilinmeyen yansımalarını günümüz okuruyla buluşturuyor.

Kitabı titizlikle yayıma hazırlayan Habil Sağlam, Edip Cansever ve Alev Ebüzziya arasındaki bu mektuplaşmaları, Cansever’den yana içeriklerine bakarak “âşıkane bir dostluk” olarak tanımlıyor.

Gerçekten de fırtınası ve durgunluğu ve şefkatiyle eşine az rastlanır bir ilişki biçimi bu iki sanat insanı arasında gelişen.

CANSEVER’İN YOK ETTİĞİ MEKTUPLAR!

Peki, nasıl oldu da yolları kesişti ve ilişkileri yıllarca süren bir “mektup âşıkane dostluğuna” dönüştü? Bu noktada Habil Sağlam’a kulak vermekte yarar var.

Kitap için kaleme aldığı önsözde bundan ve daha pek çok derinlemesine çıkarımlarından şöyle söz ediyor Sağlam:

“Cansever ile Ebüzziya, 1960’lı yılların başında İstanbul’da bir arkadaş çevresinde tanışır.

Öncelikle Vâlâ Ebüzziya’nın Şişli Palazoğlu Sokak’taki evine postalanan mektuplar, Alev Ebüzziya’nın 1962 yılının Ekim ayında bir porselen fabrikasında tasarımcı olarak çalışmak üzere Danimarka’ya yerleşmesiyle birlikte İstanbul-Kopenhag hattında gidip gelmeye başlar.

Yüz yüze görüşmeleriyse ancak Alev’in tatil için İstanbul’a döndüğü yaz aylarında mümkün olur. Edip Cansever birkaç kez Danimarka’ya gitmeyi tasarlasa da bu arzusunu bir türlü yaşama geçiremez.

Öte yandan, Alev Ebüzziya 1963 yılında David Siesbye ile tanışır. 1966’da birlikte yaşamaya başlayan çift arasındaki ilişki, 1967 yılında evliliğe dönüşür.

Bu gelişmelere paralel biçimde, Cansever’le Ebüzziya arasındaki platonik aşkın giderek sıkı bir dostluk halini aldığı görülür.

Yaşamındaki önemli değişiklikler sebebiyle Alev Ebüzziya, Edip Cansever’le yazışmaya son verir. İkili, mektupların kesilmesinden sonra bir daha görüşmez.”

Edip Cansever ise 28 Kasım 1975 tarihli mektubundan öğrendiğimize göre Alev Ebüzziya’nın kendisine gönderdiği mektupları yırtıp yok etmiştir. Dolayısıyla bugün elimizde mektuplarla yıllarca sürmüş bir diyaloğun tek sesi bulunmakta.

Fotoğraf: CENGİZ CIVA

MEKTUPLARDAKİ ŞİİRLER

Cansever ve Ebüzziya arasındaki bu hikâye bugüne kadar neredeyse hiç konuşulmaz bile. Ancak bugün, bu mektupların yayımlanmasıyla, edebiyat tarihimizin dev isimlerinden Edip Cansever’in yaşamının önemli bir dönemini kaplayan kalp ve ruh uğraşısı gün yüzüne çıkıyor.

İki Satır, İki Satırdır sadece bununla sınırlı kalan bir kitap da değil. Cansever’in şiir dünyasına da omuz verebilmeyi başarıyor.

Habil Sağlam’ın önsözde değindiği, kitabın sonuna da “Mektuplardaki Şiirler” başlığıyla satır satır takip ederek yerleştirdiği bölüm, bu noktada okura ve araştırmacılara yeterince yardımcı olacaktır.

Kitabın bu bölümünde Sağlam, Cansever’in temelini Ebüzziya’ya gönderdiği mektuplarda attığı satırların peşine düşüyor. Satırların, mektuplardaki ve kitaplardaki şekillerini yan yana getirip deyim yerindeyse bir edebiyat dedektifliği yapıyor.

Çizim: SALİH MERCANOĞLU

‘BEN OMUZLARIMI ALIP SIKINTIYA GİDERİM’

Mektubunda örnekse, “Ben omuzlarımı alır giderim/ Bir asker kışlaya gider” diyor Cansever. Bunu ‘Çember II’ şiirine alırken ise, “Ben omuzlarımı alıp sıkıntıya giderim/ Bir asker kışlaya gider” şekline sokuyor.

Bir örnek daha verecek olursak, “Ben çok şeyi kadınlar için yaptım, kadınlar/ Onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni.” diyor şair mektupta,

‘Robespierre’ şiirine “Çok şeyi kadınlar için yaptım, kadınlar/ Onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni” olarak geçiyor bu satırlar.

Bunun gibi daha pek çok önemli değişikliğin ortaya çıkmasını sağlıyor mektuplar. Bu anlamda önemli Cansever şiirlerinin çıkış noktalarının da ne olduğunu görüyoruz.

CANSEVER’İN KİTAPLARINA GİRMEMİŞ ŞİİRLERİ

Dahası kitaplarına girmemiş şiirler ve satırlar da Habil Sağlam tarafından tek tek tespit edilmiş. Bu şiir ve satırların kitaplara neden girmediği sorusunun yanıtı şairle birlikte yitip gitmiş olsa da, edebiyatımızın birkaç Edip Cansever şiiri ve dizesi daha kazandığı muhakkak.

Yine mektuplarda Cansever’in başka şairlerden Alev Ebüzziya için alıntıladığı satırlar da var. Bir şairin, aşkı dile getirişinde başka şairlerden de seslendiğini görmek ne güzel.

Mektuplardaki şairin ve mektuplarla kurulan bu ilişkinin edebî yaratım üzerindeki etkileri ise kesinlikle derinlikli bir biçimde yeniden ele alınmayı gerektiriyor. Kitap bu yeni bilgilerin ışığında pek çok yeni araştırmaya böylelikle kaynak sağlamış da oluyor.

UZAKTAN UZAĞA BİR BAŞKA AŞK!

Peki, İki Satır, İki Satırdır’ı sadece meraklı okurun ve araştırmacıların emeğine mi bırakacağız? Kesinlikle hayır. Çünkü elimizdeki mektuplar uzaktan uzağa yaşanmış “bir başka aşk”a tanıklık ediyor / ettiriyor.

Bu, hemen yukarıda nasıl yaşandığını anlatmaya çalıştığımız bir başka aşkın dünyası, pekâlâ bir roman parçaları olarak da okunabilir. Değil mi ki Edip Cansever’in kaleminden çıktılar, kitabın sayfaları arasında dolaşırken neden tamamlanmamış bir şiirinin parçalarını bulmuş gibi davranmayalım?

Üstelik kitabı okuyanlar da görecek ki, şiirin ta kendisinin arasından sıyrılıp gelmiş bu mektuplar. Yoksa, “İki gündür kar yağıyor. Seni düşünmek gibi bir kar bu.” cümlelerini okuyabilir miydik? Ya da “Ağzımla anlasam ağzını. Gözlerini bir sonraya bıraksam.” diyebilir miydi Cansever?

İNSANA, KENTE, DOĞAYA, KENDİNE VAROLUŞSAL BAKIŞLAR!

Aynı şekilde şairin insana, kente, doğaya, kendine, varoluşsal bunalımlarına bakışının gündelik yaşam üzerinden yansımalarını da görüyoruz.

Devrin bir entelektüeli olarak Cansever’in, Türkiye’nin geçirdiği siyasi çalkantılar karşısında takındığı tutumun da bu mektuplara yansıdığını bir not olarak düşebiliriz.

Sözün özü, İki Satır, İki Satırdır’ı bir büyük şairi yaşamından şiirine açılan pencerelerinden seyretmek olarak tanımlayabiliriz.

İki Satır, İki Satırdır - Alev Ebüzziya’ya Mektuplar (1962-1976 / Edip Cansever / Hazırlayan: Habil Sağlam / Yapı Kredi Yayınları / 304 s.