Biyografi mi, biyografik roman mı? Feridun Andaç’ın yazısı...

Özellikle bir yazarın yaşamı / yapıtı üzerine kurmaca bir roman yazmanın ne kadar biyografiyi içermesi gerektiği tartışmalı bir konudur, bence. Kuşkusuz ele alınan yazarın / sanatçının yaşamıdır odaklanılan. Ama bu hiçbir zaman kronolojik bir yaşamöyküsü değildir, olmamalıdır da.

07 Ocak 2022 Cuma, 00:03
Abone Ol google-news

KURMACA LABİRENTİ

Jay Parini’nin Benjamin Dar Geçitteki Aydın biyografik romanını okurken (*) aldığım notlar beni bir kurmaca labirentinde gezindirmişti.

Şimdilerde bu notları okurken, gördüm ki biyografik kurmaca üzerine yazdıklarım bende başka pencereler açmış. Bir yerde şunu demişim:

“Yazdığın her iki biyografik roman, senden anlattığından daha çoğunu bilmeni istiyor. Biri kendi tanıklığını katarak yazdığın (Adalet Ağaoğlu), diğeri (Oğuz Atay) başkalarının tanıklıklarını içeren (romans yanı daha sağlam) kurgusal anlatılar.

Kurgu yaşamsal gerçekliklere birebir bağlı kalmanı istemiyor senden. Ama belgesel bir anlatı kurmayı da göz ardı etmemek gerek. Kurgunun gerçeği ile yaşamsal hakikat arasındaki ince çizgiyi de bilerek yazmalı bir biyografik romanı.”

DÖNEMSEL / YAŞAMSAL BAĞLANTI NOTLARI

O okumamda açtığım bir başka defterde Sabahattin Ali ile Walter Benjamin arasında dönemsel / yaşamsal bağlantı notları düştüğümü, her ikisinin yaşamına dair bir kronoloji çıkardığımı belirtmeliyim.

Hatta bununla yetinmeyip, Sabahattin Ali ile ilgili Pertev Naili Boratav’ın yazdığı iki anı metnini (**) yeniden okuduktan sonra, ona dair yazacağım biyografik romanın girizgahı olabilecek “Sessizlikte”yi yazmıştım.

Orada anlatıcının hafızasındaki Walter Benjamin ile Sabahattin Ali’nin yaşamlarının “dar geçit”teki zamanlarını anlatmak istediğimi de notlamışım.

Şimdilerde gene Jay Parini’nin Borges ve Ben biyografik romanını okurken ister istemez onun Son İstasyon: Tolstoy’un Son Yılı anlatısına döndüm.

Özellikle bir yazarın yaşamı / yapıtı üzerine kurmaca bir roman yazmanın ne kadar biyografiyi içermesi gerektiği tartışmalı bir konudur, bence.

Kuşkusuz ele alınan yazarın / sanatçının yaşamıdır odaklanılan. Ama bu hiçbir zaman kronolojik bir yaşamöyküsü değildir, olmamalıdır da.

Geoff Dyer, hayran olduğu D.H. Lawrence’ın yaşamına dair kurmaca bir anlatı yazarken, biraz da biyografik romanın yazılma serüvenini anlatır.

David Lodge ise, Yazar, Yazar’da (gene aynı etkilerle / hayranlıkla) Henry James’in dünyasına taşır okurunu. Biyografi ötesi, ustalıkla yazılmış bir kurgusal anlatı çıkar karşımıza.

Reiner Stach, Kafka üzerine yazdığı kapsamlı biyografik yapıtıyla Kafka’ya dair yazılabilecek biyografik romanın ana kaynaklarından birini sunuyor bize.

BİYOGRAFİK ROMAN VE YENİ BİR ŞEY SÖYLEMEK

Kuşkusuz Kafka’nın yaşamı / yaşadıkları günlük ve mektuplarına yansıyanlar, yapıtlarının kuruluş öyküleri vb. bir araya getirildiğinde ona dair nasıl bir kurmaca yapıt yazılabileceğini belirleyenin aslında yazan kişinin olduğunu söylemeliyim burada.

Belki de biyografik roman dediğimiz bir türün ne olduğuna asıl buradan bakmamız gerekir. Ele aldığınız yazara / sanatçıya dair her bir şeyi yedirdiğiniz bir anlatı mı kuracaksınız, yoksa onun yaşamı / yapıtı ekseninden bir kesitle / bir izlekle bambaşka bir yapıt mı yaratmayı düşünüyorsunuz.

Doğrusu, kendi payıma, biyografik roman dediğimiz yazınsal türün eninde sonunda bir kurmaca olduğu, bunun yazara / yazarına daha geniş bir alan açtığını söylemeliyim.

BİYOGRAFİK ROMAN ASLA BİYOGRAFİ DEĞİLDİR!

Yazarın yaşamı / yapıtı ekseninde kurulsa da, yeni bir şey söylemektedir anlatıcı. Bazen görülmeyeni gören, hissedilmeyeni hissettiren, dile getirilemeyenleri dillendirendir.

Örneğin, yüzümü Sabahattin Ali’ye döndüğümde, Aziz Nesin’in bana anlattıklarını ne kendi yazdı ne de bir başkası.

Oğuz Atay üzerine, yakın çevresinde konuştuğum on iki kişi bugüne değin yazılmayan / bilinmeyen ne çok şey anlattı…

Adalet Ağaoğlu ile uzun söyleşi yaptığımız aylar boyunca anlattıklarının neredeyse yarısı söyleşi kitabımızda yer almadı…

Kuşkusuz biyografik roman gizem / sır / olay anlatımı üzerine kurulur diye bir şey yok. Kurmacanın gerçekliğine sadık kalarak yazılabileceğini düşünürüm.

Parini’nin Tolstoy üzerine söyledikleri, orada Tolstoy’un eşi Sofya Tolstoy’a ya da Çertkov’a dair dile getirdikleri birebir karşılığı olan şeyler olmayabilir de.

Özcesi, biyografik roman, üzerinde yeniden düşünmemiz gereken bir kurmaca türdür. Ama asla biyografi değildir. Biçimsel öz ile anlatının içeriğini belirleyen konu/izlek/kişi her daim bu türün özgün yanını belirler diye düşünüyorum.

(*) Benjamin: Dar Geçitteki Aydın / Çev. Can Kurultay, Nil Kurtulan / Ayrıntı Yay. / 360 s. / 2001.

Yeni basım: Karşılaşmalar: Bir Benjamin Romanı / Çev. Burcu Halaç / Kolektif Yay. / 388 s. / 2009.

(**) Sabahattin Ali / Filiz Ali, Atilla Özkırımlı / De Yay. / 416 s. / 1986.

Meraklısına Notlar:

Geoff Dyer / Bir Hışımla: D.H.Lawrence’ın Gölgesinde / Çev. Seda Ersavcı / Everest Yay. / 248 s. / 2015.

Jay Parini / Son İstasyon Tolstoy’un Son Yılı / Çev. İlknur Özdemir / Merek Kitaplar / 304 s. / 2008.

Jay Parini / Borges ve Ben / Çev. İlknur Özdemir / Sia Yay. / 292 s. / 2021.

Reiner Stach / Kafka: Karar Yılları 1 / 660 s.; Kavrama Yılları: 2 / 701 s. / Çev. Sezer Duru / Sel Yay. / 2013.

David Lodge / Yazar, Yazar / Çev. Suzan Aral Akçora / Ayrıntı Yay. / 416 s. / 2011.