'Kıpırdamıyoruz'

İsmail Güzelsoy yeni romanı Kıpırdamıyoruz’da; aşkı, insan olmayı, bizi biz yapan değerleri ve ahlakı eski İstanbul’un dekor olduğu bir kıyamet senaryosunda ustalıkla anlatmış. Kıpırdamıyoruz, kötülük ve iyiliği yeniden tanımlayan, okura son günlerini yaşadığını sanan bir toplumun, nasıl bir psikolojiyle kaosa sürüklenebildiğini fotoğraflayan etkileyici bir roman.

23 Kasım 2021 Salı, 00:03
Abone Ol google-news

“Zaman kadar uzakta” diyor romanın kahramanı Settar, rüyasında uzaktan duyduğu bir sesi köpeği Dilidışarıda’ya anlatırken… Anlıyorum ki tek bir derdi yok bu hikâyenin. İyilik ve kötülüğün dışında zaman ve durmak da bu romanın ana tasası. Settar’ın “Kıpırdamıyoruz” dediği anlarda aklına kazıdığı insanların fotoğrafları da zamanın ve sırların bir dışavurumu. Bu hikâyede durmak, kıpırdamamak insanları, onların dertlerini anlamak aslında.

İsmail Güzelsoy, iyilik ve kötülüğün ne kadar da görece kavramlar olduğunu öyle bir anlatmış ki; Dilidışarıda’nın ailesini katleden görevlilerin kendilerini katil olmaktan soyutlayan umursamazlığı, bir anne köpeği ve yavrularını onların elinden kurtarmak isteyen küçük çocuğun saflığı bugün de kafamızı hangi yana çevirsek orada, yanı başımızda. Kötülük, kötülük yaptığına inanamayanların eylemi sanki, öyle sıradan, öyle gerekli… Başka çareleri, başka seçenekleri yokmuş gibi.

Eski İstanbul da var Kıpırdamıyoruz’da eski İstanbul’un insanları da… Birkaç güne kıyamet kopacak iddiasıyla karışan şehri anlatırken seyretmeye doyulamayan bir manzara gibi 40’ların, 60’ların İstanbul’u. Zamanın bize unutturdukları da yer almış kitabın satırlarında.

KELİMELER BİRİKTİRMEK

Bir zamanlar İstanbul bir direksiyonu ya kalası kendine araba yapmış insanların da sokaklarıydı meselâ. Güzelsoy “Gündüz ve gece, hiç¸ durmadan trafikte I·stanbul’u turalayan Murat’ın kalastan arabasının önünde bir Chevrolet arması vardı” diye anlatırken Şevrole Murat’ı; sahi hayalden arabalarıyla caddeleri turlayan bu insanlar nereye gittiler diye düşünmemek işten bile değil.

“Bir hayatım daha olsa, kelimeler biriktirirdim” diyen kendine ait olmayan bir hikâyeye inandırılarak büyümüş Settar’ın kıyametin kopmasına günler kala kendini arama yolculuğu yer yer yaşanan doğaüstü olaylarla okuyanı ürpertiyor ama aşkın kendiliğinden var olduğunu anlattığı satırlarla da iç ısıtıyor.

Hayatı incinmiş ruhlar bahçesi olarak algılayan Settar’ın fotoğraflarını çektiği insanlar yani hepimiz özelinde söylediği gibi “Fotoğraf çektiren herkes zamanda seyahat eder”.

FAAL KÖTÜLÜK, PISIRIK İYİLİK!

Kıpırdamıyoruz’u okurken küresel bir pandeminin tam ortasında maskeli, mesafeli yeni hayatlarımıza bakıp; kıyameti her an yaşıyor olduğumuz ihtimalini düşünmeden edemedim. Her şeyin birbirine girdiği, yalanla gerçeğin ayırt edilemediği, eskinin ahlakını, saygısını arar olduğumuz bu yeni dönemde de romanın baş kahramanı olan Settar’ın babasının şu sözleri aydınlatmaya yetiyor içinde bulunduğumuz çıkmazı:

“Ko¨tu¨lu¨k, acz ile onu temaşa edenlerden kuvvet alır. Ko¨tu¨lu¨k ile iyilik arasında ne fark var, biliyor musun? Ko¨tu¨lu¨k faaldir, iyilik pısırık ve korkaktır. Faal iyiliği icat etmeli”.

“Zehirli bir ırmaktı zaman… Kıyısına çıkamadığımız bir nehir ne boğulduk ne kurtulduk” diye anlatmış İsmail Güzelsoy zamanın acımasızlığını. İyilikle kötülüğü, her şeye rağmen kendini arayan insanların var olduğunu da kopacağına sorgusuz sualsiz inanılan kıyamet iddiasıyla.

Kıpırdamıyoruz / İsmail Güzelsoy / Doğan Kitap / 328 s.