Kopuş anlarına yolculuk...

Murat Gülsoy, Can Yayınları etiketiyle okurla buluşan, yedi uzun öykünün yer aldığı yeni kitabı Belirsiz Bir Ânın Kıyısında’da okuyucuları yine öykü atmosferine ustaca çekerek duygu ve düşünce dünyalarında etkileyici bir iz bırakıyor.

22 Eylül 2021 Çarşamba, 00:02
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: EMRE YUNUSOĞLU

GERÇEKLİĞE FARKLI BAKIŞ AÇILARI

Cortazar, Edebiyat Dersleri ismiyle dilimize çevrilen kitabında anlatılan öykünün ötesine gitmekten söz eder:

“Bir çiftin ya da bir ailenin davranışları ve yaşamı gerçekçi bir biçimde gösterilebilir ama öykü unutulmaz olanı ancak, bize anlatılanın yanı sıra öyküde olan bitenin, bizzat öykünün içinde açıklanması gerekmeden, kahramanların zihnine, psikolojisine, derin kişiliğine girmemizi sağladığında başaracaktır.”

Murat Gülsoy da bildiğimiz gibi, gerçekçi bir atmosferin içinde öykü kahramanlarının günlük yaşamını oldukça canlı sahnelerle anlatırken zamansal kırılmalarla ya da yatay anlatıda farklı dikey katmanlar oluşturarak gerçekliği farklı bakış açılarıyla yorumlayan bir yazar.

Okuru öykü atmosferine ustaca çekerek duygu ve düşünce dünyalarında etkileyici bir iz bıraktığı ve yedi uzun öyküsünün yer aldığı Belirsiz Bir Ânın Kıyısında (Can Yayınları) isimli yeni kitabında da kendine özgü üslubuyla yine gerçeklik algısını sorgulayan postmodern anlayışın izlerini görüyoruz.

KOPUŞ ANLARINA ZİHİNSEL BİR YOLCULUK!

Öyküleri okurken karakterlerin psikolojik handikaplarına, yaşama ve insana dair deneyimlerine, çocukluk ve şimdi arasındaki ince köprüde yürürken yaşadıkları kopuş anlarına akıcı bir dille tanık olurken zihinsel bir yolculuk da yapmış oluyoruz.

Genel olarak insanın iradesiyle kaderin cilvesi arasında sürüp giden savaşın belki de bir üst aklın kurguladığı bir hikâye olduğunu düşündürüyor Belirsiz Bir Ânın Kıyısında’ki öyküler.

Kitabın ilk öyküsü Sınav Sabahı. Tesadüflerin kadere dönüştüğü, kahramanın ölüme yaklaşırken gördüğü düşlerle bambaşka kapıların aralandığı, oyunun ne zaman bitip gerçeğin ne zaman oyuna dönüştüğü gibi sorular sorduran bir öykü.

Zihinsel bir yolculuk olduğunu anladığımız canlı, sürükleyici sahnelerle kahramanımız Ömer’in, yetişmesi gereken bir sınavla yaşamını sorgulamasına ve ölümün kıyısından yeni bir doğumu müjdeleyen bir anlayışla dönüşüne tanık oluyoruz.

UZUN ÖYKÜ TÜRÜNÜN YETKİN BİR ÖRNEĞİ

Çağdaş edebiyatımızda öykü türünün giderek kısaldığını, kısa anların tanıklığını yapan öykülerin kitap raflarında çok fazla yer aldığını, kahramanın ve hikâyenin dünyasına daha ayrıntılı bir bakış sağlayan uzun öykülerin giderek daha az yazıldığını görüyoruz.

Uzun öyküyle uzatılmış öykünün bambaşka şeyler olduğunu vurgulayarak Murat Gülsoy’un bu kitabında yer alan her öyküde bambaşka konu ve karakterlerle uzun öykü türünün yetkin bir örneğiyle karşılaştığımızı söyleyebilirim.

Kitabın ikinci öyküsü Trapped, bellek, deneyim, tesadüf ve belirlenimci kadercilik anlayışlarını, kurgunun “oyun içinde oyun” olduğu düşüncesiyle sorgulayan bir öykü.

Gerçek, yaşamı algılayışımızdaki yönelimlerimiz midir? Oyun nerde başlar nerde biter? İzlediğimiz film geleceğimiz olabilir mi? Bütün yaşamımız büyük bir deneyin parçası olabilir mi? Belki de tüm bunlar bir rüyadır ve her öykü rüyaya açılan bir kapıdır.

Üçüncü öykü olan Seçilmiş’te ise yazar çok fazla yanıt aramakla deliliğin sınırları arasındaki bulanık sınırda gezdiriyor okuru.

Çok kullanılmaktan anlam yitimine uğramış bir sözcük olarak yabancılaşma, zihinsel bir bulanıklığa dönüşerek insanın gerçeklik algısını yitirmesine neden olabilir mi? Kim özel biri olduğunu düşünmez ki?

Elbette sırlarımız çoğaldıkça görev ve sorumluluk bilincimiz de pekişecektir.

Henüz bilmediklerimizse içimizdeki ilkel korkuyu çoğaltıyor: “Kahramanın çevresindeki dünyanın sahte bir gerçeklik olduğu çok film izledim. Her yıl en az bir tane. Biliyorum, bu da oyunun bir parçası. Beni sınıyorlar. Hiç durmadan bana benim hikâyemi anlatıyorlar. Anlayıp anlamadığımı ölçüyorlar. Kimler? Henüz bilmiyorum. (…) Onlar basit yaratıklar ama onları yollayanlar? Onlardan korkuyorum.” (s.95)

SARSICI BİR ÖYKÜ: ‘BABANIZ GELDİ’

Babanız Geldi isimli öyküde, hepimize tanıdık gelen bir orta sınıf ailenin kahramanları, öğretmen bir baba, iki farklı yaradılışa sahip kız kardeş ve her anneye biraz benzeyen bir anne ile aile içi ilişkiler işleniyor.

Buraya kadar okunan her satırda o kurda gerçekçi bir öykü izlenimi yaratırken ölmüş olan babanın gerçekten ölümün tozu toprağıyla salonda yattığı anlaşılınca bambaşka bir gerilim kazanıyor öykü.

Kitapta yer alan öyküler içinde en çok beğendiğim, sahnelerin gerçekçiliği ve okurda yarattığı etki açısından da anlatıdaki kırılmaların şaşırtıcılığı açısından da çok sarsıcı bulduğum bir öykü Babanız Geldi.

“Annem söylediklerimi anlamamış gibi, başına büyük felaket gelmiş insanlar gibi başını sallıyor, eliyle dizine vuruyor, bense… Ben? Ben ne düşüneceğimi şaşırdım. Aklımın içinde kendi çığlığım yankılanıyor, keşke ağzımı açsam ve o çığlığı dışarıya bıraksam. Duvarlara çarpa çarpa dağılsa, kırsa, yok etse her şeyi!” (s.136)

HEYECAN VERİCİ BİR OKUMA DENEYİMİ

Unheimlich, Anestezi ve Geschwind Sendromu isimli diğer öyküler de belirsiz anların kıyısındaki kahramanların bilinç ve bilinçdışı dünyalarından sesleniyor okura.

Zamanın insan zihninde yankılanan anlara bölündüğü, gerçekliğin sonsuzlukla çarpıştığı, soruların bazı tesadüflerle mucizevi yanıtlara kavuştuğu, rüyaların yaşanmışlıkla aynı düzlemde var olabildiği öyküler Murat Gülsoy’un usta kalemiyle heyecan verici bir okuma deneyimi vaat ediyor.

Öyküseverlerin kaçırmaması gereken bir kitap.

Belirsiz Bir Ânın Kıyısında / Murat Gülsoy / Can Yayınları / 264 s. / 2021.